Gönderen Konu: Sulu dereye götürüp susuz getirmek  (Okunma sayısı 5118 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Hiperaktif Toyotacı
  • ***
  • Araç: Rav 4
  • Kan Grubu: A-
  • Kilometre: 125000
  • Model Yılı: '14
  • 3 kere teşekkür etti
  • 28 kere teşekkür edildi
Sulu dereye götürüp susuz getirmek
« : Ağustos 10, 2010, 13:46:26 »
Sulu Dereye Götürüp Susuz Getirmek
 
Kavacıklı Emin Ağa vilayet konağının merdivenlerini tırmanırken iki kez durup soluklandı. Kocamışız besbelli diye iç geçirdi. Eskiden olsa alt basaktan üst kata yüz kere inip çıksa bana mısın demezdi. Özel kalem müdürünün odasında oturacak yer yok gibiydi. Eşraftan ziyaretçiler koltuklara gömülmüş, sıralarını beklerken serbestçe sohbet edip gülüşüyorlardı. Köylüler sandalyelerin ucuna ilişmiş, valinin huzurundaymış gibi şapkalarını iki elleriyle dizleri üzerinde kavramış edeplice oturuyor, boyuna terliyorlardı. Evrak imzaya getirmiş iki odacı köylülere biraz yüksekten bakarken eşrafla göz göze geldiklerinde toparlanıyor, sohbeti kesiyorlardı.
                Özel kalem müdürü Emin Ağayı görür görmez buyur edip yer göstermek için doğruldu. Emin Ağa lazım gelmez dese de kaldırılan köylünün sandalyesine oturtuldu. Kavacık`tan sabah ezanı okunmadan yola çıkmış, Araç`tan posta arabasına bindiği gibi Deve bağırtan yokuşu, Diphan, Eflanilioğlu Hanı, Gelersin Hanı derken vilayeti tutmuşlardı. Neşet` in burunlu külüstürü tozuttuğu şosenin yarı tozunu dışarı yarısını içeri verdiğinden Emin Ağa` nın hakkına düşen de üstündeydi. Silkinmeden, tozunmadan girdik huzura islikten çıkmış gibi  diye düşündü.  Odadakileri tek tek süzdükten sonra camdan dışarıyı seyretmeye başladı. Karşı tepede Kastamonu Kalesi ibiye binmiş hobu gibiydi. Kaleden aşağıya çay boyuna kadar şehrin öte geçesi ayakaltındaydı. Nasrullah camisinin küt minaresine, çifte şadırvanında abdest alanlara, su içenlere baktı uzun uzun. Güz bu yıl erken geldi, ardından da kış ayağını uzatır diye geçirdi içinden.
                Araç`ta köylüsünden kasabalısına İgdir`inden Afşar`ına, Boyalısına Emin Ağanın bilmediği olmazdı. Belediye Başkanı Macaroğlu Adil Bey`den Kaymakamına, hakiminden savcısına her makamın kapısı Emin Ağa`ya ardına kadar açıktı. Bazen odacıları çarşıya salar, Emin Ağa`yı bulmadan dönme derlerdi. Cuma pazarında Kavacıklı Kara Emin için odacılar Patahmetlerin hanından Ayanoğullarının hanına dört dönerlerdi. Emin Ağanın maytaplığına, hoşum hoşum laf atıvermesine doyum olmazdı. Emin Ağa laf için komşuya gitmeyenlerden, ağzına doğuverenlerdendi. Kasabalısından köylüsüne her hanenin cirini civeğini, huyunu suyunu, ekmeği yenecek, kahvesi içilecekleri, semtine uğranmayacakları evlerindeki kaşığına kadar eksiksiz bilir, ona göre davranırdı. Kavacık`ta köy odasına yanladığında Hay uşaklar, benim Araç kazasının her köyünde, her obasında eşiğim de, döşeğim de, sofrasında kaşığım da hazır deyişini başlarıyla onaylayan köylüleri bu sözlerde abartma olmadığını bilirlerdi.
                Emin Ağanın bakışları Nasrullahtan Aşir Efendi hanına, ardından Kurşunlu hana kaydı. Cem Sultan Bedesten`inin yanında da buradan görülmüyor ama "h a c ı" Şükrü Usta` nın aşçı dükkanı olacak diye içinden geçirirken acıktığını hissetti. Olacağı bu, sabah tarhana tasına dibini buluncaya kadar kaşık çaldık ama epey tekke türbe geçtik, hayli zaman oldu diye düşündü. Askerlik Şubesini, Postaneyi, Ziraat Bankasını göz ucuyla süzdükten sonra odanın içine döndü. Tavana, halıya, duvardaki resimlere ilk kez görmüşçesine merakla inceden inceye bakmaya, ayrıntıları keşfetmeye başladı. Özel kalem müdürünün;
                -Emin Ağa vali beyim seni bekliyor, sesiyle toparlandı.
 Muşamba kaplı ara kapıdan iki ellerini önüne kavuşturarak ilerledi. Vali Fatin Bey masadan kalkıp geniş odanın ortasında karşıladı konuğunu. Emin Ağa iki eliyle yarı bükülü;
                -Oh benim vali beyim, diyerek eline sundu. Fatin bey atik davranıp konuğuna el öptürmedi, elini sıkıp sırtını sıvazladığı Emin Ağa` yı koltuğa buyur etti.
                Dereden bükten, danadan biçikten, harmandan hasıldan, sığırdan sıpadan hayli söz edildi. Yeni Kaymakamdan kıdemli belediye reisine, Deli Hakimden Orman İşletme müdürüne kadar, geçen ziyaretten bu yana biriken Araç havadislerini de bir tamam Fatin beye deyiverdi Emin Ağa. Lafın soluklanacak yerlerinde höpürtüyle içtiği kahvesindeki son yudumun soğukluğu zamanı hatırlattı Emin Ağa` ya:
                -Vali beyim sabahtan beri benim gibi bir semeyi dinleyip duruyorsun. Allasen senin
hiç işin gücün yok mu? deyince Fatin bey makaraları koyuverdi. Kendi lafını beğenmiş olmalı ki, ardından da Emin Ağa.
                Özel kalem müdürü kahkahaları duyunca yüzüne yayılan geniş gülümsemeyle ardına yaslandı. İş tamam, akşama kadar yeter bu. Fatin bey kimseye kızmaz, bağırmaz, azarmuk yemeyiz bugün Emin Ağa sayesinde diye sevindi.
                Emin Ağa;
                -Vali beyim, küçüklerden kusur, büyüklerden af. Bu gün senin kafanı epeyi kösereye tuttuk, bağışla diyerek makamdan geri geri giderek çıkarken Fatin bey ardından merdiven başına kadar gelerek konuğunu yolcu etti.
                Valinin yanında hayli uzun kalan,  kahkahalar atan, teklifsizce konuşup, sen diye hitap eden üstü başı dökülen bu köylüye Fatin bey` in ilgisi koruma Polisi Selahattin Efendiyi epey şaşırtmıştı. Koskoca vali tarafından merdiven başına kadar uğurlanmasına, ayrılırken iki asker arkadaşıymış gibisinden teklifsiz hallerine epeyce de kızmıştı. Senelerin idarecisi Fatin Bey Selahattin` in içinden geçenleri, Emin Ağa` ya bakışından, duruşundan anladı. Önceki koruması Hulusi` nin tayini çıkınca aşağıdan gönderilen Selahattin Fatin Beyle Kara Emin` in tuz ekmek dostluğundan haberdar değildi. Makamına girmeden Selahattin` e dönüp;
                -Oglum, bu adama Araç Kavacık Köyünden Kara Emin derler. Tam bir çarıklı erkanı harptir. Nice adamı sulu dereye götürür, damla içirmeden susuz geri getirir. Kepenek altında er yatar demiş atalarımız. Görünüşe aldanma deyip eşikten geçti. Ardından Selahattin` in belli belirsiz;
                -Efeyse beni de susuz getirsin, dediğini duyar gibi oldu. Geri dönüp ne dedin sen der gibi bakınca Selahattin bütün cesaretini toplayıp;
                -Beni susuz geri getiremez vali beyim deyiverdi. Vali bey dipten doruğa süzdüğü Selahattin` e hiçbir şey demeden Özel kalem müdürüne döndü:
                -Odacıyı yolla, Emin Ağaya yetişin, çağırdığımı söylesin!
                Vilayet konağının dış merdivenlerin son basamağında kendisine yetişen odacının telaşından, valinin kendisini çağırmasından bir olağanüstülük sezen Kara Emin az önce indiği merdivenleri tırmanırken valiyi koridorda görünce büsbütün şaşırdı. Bir çam mı devirdik yoksa bilmeden, bir edepsizlik mi ettik ola diye düşündü. Vali konuyu açınca soluğu genişledi. Fatin Beyin;
                -Yüzümü kara çıkarma Emin Ağa. Selahattin Efendiyi Nasrullah`a götürüp su içirmeden geri getireceksin! buyruğuna;
                -Hay hay vali beyim! Ondan kolay ne var, senin canın sağ olsun dedikten sonra polise, buyur efendi ağa, öne geç diye seslendi.
                Emin Ağa,  Vilayet meydanını, Kastamonu Lisesini, PTT` yi geçerken ilk kez görmüşçesine şaşkınlıkla etrafına bakınıyor,  arada bir tökezliyordu. Öyle ki birkaç kez yere kapaklanacakken Selahattin Efendi kolundan tuttu.  Kavacıklı kara Emin` in saflığına, sarsaklığına, ayrangevenliğine içinden gülmek geliyor, kendini zor tutuyordu.
                -Burası koskoca vilayet efendi ağa, senin Kavacık köyüne benzemez. Önüne ardına
bakarak yürü sözüne acınası bir saflıkla;
                -Doğru hay ağam, bizim oralarda gürgen kadı çam müftü. Laf ağzımızdan çıktı bir
kere. Sen bizim kusurumuza bakma diye cevap verdi.
                Selahattin Efendi Şadırvana yaklaştıkça yanında yürüyen saf köylüye neredeyse acımaya başladı. Hele Nasrullah köprüsünden karşıya geçerken Emin Ağa` nın Karaçomak deresi gözünü almış gibi sendelemesini, gelene geçene bakakalmasını görünce su katılmamış bir divane olduğuna karar verdi.
                Nasrullahın çifte şadırvanlarının şırıltıları kulağına gelmeye başlayınca Selahattin efendiyi bir gülmedir tuttu, hızlandılar. Abdest alan, su içen, tabureye oturup serinleyen insanların üzerinde uçuşan, şadırvanın horasandan yapılı çatısına yuva yapmış olan güvercin sürüsü inip kalkıyor, kanat çırptıkça uçuşan tüylerin bir kısmı da havuza düşüyordu.
                Selahattin Efendi şadırvan demirine zincirli bakır tası poyradan taşıncaya kadar doldurdu. Emin Ağaya dönüp, ağız hizasına kaldırdı. İçerken iyi bak saf köylü der gibiydi. Emin Ağa olacakların farkında değilmiş gibi olanca saflığıyla alnına bir şaplak attı: Derin bir eyvah çekti. Ardından da Artık kocadın, bunadın hay Emin Ağa diye hayıflanarak tabureye çömeldi.
                Edemedik, edemedik diye söylenmeye başladı. Selahattin Efendi tası yerine koyup merakla:
                -Neyi edemedik Emin Ağa, ne oldu?
                -Ne olacak Selahattin Efendi, Ben bunadım gayri. Bizden geçmiş. Bunadım ben
diye söyleniyordu. Selahattin Efendi üsteleyince iç geçirip, dizlerini döverek;
                -Söz temsili buradan kalkıp vilayete döndük. Sen içtim dedin, ben içmedi dedim. Arayı kim bulacak, hani şahit, hani ıspat?
                -Eee, ne olacak?
                -Olacağı vilayete dönüp odacılardan birini alıp gelmek. Ama içti, ama içmedi deyip arayı bulacak biri lazım. Şahitsiz iş olur mu hay Selahattin Efendi!
                -Eh, o zaman hadi bakalım gidip odacıyı alıp gelelim.
                -Demesi kolay efendi ağa, benim dizimde derman mı kaldı? Az soluklanalım, gideriz elbet.
                Selahattin Efendi bir an önce odacıyı alıp, şahit ispat işini tamam etmekten başka bir şey düşünmediği için Emin Ağa` nın dönüşteki neşesini, gelişteki yorgunluktan silkinip, tazı gibi sekişini fark edemedi. Emin Ağa içinden maniler okuyor, Göktepeden Aracın köylerini, Ilgaz çayını, Dadayın Ballıdağını, Goldan deresini seyreder gibi keyften geçiyordu.
                Fatin Bey gelen evrakları imzalarken ara verip, ikide bir pencereden Nasrullah tarafına göz atıyordu. Emin Ağa ile peşinden gelen Selahattin`i görünce kapıya yöneldi. Vilayetin cümle kapısından giren Emin Ağa hemen merdivenlere doğrulurken, Selahattin Efendi ilk rastlayacağı odacıyı götürmek üzere alt kata saptı. Emin Ağa merdivenleri yarılayınca vali beyi yukarıda bekler gördü. Üst kata çıkmayı beklemeden bağırmaya başladı:
                -Vali beyim, vallahi de içirmedim, billahi de içirmedim!
                Alt katta odacı bulamayan Selahattin Efendi merdiven başında bekleyen Fatin Beyi görünce açıklama gereğini duydu:
                -Vali beyim odacı almaya geldik de, bulunca tekrar gideceğiz.
                -Niye oğlum, tası ağzına odacı mı tutuverecek?
                -Yok vali beyim, içip içmediğimizi doğrultacak!
                Fatin bey kısadan sordu:
                -Oğlum sen su içtin mi, içmedin mi?
                 -Vali beyim şimdi gidince içeceğim. Odacı da ortayı bulacak!
                Emin Ağa kıs kıs gülüyor:
                -Nasrullah`ın suyu bitmez Vali beyim. Selahattin efendi daha çok su içer Nasrullah`tan diye zekleniyordu.
                Vilayet konağının üst katındaki alt katındaki daire müdürleri, memurlar, odacılar etrafını çevirip gülüşmeye, kikirdeşmeye başlayınca biraz işi anlar gibi olan Selahattin Efendi son kez;
                -Odacıyı alıp gidelim diye mırıldandı. Emin Ağa önce valiye baktı. Sonra etraftakilere. En sonunda yoldaşına yöneldi:
                -Selahattin Efendi, sen yolu belledin gayri, odacısız, kapıcısız, kılavuzsuz bulursun Nasrullahın yolunu! Kanasıya da içersin soğuk soğuk. Eh, gayri beni de hatırlarsın içerken. Ne de olsa vilayetten Nasrullah`a yoldaşlığımız var bu güne bu gün.
                Valiye temenna ederek konaktan çıkıp şehir merkezine yönelen Kara Emin` in  yürümesine bir başka kıvraklık gelmişti. Nasrullah meydanına değil de sanki Kırkpınar`da peşreve çıkmış gibi seki sekiveriyordu "h a c ı" Şükrü`nün dükkanına doğru.
                Selahattin Efendiyi sulu dereye götürüp susuz geri getiren Emin Ağa, bir yandan "h a c ı" Şükrü Usta` nın tiridine kaşık çalarken bir yandan da içinden “ Bir yar sevdim şu karşı ki konakta” türküsünü söylüyordu.

Av.Hüseyin ÖZBEK-İstanbul Barosu Genel Sekreteri
                                                                                        Kastamonupostasi.com'dan alıntıdır.
 
 

Toyota Club Türkiye

Sulu dereye götürüp susuz getirmek
« : Ağustos 10, 2010, 13:46:26 »

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Efsane Toyotacı
  • *****
  • Araç: Corolla
  • Kan Grubu: A+
  • 1 kere teşekkür edildi
Ynt: Sulu dereye götürüp susuz getirmek
« Yanıtla #1 : Ağustos 10, 2010, 14:10:58 »
erindim hepsini okumaya... vakit kısa... paylaşım için sağolun...
Ev Alma... Toyota Al...

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Eski Toprak Toyotacı
  • *****
  • chappuler
  • Araç: Corolla
  • Kan Grubu: 0+
  • 34 kere teşekkür etti
  • 52 kere teşekkür edildi
Ynt: Sulu dereye götürüp susuz getirmek
« Yanıtla #2 : Ağustos 10, 2010, 14:58:11 »
hastalardan dolayı biraz uzun sürdü ama hepsini okudum.... çok keyifli bir hikaye elinize sağlık...

bu arada kastamonunun her köşesini de hatırladım okurken... :D
Tüm üye ve üye olacakların dikkatine! lütfen forum kurallarını gözden geçiriniz....
http://www.toyotaclubtr.com/index.php?topic=3.0
"Bir insanın bildiğini zannettiği bir şeyi öğrenmesi imkansızdır..."

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Efsane Toyotacı
  • *****
  • Araç: Yaris
  • Kan Grubu: 0+
  • Kilometre: 158000
  • Model Yılı: '08
  • 5 kere teşekkür etti
  • 24 kere teşekkür edildi
Ynt: Sulu dereye götürüp susuz getirmek
« Yanıtla #3 : Ağustos 10, 2010, 19:23:45 »
hastalardan dolayı biraz uzun sürdü ama hepsini okudum.... çok keyifli bir hikaye elinize sağlık...

bu arada kastamonunun her köşesini de hatırladım okurken... :D

Özet geçebilir misin Hande ablacım yaa :P
''Çocukları, yasaların ulaşamayacağı yerlerde saklayınız."

 dissapointment=expectations/reality