Çoğumuz hayvan kelimesini birilerine yakıştırır veya ağzımızdan hemen ''hayvan gibi'' sözünü çıkartıveririz. Güncel örnek verirsek; Trafikte size makas atan birisine beyinsiz demeyiz de, hayvan gibi deriz. Sizi tampon mesafesinden takip eden olursa yine aynı hayvan kelimesini veya o kelimeyi çağrıştıran diğer bir kelimeyi söyleriz. Sadece hayvan kelimesine odaklandığımız ve hayvanları pek sevemediğimiz için kendi yaptıklarımızı görmemezlikten geliriz.Yine trafikte birbiri ile yarış eden veya yol vermeyen birisi diğeri tarafından öldürülüyor.Oysa, doğada yaşayan en vahşi hayvan bile yaşadığı ortama uymakta ve insanlar gibi işkence yapmamaktadır.Unutulmaması gereken bir şey varsa insanların hayvanlardan çok daha vahşi olduğudur. Maymunlarla güvercinler, kedilerle köpekler, atlarla köpekler ve daha bir çoğu yaşamı kavgasızca paylaşıyorsa biraz derin düşünmemiz gerekmez mi?
Acaba gücümüzün yettiği için mi, yoksa ağzı olup dili olmadıkları için mi, acaba onların bakışlarını anlamadığımız için mi, hayvan gibi diyoruz?
İşte insan mı, hayvan mı, hangisi iyi örnek? Aşağıdaki yazının doğru bir örnek olduğunu düşündüğüm için paylaşmak istedim.
1960'ların ortalarında makak maymunları üzerinde bir deney yapıldı. Maymunlara, yiyecek elde etmeleri için bir kolu çekmeleri gerektiği öğretildi. Maymunlar bunu öğrendikten sonra bitişik kafese ikinci bir maymun kondu. Birinci maymun yiyecek elde etmek için ne zaman kolu çekecek olsa, ikinci maymuna şiddetli bir elektrik şoku veriliyordu. Birinci maymunun, yemeğini elde etmesi için diğer maymunun acı çekmesi gerekiyordu.
Maymun ne yaptı dersiniz?
Çok 'insancı' bir davranışla kolu çekmeyi bıraktığı için kendisine yemek verilmedi ve birkaç gün aç kaldı.
Eğer maymunlar arasında daha önceden gelen bir kafes arkadaşlığı varsa, birinci maymun kolu çekme konusunda daha da isteksiz oluyordu. Yan kafese konan hayvan maymun değil de başka bir türse, isteksizlik azalıyordu.
Şok veren birinci maymun bu deneye daha önce katıldıysa ve kendisi de geçmişte şoka maruz kaldıysa, yani karşısındakinin başına gelenleri kendisi bizzat deneyimlediyse, başkasına elektrik şoku verme konusunda daha da isteksiz davranıyordu.
Bu arada Stanley Milgram adında bir sosyal psikolog başka bir deney üzerinde çalışıyordu. Deneyin amacı, insanların otorite figürlerine
karşı davranışını saptamaktı.
Milgram'ın 1983'te yayımlanan 'Otoriteye İtaat' adlı kitabında anlattığı deneyde, maymunların yerine insanlar kullanıldı. İnsanlardan, bir camdan izledikleri başka bir insana elektrik şoku vermesi istendi. Bu emri veren beyaz önlüklü bir 'otorite figürü' idi. Emri uygulayan insanlar 'şok verilenlerin' acı içinde kıvranmasından pek etkilenmeden (gerçekten bir şok verilmemişti tabii) emre uymaya devam ettiler.
Emre uymayan maymunlar aç kalacaklarını biliyordu, buna rağmen emre uymadılar. İnsanların aç kalma gibi bir yaptırımla karşılama tehlikesi de olmadığı halde emre uydular. Sırf emir yüksek yerden geliyor diye! Ve şok verme işini defalarca yaptılar!
Bunlara da 'hayvan gibi insan' mı demeli!
'İnsan doğası' diye bir şey var mıdır, bilmiyorum. Aslında çok tartışmalı bir kavram. Erik Fromm 'İnsan Yıkıcılığının Anatomisi' adlı kitabında bu konuyu uzun uzun tartışır, sonunda 'insanlık durumundan' kaynaklanan bir 'insan doğasının' varlığını kabul eder.
Eğer insan doğası varsa ve bu doğa kendisini (bu deneylerde de gözüktüğü gibi) yıkıcılık, acımasızlık, kelbilik biçiminde gösteriyorsa, vay halimize!
Demokrasi, özgürlük, yaratıcılık için mücadele edenler sonunda kaybedecekleri bir yarışın içindeler demektir.
Bilim, ekonomi ve teknoloji bakımından insanlık en gelişmiş çağını yaşıyor. Ve bu çağın en gelişmiş örneklerinden birisi Amerika. Bu gelişmiş örneğin Vietnam'da, Hiroşima'da, Irak'ta yaptıklarına bakınca insanın umudu kesiliyor doğrusu. Bir diğer 'gelişmiş' bir örnek de Nazi Almanya'sı değil miydi? Ve Stalin Rusya'sı?
Hangi hayvan türü acımasızlık konusunda biz insanlarla yarışabilir ki?
Bu ALINTI'yı okuduktan sonra hayvanlarla ilgili örnekleri daha iyi değerlendireceğimizi umuyorum!