Anket

Yurt dışından yabancı yatırım gelmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

İyi olur
Kötü olur
Detaylarına bakmak lazım
Fikrim yok

Gönderen Konu: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji  (Okunma sayısı 689 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Site Yöneticisi
  • ******
  • Deus ex machina
  • Araç: Başka Marka
  • Model Yılı: -
  • Kan Grubu: A+
  • 2610 kere teşekkür etti
  • 2962 kere teşekkür edildi
Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« : Ekim 15, 2020, 17:26:43 »
Selam;
Bazı başlıklarda genişleyen konuların ilgili şekilde bu başlık altında paylaşılmasında, o konuların bütünlüğünü bozmamak adına daha faydalı olacaktır.

Burada sonuçta bazı bilgiler ve öne sürülen görüşler tartışılıyor. Zaten bu tartışmalar olmalı ki, konu çok yönlü olarak ele alınabilsin.

Yurt dışına yatırım yapmama düşüncesi, Türkiye'de yatırım yapan ya da yapmayı düşünen yurt dışı menşeli firmalar için de geçerlidir sonuçta. Ancak ticari yönden her ne kadar bazı temel öncelikler gözetilse de, bir küreselleşme de mevcut. Bu durumda, yurt dışında neyin yatırımı yapılacağı önem kazanıyor. Belli algılar ile, öznel olarak konulara bakmak da çok stratejik bir yaklaşım olmaz.
 Bir bilgi paylaşıp, devamında bakış açısı getirelim. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında, iktisat kongresi ile de belirlenen bir ticari yaklaşım vardı, o da liberal ekonomi idi. Yani şu anda uygulanmaya çalışılan ekonomi tarzı. Ancak sonra görüldü ki, bazı stratejik sektörlerde, ya da büyük kapital ihtiyacı olan yatırımlarda, özel sektör çok da istekli olmuyor. Dolayısı ile, dönemin karar vericileri, dediğim dedik değil, gerçeklere göre hareket tarzını seçip, karma ekonomi modeline geçiş yapmıştır. Sonuç olarak bir çok sanayi kuruluşu bu şekilde kurulmuştur.
Burada bir soru ekleyelim, doğrusu, sahip olduğunuz üretici kuruluşları kendinizin işletmesini mi tercih edersiniz, yabancı firmalara satmayı mı?
Bu noktada şunu da düşünmek gerekir, kim, nerede, neden yatırım yapsın? Yani ülkemizde yabancı yatırım her daim avantaj mı, yoksa seçici mi olmak gerekir?

Toyota Club Türkiye

Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« : Ekim 15, 2020, 17:26:43 »
 

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Moderatör
  • *****
  • Boğulduğum denize zaafım bitiyor...
    • XenForo Destek Forumu
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '15
  • Kilometre: 73100
  • Kan Grubu: 0+
  • 668 kere teşekkür etti
  • 561 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #1 : Ekim 15, 2020, 19:46:14 »
Türkiye Cumhuriyetinin imkanlarının fazlasıyla olmasına rağmen artık televizyonlarda denildiği gibi dış güçlerin oyunu mu yoksa iç güçlerin oyunu mu bunu kimse bilemez ama fazlasıyla kısıtlıyız.
Sanayi gücümüzün olmasına rağmen sanayide hiç bir şekilde iş yapamamız hayvan ve tarım da fazlasıyla güçlü olmamıza rağmen kısıtlanması ve dış ülkelerden sürekli sevkiyat yapılması çok çok acı bir şey.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Efsane Toyotacı
  • *****
  • Araç: Corona
  • Model Yılı: '93
  • Kilometre: 350000
  • Kan Grubu: A+
  • 239 kere teşekkür etti
  • 1258 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #2 : Ekim 16, 2020, 00:24:58 »
Devlet yönetmek öyle kolay iş değil devletler arası karşılıklı iş dialogları,ticari antlaşmalar karşılıklı ürün ticaretleri vs oluyor,herşey bir anda olmuyor malesef daha yakın tarihte suyu,yolu,okulu,elektriği,telefonu olmayan köyler vardı şuanda herkesin elinde milyarlık telefonlar,arabalar,evler,hatta ikinci arabalar ikinci evler var ülke bir anda sıçrama tahtasına çıkmış gibi oldu,bazı zorluklar atlatılabilmek için bazı tavizler verilmek zorunda bir nevi santranç oynar gibi şahı ilerletmek için piyonkardan feragat etmek gerekebilir,
Zamanında bizi doğalgaz ile tehdit eden Rusya bugün Azerbaycan nın yanında durduğumuz için bize birşey diyemiyor,çünkü artık ağır makinalarla veya savaş uçaklarıyla koruma işi bitti ya diplomatik olarak savaşacaksın (en önemli si diplomatik savaş) yada İHA veya SİHA ile savaşacaksın çok şükür her ikisindede güçlüyüz, Türkiye bölgede adından söz ettiren güç haline geldi rüştünü ıspatladı ve bu yolda durmaksızın hızla ilerliyor,
Daha sırasıyla birçok gelişmelerde olacak bugün bu zorluklar çekilmezse yarın gelecekte yine geride kalmış olarak devam ederiz nasılki şuanda 1915 te dedelerimizin çektiği cefanın bizler şuanda bu cennet vatanda yaşayarak sefasını sürüyorsak gelecektede bizim çocuklarımız veya torunlarımız bu günlerde çekilen cefanın sefasını sürecekler,devleti yönetirken stratejik düşünmek zorunluluktur yoksa ilerlemeden önünüzü keserler yükseltmemek için ha bire tepeden tokmak gibi vururlar,
Anılcım son olarak tarımda ve hayvancılık ta geri değiliz Türkiye'deki ovaların hiç biri boş kalmıyor devamlı her mevsim ekiliyor ve yılda 4 ürüne kadar hasat yapılan yerler var,yazının başında dediğim gibi bizdeki yetişen ürünleri dünya pazarında satıp ksrşılıklı ticaret anlaşması yaptığımız ülkelerden başka ürünler alıyoruz buna mecburuz örnek olarak Rusya'ya domates satıp oradan gaz alıyoruz aynı zamanda üretilen yaş sebze veya baklagillerin birazı iç pazarada giriyor,sen o Tv'de ki balon haberlere çok kulak asma millet nasıl olsa bihaber yapılanlardan salla gitsin mantığıyla haber yapılıyor bu ülke battı ekonomi çöküyor şöyle oldu böyle oldu diye haber yapanlara sormak lazım yıllardır aynı haberleri yapıyorlar ama daha batan ekonomi yok devlet hâlâ sosyal devlet olmanın hükümlerini yerine getirmeye çalışıyor,bu yazıyı okuduktan sonra TL nin alım gücü düştü diyenler olacak eskilerden örnek verenler olacak ama devalüasyon tüm dünyada oldu evet biz fazla etkilemiş olabiliriz ama bunların hepsi Türkiye'nin önünü kesmek için yapılan hamleler ama yinede ülke güçlü şekilde ilerlemesine devam edecektir yeterki ülkemize beyin zeka yatırımı yapacak sağlam nesiller yetiştirelim.
TOYOTA CORONA 3S FE
BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN UĞRUNDA AKAN KANDIR TOPRAK EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR.
EMNİYET KURALLARINA UYALIM UYMAYANLARI UYARALIM.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Hiperaktif Toyotacı
  • ***
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '03
  • Kilometre: 141000
  • Kan Grubu: 0+
  • 56 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #3 : Ekim 16, 2020, 20:30:22 »
 Bence birçoğunu kesinlikle kendimiz işletmeliyiz ki stratejik konularda yabancılar bilgi ve söz sahibi olmasın. örnek: tank palet fabrikası, türk telekom, madenler, tarım vb. özel sektörün gücü yetmiyorsa devlet desteklemeli.
 

Mesaj Birleştirildi: Ekim 16, 2020, 22:20:24
Devlet yönetmek öyle kolay iş değil devletler arası karşılıklı iş dialogları,ticari antlaşmalar karşılıklı ürün ticaretleri vs oluyor,herşey bir anda olmuyor malesef daha yakın tarihte suyu,yolu,okulu,elektriği,telefonu olmayan köyler vardı şuanda herkesin elinde milyarlık telefonlar,arabalar,evler,hatta ikinci arabalar ikinci evler var ülke bir anda sıçrama tahtasına çıkmış gibi oldu,bazı zorluklar atlatılabilmek için bazı tavizler verilmek zorunda bir nevi santranç oynar gibi şahı ilerletmek için piyonkardan feragat etmek gerekebilir,
Zamanında bizi doğalgaz ile tehdit eden Rusya bugün Azerbaycan nın yanında durduğumuz için bize birşey diyemiyor,çünkü artık ağır makinalarla veya savaş uçaklarıyla koruma işi bitti ya diplomatik olarak savaşacaksın (en önemli si diplomatik savaş) yada İHA veya SİHA ile savaşacaksın çok şükür her ikisindede güçlüyüz, Türkiye bölgede adından söz ettiren güç haline geldi rüştünü ıspatladı ve bu yolda durmaksızın hızla ilerliyor,
Daha sırasıyla birçok gelişmelerde olacak bugün bu zorluklar çekilmezse yarın gelecekte yine geride kalmış olarak devam ederiz nasılki şuanda 1915 te dedelerimizin çektiği cefanın bizler şuanda bu cennet vatanda yaşayarak sefasını sürüyorsak gelecektede bizim çocuklarımız veya torunlarımız bu günlerde çekilen cefanın sefasını sürecekler,devleti yönetirken stratejik düşünmek zorunluluktur yoksa ilerlemeden önünüzü keserler yükseltmemek için ha bire tepeden tokmak gibi vururlar,
Anılcım son olarak tarımda ve hayvancılık ta geri değiliz Türkiye'deki ovaların hiç biri boş kalmıyor devamlı her mevsim ekiliyor ve yılda 4 ürüne kadar hasat yapılan yerler var,yazının başında dediğim gibi bizdeki yetişen ürünleri dünya pazarında satıp ksrşılıklı ticaret anlaşması yaptığımız ülkelerden başka ürünler alıyoruz buna mecburuz örnek olarak Rusya'ya domates satıp oradan gaz alıyoruz aynı zamanda üretilen yaş sebze veya baklagillerin birazı iç pazarada giriyor,sen o Tv'de ki balon haberlere çok kulak asma millet nasıl olsa bihaber yapılanlardan salla gitsin mantığıyla haber yapılıyor bu ülke battı ekonomi çöküyor şöyle oldu böyle oldu diye haber yapanlara sormak lazım yıllardır aynı haberleri yapıyorlar ama daha batan ekonomi yok devlet hâlâ sosyal devlet olmanın hükümlerini yerine getirmeye çalışıyor,bu yazıyı okuduktan sonra TL nin alım gücü düştü diyenler olacak eskilerden örnek verenler olacak ama devalüasyon tüm dünyada oldu evet biz fazla etkilemiş olabiliriz ama bunların hepsi Türkiye'nin önünü kesmek için yapılan hamleler ama yinede ülke güçlü şekilde ilerlemesine devam edecektir yeterki ülkemize beyin zeka yatırımı yapacak sağlam nesiller yetiştirelim.
[/quote] Tarım  ve hayvancılık konusunda size katılamayacağım Ümit Bey. böyle güzel, geniş ve verimli toprakları olan bir ülkenin dışarıdan hayvan ve stratejik önemi olan buğday,  ayçekirdek, pamuk gibi ürünleri ithal etmek mecburiyetinde olması akla ziyan bir şey. şu anda un fabrikaları buğdayın çok az bir kısmını ofis ten alabiliyor, gerisini tüccarden almak zorunda ve sonuç son 2 ay içinde un ve yağ fiyatları inanılmaz arttı. ekmek te doğal olarak zamlandı. eskiden bizim buralarda 2-3 ürün ekilirken şimdi zorla 1 ürün ekilmekte. zaten az tarlası olan ya satıyır ya kiraya veriyor. gübre, mazot, tohum, ilaç fiyatları aşırı pahalı ve çiftçi gerçekten zor durumda. o balon dediğiniz haberler çok doğru herkes bihaber değil aksine herşeyin farkında.
 İHA ve SİHA konusunda çok iyi durumdayız ve bu gerçekten gurur verici inşallah daha da ileri gideriz. sağlık sektörün de de iyi durumdayız eskiye nispeten. SSK kuyruklarını unutmadı hiç kimse.. ama iyi olandan bahsedeceksek kötü yapılanları unuttuğumuz akla gelmesin.
   Elimizde ki birkaç bin tl lik telefonlar, evler, arabalar kapitalist sistemin bir sonucu, herkes kredi ve kredi kartıyla boğuşuyor resmen. eskiden paran varsa alırdın şimdi önce alıp sonra ödemek için çırpınıyorsun. sonuç robotlaşmış bir toplum. bu gelişmişlik dediğiniz ülkemize özel değil genel bir durum. her zaman tavizi toplumun alt tabakası vermek zorunda değil bunu kabullenmek mecburiyetin de de değiliz.
  bunlar tamamen benim kendi gördüklerim,yaşadıklarım, bildiklerim. kimse siyasi algılamsın lütfen. 
sonuna kadar toyota...

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Efsane Toyotacı
  • *****
  • Dinozor
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '17
  • Kilometre: 22090
  • Kan Grubu: 0+
  • 83 kere teşekkür etti
  • 753 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #4 : Ekim 17, 2020, 12:06:49 »
Doğudan batıya,kuzeyden güneye bir çizgi çektiğimizde ülkemiz dünyanın tam kesişme noktasında ve bu durumda her türlü tehlikeye açık ve güçlü olmak durumunda,üretim,mali,askeri,bilimsel,stratejik  açılardan baktığımızda hiç bir şekilde zayıf ve kırılgan olmamamız gerekiyor.Yazı başlığı geniş kapsamlı olduğu için bu gün tarım ve hayvancılıkla başlayacağım.Corona günleri gösterdi ki ülkeler kapılarını kapatabilir ve ticaret durur,anadolu trakya toprakları 150 milyon insanı beslemek zorunda,85 milyon zaten biziz,50 milyon yıllık turistimiz oluyor ve fazlasını da çevredeki ülkelere ihraç ediyoruz,hatırı sayılır komşu ülkeleri de besliyoruz.Klasik söylemdir dünyada kendine yeten 7 ülkeden biriyiz diye..Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan,şeker fabrikaları,mensucat sanayi,et balık,tmo,sek,ağaç kağıt sanayii,fisko,panko,çukobirlik vb kuruluşların ideal olan devlet tarafından yönetilmeleri,siyasi iktidarların yakınları,fazla istihdam,liyakatsizlik vb nedenlerle kar edemez hale getirildi ve özelleştirmenin yolu açıldı,bir kısmı kapatıldı ve ithalat yolu açıldı.Dünyanın her yerinde tarım ve hayvancılığa subvansiyon uygulanır,biz de de destekler var,desteklerin üretilmiş ürüne verilmesi lazım,kontrolun devlette olması için tmo,et balık gibi kurumların % 70-80 gibi etkin piyasa oyuncusu olması gerekiyor,dünya tarım ürünleri fiyatlarına göre pahalı üretim yapılıyor olabilir,sorumlusu üretici değildir ve onun emeği mazot,yem,ilaç,ekipman,sigorta maliyetleri hesaplanmak suretiyle ve bunun üzerinden yüzde oranları belli miktarda kar verilmeli,üretilen bu ürünleri devlet kurumları çoğunlukla almalıdır ki hem üretilen ürün elde kalmasın,üretici kar ettiği için üretim devam etsin,bakiye ürünü de tüccar alsın satsın ihraç etsin.Dünya da daha uygun fiyata olabilir,öncelik üretimin tr de olması ve çiftçi ve tüketicinin bir denge içinde buluşmasıdır.Üretici kooperatifleşmelidir,Tire süt,torku,bademli,çamavlu,ödemiş kadın koop  gibi başarılı kooperatifler vardır.Bu döngüde mutsuz insan yoktur.Ülkemizin parası kendi ülkemiz vatandaşına verilerek yurt dışına para ,döviz transferi önlenmektedir.Üretim zamanı gelmeden fiyatlar dolar,altın,tl temelinde ilan edilmelidir ki üretici önerilen ürünü eksin,hayvanını ahıra,kümese koysun ve dönem sonu ne alacağını bilsin,ancak bu işte tarım bakanlığı tam yetkili olmalıdır,parayı ödeyen maliye bakanlığı,dünya fiyatlarını söyleyen ticaret bakanlığı olunca her zaman konsensüs sağlanamamaktadır.Ab ve diğer dış ülkelerin zaman zaman bizden,et,süt ,tereyağı,soya küspesi,mısır alın önerileri de vardır,kalitesi üstün ve ucuzsa alınabilir ama bağımlı olacak şekilde değil,uzun oldu,bu başlıkta yazacak çok şeyler var,devam edececeğiz.
Tokay Ceritoğlu

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Efsane Toyotacı
  • *****
  • Araç: Corona
  • Model Yılı: '93
  • Kilometre: 350000
  • Kan Grubu: A+
  • 239 kere teşekkür etti
  • 1258 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #5 : Ekim 17, 2020, 22:07:34 »
Tokay abi yazdığın herşeyde sonuna kadar haklısın ama devlet tekilinde olaması için bizim insanlarımızın çalışanların işine saygılı olması gerekiyor yazdığın işletmelerde yıllarca çalışanlar salla başı al maaşı şeklinde çalıştılar,çoğu zaman işe gitmeden maaş alanlar çalışma kartını arkadaşı ile gönderip kart basanlar vs çiflik gibi kullanıldı, örnek verecek olursak şehrimdeki İsdemir ağır sanayi çelik fabrikası yıllarca zarar açıkladı ama özelleştikten 8 ay sonra ek yatırımlar ve iyileştirme çalışmaları yapılmasına rağmen kâr açıkladı (noldu sihirli parmakmı değdi) noldu biliyormusunuz özel sektör iş disiplini yayınladı en ufak kusurdan işten çıkma tehlikesi olunca millet kuzu gibi çalışmaya başladı ama öncesinde devletin malı deniz yemeyen ke..... Mantığı ile çalışıyorlardı,
Tarım konusuna gelecek olursak yine bölgemizdeki amik ovasında tarım yapan çiftçi arkadaşlarımız var kazanmıyoruz şöyle böyle diyecekler ama kimse kusura bakmasın bal gibi kazanıyorlar kazanmasa altında Passat ile gezmez kapısında çift çeker traktör olmaz şimdi diyecekler hepsi krediyle alınıyor vs krediyi ödeyecek gücü olmasa kimse o krediye girmeye cesaret edemez ve bankada vermez,yılda 3 ürün alıyorlar nerdeyse zorlayıp 4.ürünü alacaklar evet mazot,gübre,tohum,işçilik,sulama pahalı olabilir ama yinede kazanıyor yoksa kimse bu işi yapmaz kazanmıyor diye yakınmaları hiç kazanmamak değil az kazanıyoruz demiyorlar tek dedikleri zarar ediyoruz diyorlar,istiyorlar ki %100 kâr etmek ama yok öyle bir dünya,tabiki ürettiğimiz ürünler dünya pazarında rağbet görüyorsa satacağız ihtiyacımız olanıda daha ucuz bulduğumuz yerden alacağız bu ticaretin kuralıdır ticaret kâr amaçlı yapılır gayesi kâr elde etmektir,hayvancılık konusunda gerilediğimiz su götürmez bir gerçek ama bunuda yine kendi elimizle yaptık benim köyümde her evde büyük baş ve küçük baş aynı zamanda kümes hayvanları varken bugün şifa niyetine süt arar oldular,çünkü Tokay abinin dediği gibi kooperatifleşme yapılmadığı için köylü kârı az olduğu için hayvan beslemyi bıraktı meralar tek tek yok edildi yerine zeytin dikildi yetişen gençler memur olup devlette çalışabilmek için şehirlere akın etti aynı zamanda istihdam fazlası üniversite mezunları çoğaldı bide hiçbir yönlendirme yapılmayan gençlik üniversite mezunu olda hangi alan olursa farketmez mantığıyla hareket edince köydeki işleri yapacak iş gücü kalmadı hâl böyle olunca da sıkıntılar baş gösterdi,acilen yeni tarım ve hayvancılık eylem planları hazırlanmalı köylü kooperatifler bünyesinde örgütlenmeli düzenli üretim sistemine geçilmeli yoksa hayvancılıkta bir zamanlar marka isim olduğumuz günleri hiç bulamayacağız.
TOYOTA CORONA 3S FE
BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN UĞRUNDA AKAN KANDIR TOPRAK EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR.
EMNİYET KURALLARINA UYALIM UYMAYANLARI UYARALIM.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Moderatör
  • *****
  • Boğulduğum denize zaafım bitiyor...
    • XenForo Destek Forumu
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '15
  • Kilometre: 73100
  • Kan Grubu: 0+
  • 668 kere teşekkür etti
  • 561 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #6 : Ekim 17, 2020, 23:08:12 »
Devlet yönetmek öyle kolay iş değil devletler arası karşılıklı iş dialogları,ticari antlaşmalar karşılıklı ürün ticaretleri vs oluyor,herşey bir anda olmuyor malesef daha yakın tarihte suyu,yolu,okulu,elektriği,telefonu olmayan köyler vardı şuanda herkesin elinde milyarlık telefonlar,arabalar,evler,hatta ikinci arabalar ikinci evler var ülke bir anda sıçrama tahtasına çıkmış gibi oldu,bazı zorluklar atlatılabilmek için bazı tavizler verilmek zorunda bir nevi santranç oynar gibi şahı ilerletmek için piyonkardan feragat etmek gerekebilir,
Zamanında bizi doğalgaz ile tehdit eden Rusya bugün Azerbaycan nın yanında durduğumuz için bize birşey diyemiyor,çünkü artık ağır makinalarla veya savaş uçaklarıyla koruma işi bitti ya diplomatik olarak savaşacaksın (en önemli si diplomatik savaş) yada İHA veya SİHA ile savaşacaksın çok şükür her ikisindede güçlüyüz, Türkiye bölgede adından söz ettiren güç haline geldi rüştünü ıspatladı ve bu yolda durmaksızın hızla ilerliyor,
Daha sırasıyla birçok gelişmelerde olacak bugün bu zorluklar çekilmezse yarın gelecekte yine geride kalmış olarak devam ederiz nasılki şuanda 1915 te dedelerimizin çektiği cefanın bizler şuanda bu cennet vatanda yaşayarak sefasını sürüyorsak gelecektede bizim çocuklarımız veya torunlarımız bu günlerde çekilen cefanın sefasını sürecekler,devleti yönetirken stratejik düşünmek zorunluluktur yoksa ilerlemeden önünüzü keserler yükseltmemek için ha bire tepeden tokmak gibi vururlar,
Anılcım son olarak tarımda ve hayvancılık ta geri değiliz Türkiye'deki ovaların hiç biri boş kalmıyor devamlı her mevsim ekiliyor ve yılda 4 ürüne kadar hasat yapılan yerler var,yazının başında dediğim gibi bizdeki yetişen ürünleri dünya pazarında satıp ksrşılıklı ticaret anlaşması yaptığımız ülkelerden başka ürünler alıyoruz buna mecburuz örnek olarak Rusya'ya domates satıp oradan gaz alıyoruz aynı zamanda üretilen yaş sebze veya baklagillerin birazı iç pazarada giriyor,sen o Tv'de ki balon haberlere çok kulak asma millet nasıl olsa bihaber yapılanlardan salla gitsin mantığıyla haber yapılıyor bu ülke battı ekonomi çöküyor şöyle oldu böyle oldu diye haber yapanlara sormak lazım yıllardır aynı haberleri yapıyorlar ama daha batan ekonomi yok devlet hâlâ sosyal devlet olmanın hükümlerini yerine getirmeye çalışıyor,bu yazıyı okuduktan sonra TL nin alım gücü düştü diyenler olacak eskilerden örnek verenler olacak ama devalüasyon tüm dünyada oldu evet biz fazla etkilemiş olabiliriz ama bunların hepsi Türkiye'nin önünü kesmek için yapılan hamleler ama yinede ülke güçlü şekilde ilerlemesine devam edecektir yeterki ülkemize beyin zeka yatırımı yapacak sağlam nesiller yetiştirelim.
Ben tarım ve hayvancılığın en zengin olan bölgelerinden olan Trakya bölgesinde yaşıyorum ve buna rağmen etrafımda tarım ile uğraşan ve hayvancılık ile uğraşan çok insan var ve hepsi kan kusuyor bir çoğu da desteklerin olmamasından ötürü şehir merkezlerine yerleşiyor. Abartısız söylüyorum her sene bulunduğum şehirin merkez ilçesi inek kokusu sarıyor Sırbistan'dan vs 8,10 tane gemi ile gelen hayvanların kokusu nedeniyle bizim ülkemizde tarım ve hayvancılık fazlasıyla  önü açık iken neden destek sağlanamıyor ? @Ayhan Kenan (42736)  beyin tarım ve hayvancılık  adına yazdıklarına tamamen katılıyorum. Yaşadığım yerde 86 yıl boyunca faaliyet gösteren rakı ve şarap fabrikasını kapatıp insanların iş olanağını bitirip ve özelleştirmenin sonrasında ise akibiyetinin belirsizliğe giden bir fabrikamız vardı maalesef senin yazdığın gibi güllük gülistanlık bir hayat yaşamıyor insanlar.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Efsane Toyotacı
  • *****
  • Araç: Corona
  • Model Yılı: '93
  • Kilometre: 350000
  • Kan Grubu: A+
  • 239 kere teşekkür etti
  • 1258 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #7 : Ekim 18, 2020, 00:08:57 »
Anılcım güllük gülistanlık denedimki sadece kazananlar daha fazla kazanmak istiyor ondan bahsettim kimse kazandığıyla yetinmeye çalışmıyor ve özelleştirmeye karşıyız diyorlar bende karşıyım ama bu özelleştirmeleri biz kendi elimizle yapıyoruz,çünkü devlet tekelindeki birçok kurumda deminki yazıda yazdığım gibi millet çalışmıyor kardeşim resmen yatıyor çünkü devlet memuru veya kadrolu işçi olunca nasıl olsa bana bişey olmaz mantığı hakim oluyor,özel sektörde çalışınca öylemi bir sürü kriter istiyor har ay performans raporları düzenleniyor personele gerekli ihtarlar yapılıyor en sonunda düzelmeyenin iş akdi fesh ediliyor tabi aynı zamanda çalışanı sömürme sistemi bu,memur çalışma kanununa da buna benzer bir uygulama getirselerdi o devlet tekelinde olan işletmelerin satılmasına hiçte gerek yoktu şimdi memurlar bana kızacak ama gerçek böyle aynı iş yerinde kadrolu olan arkadaşlarla çalışıyoruz ama onlara sunulan imkanlar ile bizimki arasında dünya kadar fark var, hayvancılık konusunda zaten msj sonunda yapılması gerekeni yazdım,2018 de işe giderken tarladan öneme çıkan kazaya neden olan kişinin traktörde sıfır çift çekerdi,beraber çalıştığım arkadaşımın babası da çifçilik yapıyor onlarında kapısında traktör ve diğer tarım aletleri var ve Passat'a biniyor garantisi dolduğu anda satar tekrar sıfır alır, kazanmayan insan bunları nasıl yapar,bak kardeşim bu ülkede çiftçi tarlasını sürecek traktör bulamıyordu olanda akü alamıyordu düz ova köyü olduğu için vurdurup çalıştırmak için özel rampa yapmışlardı yıllarca o traktör oradan aşağı salınarak çalıştırıldı,şimdi herkesin altında eski veya yeni bir makina var işini kıvırıyor krediylede olsa alıyor o krediyi ödemezse zaten bir daha kredi çekemez sorsan hiç biri o eski günlerini anlatmaz  evet böyleydik böyle oldu demez,neyse konu bu değildi ama buralara geldi yine tekrarlıyorum acil olarak devlet hayvancılık konusunda acil eylem planı hazırlamalı vatandaşı kooperatifler bünyesinde örgütlenmeli yoksa o marka olduğumuz yılları geri kazanamayacağız.
TOYOTA CORONA 3S FE
BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN UĞRUNDA AKAN KANDIR TOPRAK EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR.
EMNİYET KURALLARINA UYALIM UYMAYANLARI UYARALIM.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Hiperaktif Toyotacı
  • ***
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '13
  • Kilometre: 103000
  • Kan Grubu: 0+
  • 144 kere teşekkür etti
  • 102 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #8 : Ekim 18, 2020, 01:04:46 »
Yabancı sermaye ülkemize gelmeli mi? Bence gelmeli ama,
Yabancı sermaye nasıl hangi yolla gelecek
1. Yabancı yatırımcı ülkemizde tesis açacak istihdam yaratacak, üretim yapacak.
2. Yabancı sermaye varolan bir şirketi devralacak ve belki üretime devam edecek, belki kendi ülkesinde ki fabrikasının uluslar arası pazarda payını artırmak için burayı ölü yarım olarak kullanacak.
3. Yabancı yatırımcı borsa da olan şirketlerin hisselerini alacak ve sıkışınca parasını alıp vergi vermeden kaçacak.

1. Yöntemle gelen her yabancı sermayeye/ortaklığa tamam derim. Sonuçta ülkemizde bir tesis/fabrika kurulacak, üretim yapacak, işçi çalıştıracak. Ürettiği ürünü ihrac edecek ve ülkemize katkı sunacak. Ancak diğer iki seçeneğe sıcak bakmam doğrusu. Hele borsada hisse senedi olayına hiç sıcak bakmam. Sonuçta piyasaya arz edilmiş olan hisse senedinin parası zamanında firmaya gelir olmuş. Bundan sonra borsada yapılan hisse değişiklikleri değer olarak firmaya yarar ancak sıcak para olarak pek katkı sunacağını sanmıyorum.

Gelelim ülkemizde ki ekonomik durumlara.
Güçlü ülke olmak için hemen hemen her alanda ya üretim yapıp kendi kendine yetebilmelisin. Yada bunları rahatça alabileceğin bol paran olmalı. Bizde malesef ki bol para yok. Üretim olarakta pek birşey yaptığımız söylenemez. Olanla idare etmeye çalışıyoruz. Yeni kurulan büyük üretim tesisleri çok az. Elimizde olan veya kredi ile bulduğumuz paraları yola inşaata harcadık ve halen harcıyoruz. YİD ile yapılan köprü hastahane elektrik üretim tesislerine verilen garanti ücretler yüzünden bu üretimler semeri ile seksene maloluyor. Bu hizmetler yapılmalı mı yapılmalıydı ama devlet kârı düşünülerek yapılmalıydı.

Zamanında kamuda olan tesisler yukarıda yazıldığı gibi arpalık konumuna gelmişti. Belki Özelleştirilmesinde fayda vardı. Ancak bunu belli şartlar altında yapmak mantıklıydı. Etrafımızda ki insanlara ucuza peşkeş çekmek, işçileri işten çıkarıp sonra taşaron işçi mantığı ile asgari ücretle çalıştırmaya zorlanmalarının önüne geçilmesi gerekiyordu. Özelleştirilen yerlerle yapılan anlaşmalarda belirli süre verilip istihdam yaratmayan, tesisi yenilemeyenlerin elinden tesis ücreti mukabil geri alınmalıydı. Telekom gibi devlet bankasından kredi kullandırarak özelleştirilip sonra beş kuruş ödeme yapılmadan, kazancını alıp kaçanlara engel olunmalıydı. Ha bunlar sadece bugünkü hükümetin hatası değil uzun yıllardır gelen hükümetler malesef ki kendi çevrelerini zengin etti. İhaleler ile her hükümet yandaşlarına devletin parasını aktardı.

Tarım konusunda ise hem devletin hemde üreticinin büyük hataları var. Devlet içinde görev yapan şahıslar kendi menfaatleri doğrultusunda ülkemizde üretimi olan ürünlerin ithalatını yapıyor ve ithalat ettiği ürünlerden dolayı hem kendi hemde ithal eden firmalar kâr sağlıyor. Bunun yanında uluslararası anlaşmalar kapsamında bazı ürünlere üretim kotaları koyuyoruz ve ülkemizin ihtiyacı olan ürünü o ülkeden ithal ediyoruz. Sudan gibi ülkelerde toprak kiralayıp orada üretilen buğdayı ülkemize ithal ediyoruz. Üreticinin hatası ise kolay yoldan bol para kazanmaya çalışması. Geçen sene hangi ürün para ettiyse o ürünü ekip sonra piyasada bol ürünüm ucıza gitti diye veryansın ediyor. Burada hem üretici hemde planlama yapmayan devlet hatalı. Ülkemizin hangi tarım ürününe ne kadar ihtiyacı var, hengi bölgede hangi ürün hangi kalitede ne kadar üretilir belirlenip üreticiyi bu ürünü alım ve fiyat garantili olarak belirlenen ürünü ekmeye teşvik etmeli. Devlet belki bu tespiti yapıyor üreticiye de bildiriyor ancak alım garantisi olmayınca çiftçi o ürünü ekmiyor. Ekenin elinden ürünü zamanında fiyat belirleyip almadığı için de üretici tüccarın eline düşüyor. Öldüm parasına ürününü satıyor.

Hayvancılık konusunda ise AB ve Birezilya, Arjantin gibi ülkelerden topladığımız hayvanları ülkemize getirip ülkemizde ki üreticiye yüksek fiyattan satıyoruz. Gelen hayvanların büyük kısmı beklenen kalitede olmuyor. Uyum sağlayamıyor, yeterli randımanı vermiyor. Ya ölüyor, yada aldığı değerden altına kesime veriliyor. Bunun yanında eğer hayvanını beseleyebileceğin ve yemini üretebileceğin büyüklükte tarlan yoksa yemini samanını dışarıdan alıyorsan ve kesime verdiğinde üretim maliyetini karşılayamıyorsun. Sütçü inekler yem parasını karşılamıyor diye kesime veriliyor. Ama bu inekler süt üretirken doğum yaptıkları için hayvan üretimini de yapmış oluyorlar. Ancak süt hayvanlarını kesime verdiğinde yeni hayvanı dışarıdan buluyorsun. Buda et fiyatları sorununa neden oluyor. Hayvan besleyen çoğu üreticimiz malesef ki hayvan beslemeyi karadüzen yapıyor. Ne yedirirsem hayvan kilo alır. Hangi zamanda hangi aşıları vurdurmalıyım. Hamile hayvanı nasıl beslemeliyim, yavruya nasıl bakmalıyım bilmiyor. Kara düzen bakıyor. Yemini samanını verip, meraya salıyor. Sonuçta da hayvancılık kârlı sektör olmaktan çıkıyor ve hayvancılılla uğraşanlar bu işi bırakmak zorunda kalıyor.

Ekonomimizin düzelmesi için devletin lüzumsuz lüks harcamalarından kaçınması, üretim yapan firmaları, çiftçileri desteklemesi lazım.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Hiperaktif Toyotacı
  • ***
  • Dört Dörtlük Şehir (44) MALATYALI
  • Araç: C-HR
  • Model Yılı: '17
  • Kilometre: 33000
  • Kan Grubu: 0+
  • 117 kere teşekkür etti
  • 184 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #9 : Ekim 18, 2020, 08:52:31 »
Kimse ülkede kriz var demesin. Dün Toyota ve Honda bayilerine gittim. İkisinde de şubat'a kadar araba yok. Toyota bayisindeki satış temsilcisiyle ayak üstü kısa bir sohbet yaptık, 2020 satışlarını kapattıklarını, 2021  siparişlerini aralıkta almaya başlayacaklarını, satışların hemen hepsinin peşin olduğunu, kredi kullanımının ise çok az olduğunu,  Pandemiden sonra her ay zam gelmesine rağmen  satışlarda patlama yaşandığını araç yetiştiremediklerini söyledi. Araba ve ev satışlarında rekor kırılıyor, çoğu evde iki araba, herkesin elinde son model telefonlar var. Kriz olan ülkede bunlar yaşanmaz,  ne ev ne araba satılır. Hal böyle olunca Ötv indirimi bekleyenler boşuna hayal kurmasın. Bayiler  dört ay sonrasına sıra veriyor, niye indirim yapılsın ki?

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Moderatör
  • *****
  • Boğulduğum denize zaafım bitiyor...
    • XenForo Destek Forumu
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '15
  • Kilometre: 73100
  • Kan Grubu: 0+
  • 668 kere teşekkür etti
  • 561 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #10 : Ekim 18, 2020, 10:56:34 »
Basit bir bayi çalışanın lafına bakıp da ülke ekonomisinin kötü olmadığında inanıyorsunuz ya bir şey demiyorum.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Aktif Toyotacı
  • **
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '20
  • Kan Grubu: ---
  • 26 kere teşekkür etti
  • 2 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #11 : Ekim 18, 2020, 12:26:12 »
Ülkenin parası pul olmuş, afrika kabilelerinin parasına karşı bile değer kaybediyor, aldığımız nefese kadar her şey ithal olmuş dövize bağlanmış, asgari ücreti euroya vurunca romanya, bulgaristan kadar bile olamıyoruz kaldı ki ülkede çalışan nüfusun belki en az %30-35 i bu asgari ücrete çalışıyor, genç işsizlik genel işsizlik oranları belli maşallah bu oranlarda yine batı bizi kıskanıyor, 80 milyonluk ülkede satılan araç sayısına göre avmlerin doluluk oranına göre kriz var yok deniliyor, hem de bu forumda deniliyor cidden hayret yani , 2 sene öncesine göre geliriniz sanırım minimum yüzde 50-70 civarı arttı en az ki bu kadar enflasyonu zammı hissetmediniz , ama pardon dış güçler bizimle uğraşıyor çünkü biz herkese kafa tutabiliyoruz çünkü çok güçlendik betona bağlı ekonomimizle , yoksa biz ülke olarak sağlam temelli ekonomiye sahibiz, anlamıyorum ki kimse çıkıp demiyor ki küçücük hollanda nasıl tarım sektöründen (sanayisiyle , tohumuyla, vb.) yılda 80 milyar euro kazanıyorken bizim en çok kazandığımız sektör (yanlış hatırlamıyorsam) otomotiv sektörü o da yılda 25-30 milyar dolar, kaldı ki yapılan ihracatın çok büyük kısımı bizim o ''kafa'' tuttuğumuz avrupaya :)
avmler dolu olduğu herkesin araba alabildiği yerde demek ki herşey güzel , bu forumda bile bu tarz avmle dolu kriz yok yorumları gördüysem yapılabilecek bir şey yok bundan sonra sadece 210 kasa forumunda takılır oranın dışına da çıkmam


''Tabi şimdi bizde bir adet var, ülkede başımıza birşey geldiği zaman hemen dış güçler deriz, şu deriz, bu deriz.Bazen onlara isimler de buluruz ve bunlar sebebiyle biz ayağa kalkamıyoruz, birliğimiz beraberliğimiz bozuluyor felan.Yani bu doğru da olabilir ancak ben buna katılamıyorum.Neden katılamıyorum, eğer sizin bünyeniz güçlüyse, sağlamsa bünyede olan virüs hiçbir zaman sizin o bünyenize zarar veremez.'' 

bende 5 tane kredi kartı var her birinin kesim tarihleri farklı , birini doldurup diğerinden kredi çekip bunu kapatıyım , bir başka karttan da zamanı gelince kredi çeker bir önceki kredimim kapatırım ama iş bulup çalışmıyım nasılsa bankalardan kredi çeke çeke bir şekilde borcu yönetiyorum gittiği yere kadar :)

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Hiperaktif Toyotacı
  • ***
  • Dört Dörtlük Şehir (44) MALATYALI
  • Araç: C-HR
  • Model Yılı: '17
  • Kilometre: 33000
  • Kan Grubu: 0+
  • 117 kere teşekkür etti
  • 184 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #12 : Ekim 18, 2020, 13:20:20 »
Basit bir bayi çalışanın lafına bakıp da ülke ekonomisinin kötü olmadığında inanıyorsunuz ya bir şey demiyorum.

Bazıları itiraz etmeden açıklayayım kaynak basit bir bayi çalışanı veya A haber değil, muhalif gazete Sözcü:

OTOMOTİV PAZARI REKOR KIRMAYA DEVAM EDİYOR!

 Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) eylül ayı otomobil ve hafif ticari araç satış adetlerini açıkladı. ÖTV oranlarının artırıldığı 31 Ağustos tarihi düşünüldüğünde eylül ayı pazarda satışların gerileyeceği bir ay olarak tahmin edilmişti. Ancak eylül ayında pazar bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 115 büyüyerek 90 bin 619 adet gerçekleşti.


Eylül ayında otomobil ve hafif ticari araç pazarı rekor kırmaya deva etti. Bir önceki yılın aynı dönemine göre pazar yüzde yaklaşık 115 artarak 90 bin 619 adet olarak gerçekleşti. 2019 yılının eylül ayında bu rakam 41 bin 992 adet idi. Bu yılki eylül ayı rakamları tüm zamanların en iyisi anlamına geliyor.

Ocak – Eylül ayları arasında süre düşünüldüğünde ise pazar yüzde 75 oranında büyüyerek 493 bin 621 adet olarak gerçekleşti. Bu rakam bir önceki yıl 281 bin 309 adet idi. Otomobil satışları, 2020 yılı dokuz aylık dönemde geçen yıla göre yüzde 70,0 oranında artarak 388.690 adet olurken, hafif ticari araç pazarı da yüzde 99,2 artarak 104.931 adede ulaştı.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 2020 Eylül ayında yüzde 115,8, otomobil pazarı yüzde 101,9 ve hafif ticari araç pazarı yüzde 189,1 oranında arttı.  2020 yılı Eylül ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı 2019 yılı Eylül ayına göre yüzde 115,8 artarak 90.619 adet oldu. 2020 yılı Eylül ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 101,9 artarak 71.296 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 189,1 artarak 19.323 adet oldu.


Otomobil ve hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Eylül ayı ortalama satışlara göre yüzde 52,0 arttı. Pazarın yüzde 87,2'sini vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. Benzinli otomobil satışları 202.839 adetle yüzde 52,2 pay, dizel otomobil satışları 158.059 adetle yüzde 40,7 pay, otogazlı otomobil satışları 15.781 adetle yüzde 4,1 pay aldı.

Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/2020/otomotiv/otomotiv-pazari-rekor-kirmaya-devam-ediyor-6064339/

KONUT SATIŞLARINDA TÜM ZAMANLARIN REKORU KIRILDI!

Türkiye genelinde konut satışları 2020 Temmuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 124,3 artarak 229 bin 357 oldu. Yaklaşık 230 bin adetlik satışla rekor kıran konut sektöründe satışların yarısından fazlası ipotekli olarak gerçekleştirildi. Temmuz ayı boyunca düşük seyreden konut kredisi faizlerinin etkisiyle ipotekli satış adedi 130 bin 721 oldu. Yapılan satışların 98 bin adedi ikinci el olurken 68 bin adedi ise sıfır dairelerden oluştu.

İstanbul’da 9 bin konut satıldı *
Konut satışlarında, İstanbul 39 bin 432 konut satışı ve yüzde 17,2 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u, 26 bin 885 konut satışı ve yüzde 11,7 pay ile Ankara, 15 bin 614 konut satışı ve yüzde 6,8 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en düşük olduğu iller sırasıyla 19 konut ile Hakkari, 30 konut ile Ardahan ve 74 konut ile Şırnak oldu.

İpotekli konut satışları 2020 Temmuz ayında 130 bin 721 olarak gerçekleşti *
Türkiye genelinde 2020 Temmuz ayında ipotekli konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 900,6 artış göstererek 130 bin 721 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 57,0 olarak gerçekleşti. İpotekli satışlarda İstanbul 24 bin konut satışı ve yüzde 18,4 pay ile ilk sırayı aldı. İpotekli konut satışının en az olduğu il 7 konut ile Hakkari oldu.

Kaynak: https://www.ekonomist.com.tr/emlak/konut-satisinda-yeni-rekor.html



Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Site Yöneticisi
  • ******
  • Deus ex machina
  • Araç: Başka Marka
  • Model Yılı: -
  • Kan Grubu: A+
  • 2610 kere teşekkür etti
  • 2962 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #13 : Ekim 18, 2020, 17:03:21 »
Burada amaç kesinlikle siyaset yapmak değil, zaten herkes bunun farkında. Amaç, hür bir görüş ve saygı ile bilgilerin, gözlemlerin ve düşüncelerin paylaşılması.

Bazı tanımların verilmesi bu noktada daha doğru olacaktır. Kriz var ya da yok tartışmasına girmek konuyu karmaşıklaştırabilir. Kriz varken var demenin de tek başına bir faydası yoktur bana göre, hatta "panik" etkisinden dolayı krizi derinleştirebilir ve daha çok zarara neden olabilir. Kriz yok deyip, önlem almamak ve olası fırsatları değerlendirmemek de olamaz (her kriz bir fırsattır, tıpkı 6 sigma kavramındaki defects per million opportunities'deki gibi) Bunu önlemek ve herkesin kendi algısına göre bir sonuca varmasına izin vermek için temel düzeyde, kısmen bildiklerim, kısmen farklı yerlerden edindiğim bilgilerle (kendi edindiklerimin de sonuçta başka yerlerden zaman içinde almış olduğum bilgilerin sentezlenmesi sonucu oluşmuştur) ortaya koymaya çalışayım.

Eski Yunanca'da yargılamak (krino)'dan ve oradan da, karar (krisis)'ten gelmektedir, (buhran) olarak da adlandırılabilir. Canlıların sağlık durumlarında aniden ortaya çıkan olumsuz değişimlerden tutun, ekonomik ya da sosyal olaylarda kullanılabilen bir terimdir.
TDK'ya göre tanımı;  “Bir ülkede veya ülkeler arasında, toplum veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran” dır.

Önce sorunlar açık şekilde belirlenebilirse, çözümlerin bulunması daha kolay olacaktır.

Krizin bazı özelliklerine değinirsek;
Planlanan hedefleri tehdit etmesi,
Tahmin edilmede güçlükler (bunun için simülasyon modelleri geliştirilmektedir) (1999 sanayi bölgesi depremi ve 2001 krizi arası ilişki çok önemli bir konudur),
Taktiksel, hızlı müdahaleye ihtiyaç duyması (krizin etkisine ne kadar maruz kalındığına bağlı olarak bu müdahaleler azalıp, artabilir),
Kriz bir kere ortaya çıktıktan sonra, düzeltilmesi zordur. Bu yüzden önleyici faaliyetler ve dolayısı ile verilerin iyi okunup, doğru tahminler yapılmasını gerektirir,
Endişe yaratır ve güvenlik arzusunu tetikler

Bir tanıma göre ; “genel olarak herhangi bir mal, hizmet, üretim faktörü veya finans piyasasındaki fiyat ve/veya miktarlarda kabul edilebilir bir değişme sınırının ötesinde gerçekleşen şiddetli dalgalanmaları ifade etmektedir” (Kibritçioğlu, 2001: 175)
@Kutay Asilbey (43052) , bu tanım sizin verdiğiniz örnekteki durumla örtüşmektedir.

Kriz kavramı da çok iyi incelenmesi gereken bir kavramdır. Bu, aslında çok da kolay değildir. Örneğin bir A ülkesinin para biriminin, diğer B, C, D ülke para birimleri karşısında birden, kontrolsüz ve aşırı derecede değer kaybetmesini ele alalım. Bunun iki yolu vardır. Ya A parası değerini kaybeder, ya da B, C, D ülkelerinin hepsinin ya da bir kısmının değeri artar. A ülkesi direk olarak sadece kendi para değerini belirleyebilir, dolaylı yoldan ise (elinde tuttuğu ya da aldığı B, C, D paralarına göre) onların değerini belirleyebilir. Peki bu para denen şeyin değerini temel olarak ne belirler? İktisatta diğer hemen her şeyde olduğu gibi arz ve talep. Arz ve talep eğrilerinin kesiştiği nokta paranın değerini (fiyatını) belirleyen noktadır. Eğer A ülkesinin parasına olan talep artar, arzı ise sabit kalırsa piyasada A parası kıtlığı görülür ve o paranın değeri artmaya başlar. Diğer durumda bunun tersi.
Eğer A ülkesinin elinde B ülke parası varsa ve elindeki parayı çıkarıp, kendi ya da C veya D ülke parası alırsa, B parasının değeri düşer. Ancak B ülkesi gerekli önlemleri, olasılıkları düşünerek, gerekli simülasyonları zamanında yaparak almış ise, parasının değerini korumayı başarır.
Paranın olması gerekenden fazla değerlenmesi de, onu elinde bulunduran herhangi bir vatandaş için kısa dönemde iyi, ancak uzun dönemde sakıncalıdır. Çünkü bu durumda o ülke üretimleri diğer ülke üretimlerine göre pahalanacak (değer olarak) ve ihracat ve dolayısı ile geliri düşecektir. Bunu önlemenin yolu da, üretimi ve pazarları çeşitlendirmek ve özellikle yüksek teknoloji üretimlere sahip olmaktır. Yüksek teknoloji üretimler kadar önemli bir diğer konu da, tarım ve hayvancılıktır. Çünkü bunlar stratejik üretimlerdir.

 


Mesaj Birleştirildi: Ekim 18, 2020, 17:17:26
Unutmadan eklemek gerekirse, bir de kimin için kriz durumu vardır. Örneğin bir şehirde aşırı yağış nedeni ile seralardaki domates zarar görürse, bu ani ve büyük değişim ortaya koyan durumdan ilk ve en çok etkilenecek olanlar o şehirdeki domates üreticileri ve o şehir halkıdır. Önemli bir gelirden olacaklardır. Bu harcayabilecekleri de bir gelirdir aynı zamanda. Yani bir hızlandıran etkisinden de mahrum kalınması demektir.
Peki nedir bu hızlandıran etkisi, tanımlamaya çalışırsak;
Gelir düzeyinin yükselmesi durumunda tüketim düzeyinde de yükselme beklenen bir durumdur (gelir grubuna göre tüketim tercihleri de değişebilir). Bu tüketim dolayısı ile artan talebi karşılayabilmek için yatırımların artma ihtiyacı uyarılır. Eğer artan tüketim grubunda atıl kapasite değil de, tam kapasiteye yakın bir üretim durumu varsa, bu yeni yatırımların yapılmasını sağlar. Tüketim ürünlerindeki artışın, uyarılmış yatırım talebi üzerine etkisine Hızlandıran Etkisi, aralarındaki uyarma miktarının sayısal değerine de Hızlandıran Katsayısı denir.

Ancak bu etki, o şehirden dolaylı olarak diğer şehirlere de yayılacak, örneğin domates fiyatları artacaktır. Belki şanslı başka domates üreticileri için bu bir avantaj olarak görülecek, ancak domatesi daha pahalıya alan başka insanlar, ya kendi ticaretini yaptıkları ürünlerin fiyatını arttıracak, ya da başka bir üründen daha az alarak durumu dengelemeye çalışacaktır. Yani ortaya, geneli etkileyen bir dalga çıkacaktır.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Hiperaktif Toyotacı
  • ***
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '13
  • Kilometre: 103000
  • Kan Grubu: 0+
  • 144 kere teşekkür etti
  • 102 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #14 : Ekim 18, 2020, 20:44:57 »
Eğer hem tarım ürünlerinde, hemde sanayi ürünlerinde dışa bağımlıklık varsa ve üretime göre tüketim fazlaysa ekonomik krizin gelmesi kaçınılmazdır. Bugün tarımda dışa bağımlı olmasakta tohumda, gübrede, motorinde dışa bağımlıyız. Tarım girdileri yüksek olunca üretimde maliyetler kabarıyor ve üretim yapmayan toprağını ekmeyen vatandaş daha kârlı oluyor.

Ülkemiz genel itibariyle bakarsak sanayi alanında tüketim toplumu ve dışa bağımlı durumdayız. Asında ülke olarak herşeyi üretecek sanayi tesisi, makinesi var. Ancak hammadde girdileri, işçilik maliyetlerinden dolayı dışarodan ürün getirmek daha kârlı oluyor. Birde ithalat için verilen teşvikler, vergi indirimleri de eklenince üretici bir anda ithalatçıya dönüyor.

Devlet bazen tüketim ürünlerinden yüksek gümrük vergisi ve ÖTV alıyor. Burada amaç bazen ülke içinde ki üretimi korumak iken bazen de tüketilecek malzemeden vergiler sayesinde devlete gelir oluşturmaktır.

Ülkemizde araç ve ev satışları son dönemde neden arttı. Kredilerde çok cazip indirimler oldu. Vade süreleri uzadı. İkinci el araçların fiyatı aşırı yükseldi ve Sıfır araçların fiyatlarına ulaştı. Bu durumda sıfır araç almak ileride değerleneceğini varsayarak daha cazip hale geldi. Evde ise en düşük faiz 2012 yılındaydı. Sonrasında faizler artı. 0.64, 0.74 faizleri gören elinde para olmamasına rağmen ev almaya çabaladı. Millet cebinde para var diye değil de az az öderim sabit faiz ileride ödediğim para cerez olarak ev araba sahibi olmuş olacağım diye yöneldi.

Bu arada pandemi döneminde işyerlerinin kapanması, üretimin durmasından kaynaklı hem vatandaş hemde devlet ekonomik anlamda gerçekten zor zamanlar yaşadı. Bir müddet daha toparlanmamız zor görünüyor. Bunda da malesef ki çok sağlam olmayan, dışa bağımlı bit ekonomimizin olması yatıyor.

Önceki mesajımda yazmıştım yine yazayım Ekonomimizin kötü olması sadece bu hükümetin tutumlarından lüks harcamasından kaynaklı bir durum değil.

Malesef ki Atatürk öldükten sonra ülkemizde ki hem sanayi hamleleri yavaşladı, hemde tarım hamleleri yavaşladı. Sanayide üretim yerine ürününmithalatına yöneldik. Olan sanayimizi güncellemedik. Sonrasında kamuda ki fabrikaları kitleri arpalık haline getirdik. Yüksek maaşlarla ihtiyacın çok fazlası personelle üretim yapmamaya çalıştılar.  Siyasiler oy uğruna bu tesisleri yandaşları ile doldurdu. Ama  üretim düzgün olmadı. Hep kamu zararı yazıldı. İkinci dünya savaşında savaşı kaybeden hem ekonomik hemde ülke olarak büyük yıkıma uğrayan Almanya, Japonya, kore savaşında yerlebir olan Güney kore gibi ülkeler şimdi ağır sanayinde, otomotiv sanayinde ve elektronik sanayinde başı çekiyorlar.

 Biz ise hala yerimizde sayıyoruz. Bunda siyasilerin büyük payı var. Doğrudur. Ancak en büyük pay vatandaştadır. Herkes şahsi menfaatine göre hareket etmiş kimse devlet menfaatini düşünmemiştir. Memur, kamu işçisi çalışmadan iyi maaş almanın, çocuğunu kamuya yerleştirmenin peşindeyken, özel sektörde işçiyi nasıl sömürürüm, nasıl vergiden kaçırırım. Nasıl kalitesiz üretim yapıp pahalıya satarım peşindeydi. Halende aynı durumdayız. Çocuğumuzu kamuda işe sokmanın peşindeyiz. Siyasilerin kapısını aşındırıyoruz. Özel sektörde ise üç kuruş verip nasıl fazla çalıştırırım derdinde. Kimse ülke menfaatlerini düşünmüyor malesef. Bunun içinde bizi yönetenlerde dahil, benimle birlikte vatandaşta dahil.

Bugün lafta konuşan/yazan bizler, yerli üretim bir telefon, araba, televizyon çıksa ve dışarıdan gelen markalarla üç aşağı beş yukarı aynı para olsa kimse yerli üretimi almaz. Herkes bilinen markaları alır ve paramızı yerli firmaya aktarmak yerine dış ülkelere gitmesine neden oluruz. Nedeni sorulduğunda da kaliteli değil abi, çabuk bozuluyor, a markasının taklidi olmuş deriz. Ama bilmeyiz ki yerli firmanın gelişmesi için malını satması, sattıkça daha çok yatırım yapması için bizim o ürünleri almamız gerekir. Haa devletin de kaliteli üretim iin firmayı denetlemesi, üretim başına teşvikler vermesi gerekir.

Yerli üretim bir araba çıksa aynı özelliklerde aynı donanımda alman ve japon araçlarla aynı fiyatta olsa rekabet edebilir mi? Kaçımız gidip yerli araç alırız. Genelde de şöyle denir "sıfır yerli araca o para vereceğime gider ikinci el a marka araç alırım" deriz. Bu durumda yerli üretim nasıl gelişecek.

Neyse çok yazdım. Ekonomide Çuvaldız iğne meselesi bir durum söz konusu

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Hiperaktif Toyotacı
  • ***
  • Araç: Yaris
  • Model Yılı: '15
  • Kan Grubu: ---
  • 42 kere teşekkür etti
  • 88 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #15 : Ekim 19, 2020, 09:00:34 »
Kimse ülkede kriz var demesin. Dün Toyota ve Honda bayilerine gittim. İkisinde de şubat'a kadar araba yok. Toyota bayisindeki satış temsilcisiyle ayak üstü kısa bir sohbet yaptık, 2020 satışlarını kapattıklarını, 2021  siparişlerini aralıkta almaya başlayacaklarını, satışların hemen hepsinin peşin olduğunu, kredi kullanımının ise çok az olduğunu,  Pandemiden sonra her ay zam gelmesine rağmen  satışlarda patlama yaşandığını araç yetiştiremediklerini söyledi. Araba ve ev satışlarında rekor kırılıyor, çoğu evde iki araba, herkesin elinde son model telefonlar var. Kriz olan ülkede bunlar yaşanmaz,  ne ev ne araba satılır. Hal böyle olunca Ötv indirimi bekleyenler boşuna hayal kurmasın. Bayiler  dört ay sonrasına sıra veriyor, niye indirim yapılsın ki?
Bu konu doğru , araç yok. Fakat 70'li yılları yaşayanlar bilir , o zamanlarda da yoktu , 3-4 ay sonraya gün verilirdi , hatta ben sıfır Şahin almıştım Bursa'dan , aldığımda daha boyaları kurumamıştı. Bunu ekonominin iyiliğine yorumlayanlar için not düşeyim : Şu an araç bir yatırım enstrümanı , alacaksın , kapının önüne koyduğun anda zaten bir çuval para kazanmış oluyorsun , sonra da hem kullan hem de satarken dünya para kazan , o durumdayız, neden bankaya yatırıp 3 kuruş faize razı olsun adam ? Oysa araba bir tüketim malzemesidir ve 5-10 yıl içinde değerinin sıfırlanması gerekir. Bu olmadıkça o ekonomi berbat , halk devlete güvenmiyor , yönetim ne yapacağını bilemiyor demektir.

Mesaj Birleştirildi: Ekim 19, 2020, 14:17:59
Öte yandan konut sektöründeki gerçekler de şu şekilde  :
https://www.dunya.com/kose-yazisi/ucuz-kredi-bitti-satis-paydos/485752
Olayları profesyonel bakanlardan öğrenince durumun hiç de hoş olmadığı anlaşılıyor. Maalesef deniz bitmiş görünüyor.

Mesaj Birleştirildi: Ekim 19, 2020, 14:33:08
Bu da otomotivdeki durumun profesyonel ağızdan izahı :
https://t24.com.tr/haber/otomobil-yatirim-araci-haline-geldi-fiyatlar-eski-seviyelerine-gelmeyecek,910095

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Efsane Toyotacı
  • *****
  • Dinozor
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '17
  • Kilometre: 22090
  • Kan Grubu: 0+
  • 83 kere teşekkür etti
  • 753 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #16 : Ekim 19, 2020, 21:11:33 »
Tarım ve hayvancılıktaki en büyük hatalardan biriside konunun sadece fiyatlama yönünden dikkate alınmasıdır.Temel sorun yüksek girdi fiyatlarına bir türlü çözüm üretmek için yeterli gayretin gösterilmemesidir,hayvancılıkta ister büyükbaş-küçükbaş ister tavuk yemi isterse balık yemi olsun % 70 i aşan maliyet unsuru yaratmaktadır,neden mi? çünkü yeterli yem ham maddesi üretilemiyor,çoğunluğu artık ithalat yoluyla temin ediyorsak artan döviz fiyatları,vergiler yüzünden gün be gün maliyet rakamları yükselmekte,ilaç,tohum,aşı,mazot,gübre de aynı yöntemle maliyetin katlanmasına sebep olmaktadır,böylece artan maliyetle yükselen et,süt,yumurta,balık fiyatları da paralel olarak artmakta,gıda fiyatlarının yükselmesi enflasyonu körüklemekte,devlet makamlarının mücadelesine rağmen fiyatlar düşmemektedir çünkü girdilerin çoğunluğu yurt dışı ithalat fiyatlarına bağlıdır,hal böyle olunca tüketici bağırmaya başlayınca ithalatçı lobisi devreye girmekte,et süt tozu,tereyağı ithal edilmekte köylü emeğinin karşılığını alamadan yabancı köylü ve ithalatçı lobisi kazançlı çıkmaktadır,ithal edilen etleri Türk halkı tercih etmemekte,ithalatçı devlet kurumu elde kalan stok etleri büyük marketlere neredeyse maliyet altındaki fiyatlara satmakta ve tüketilmesini sağlamaktadır,medyada bu konuda epeyce anlatım yapılmıştır.Her zaman süt inekçiliği çok zor bir üretim şeklidir,yine bu günlerde sütlerini maliyet altına satış yapma durumundalar ve bunun sonunda dayanamayıp süt ineklerini kesime göndermek zorunda kalacaklar her zaman olduğu gibi ve sonuçta tekrar damızlık düve,inek ithal edilecek,yeni hastalıklar yurda girecek demektir.Yöresel olarak izmir modeli denilen belediyenin kooperatiflere desteği ile çözüm bulunmaya çalışılmaktadır,geçtiğimiz aylarda yapılan tarım şurasında bu konular tartışılmıştır.Dış güçler diyelim,önerdikleri tüm tarım hayvancılık üretim modelleri,kısıtlama zorlamaları,projeleri her zaman aleyhimizedir,dünya bankası 2000 yılında tarım satış kooperatiflerine( 4572 sayılı yasa)  devletin mali destek vermemesi gerektiğini önerdi,imf ,ab ..sayın sayabilirseniz..Yabancıdan hayır gelmez,her önerdikleri bizi köşeye sıkıştırmak,1 verip 5 almak,ab mevzuatı kapsamında gmp getirildi,bizim aşı,ilaç sektörümüz 300-400 yıllık dev şirketler karşısında direnemedi ve el değiştirme durumunda kaldı,bilgi birikimimiz var ancak yeterli sermayemiz olmayınca elden gidiyor..
Tokay Ceritoğlu

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Efsane Toyotacı
  • *****
  • Araç: Corona
  • Model Yılı: '93
  • Kilometre: 350000
  • Kan Grubu: A+
  • 239 kere teşekkür etti
  • 1258 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #17 : Ekim 19, 2020, 22:00:08 »
Tokay abi bu saydıklarım hepsi çok doğru ama defalarca oldu yazıyorum üretici kazanmıyor değil "az kazanıyor" aslında kooperatifleşme olsa kazanacaklar ama maalesef birileri ön ayak olup köylüyü bir araya getirmiyor,bakınız canlı örnekler vermeye hazırım en yakın çocukluk arkadaşım her yıl Kurban Bayramı'ndan önce kurbanlık besler satar bende alırım ve nasıl diye sorduğumda iyi geçti (bakın çok iyi demiyorum) der,bu adam kazanmasa 4 ay o hayvanın kahrını çekmez sonuçta kolay iş değil çocukluğumda bir dönem bizde yaptık elini ayağını bağlayan iş hiçbir yere ha deyince gidemezsin hayvancılık kolay iş değil dediğim gibi kazanmasa bu adam yapmaz bu işi,öte yandan bacanağım sütlük inek besliyor mera yok tamamen yeme dayalı besicilik yapıyor,adam 1700 küsür emekli maaşı artı sütçülükten kazandığı ile ev geçindiriyor çocuk okutuyor,yani uğraşan olursa kazanıyor ama genç yeni yetişen nesil hepsi masa başı iş rahat hayat aylık sabit gelir istiyor,nasıl olsa üniversitesi bitirdim bide hayvancılıkmı yapacağım diyor,aslında bu iş profesyonel yapılmalı hayvancılık alanında eğitim alarak ve babadan,dededen öğrenilen harmanlansa iş tam rayına oturacak ama kimse yanaşmıyor,her ne olursa olsun bu iş ciddiye alınmalı devlet el atmalı ciddi anlamda teşvikler ve işin takibi yapılmalı esas tarım ve hayvancılık konusunda alım garantisi verilmeli,köprülere şehir hastanelerine verilen garantörlük çitçiye,köylüye verilmeli yoksa gelecek hem sağlık hemde kendi kendine yeterlilik yönünden pek parlak görünmüyor,inüversitelerde bölüm başkanlıkları çatısı altında yürütülmelidir.
TOYOTA CORONA 3S FE
BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN UĞRUNDA AKAN KANDIR TOPRAK EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR.
EMNİYET KURALLARINA UYALIM UYMAYANLARI UYARALIM.

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • Hiperaktif Toyotacı
  • ***
  • Araç: Yaris
  • Model Yılı: '15
  • Kan Grubu: ---
  • 42 kere teşekkür etti
  • 88 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #18 : Ekim 20, 2020, 10:44:31 »

Çevrimdışı (Gizli Üye)

  • TcT Onaylı Firma
  • ****
    • Sadece Toyota
  • Araç: Corolla
  • Model Yılı: '20
  • Kilometre: 1000
  • Kan Grubu: 0+
  • 998 kere teşekkür etti
  • 2126 kere teşekkür edildi
Ynt: Ekonomi, Yatırım, Sanayi, Strateji
« Yanıtla #19 : Ekim 20, 2020, 13:36:02 »
Şu an Türkiye Cumhuriyetinde yatırım yapmanın, yabancı sermaye için çok çok ucuz olduğunu ancak jeopolitik gelişmeler ve ekonomik kırılganlıklar sebebiyle de çok riskli olduğunu düşünüyorum, ayrıca yapılacak yatırımın geleceğe ve sosyolojik ihtiyaçlara yönelik sektörlerde olması (yazılım (özellikle yapay zeka), enerji depolama, gelişmiş tarım (organik, dikey tarım vs.), gelişmiş hayvancılık (ihtiyaca yönelik cins yetiştirme), vb.) önem arz ettiğini düşünüyorum, tabi bunlar için bilinçli ve yetişmiş bir toplum koşulu da olmazsa olmazlar arasında ancak yine jeopolitik ve ekonomik riskler neticesinde bu yetişmiş ve yetişecek insanlar hayatlarının bir bölümünü "sonuçta hayata bir kere geliyoruz" mantalitesi ile ülkemizde değerlendirmek yerine gelişmiş ülkelerde değerlendirmeye çalışıyor.

Konu ister istemez ülkemizdeki ekonomik koşullara gelmiş ve seviyeli bir tartışma söz konusu. Ben ekonomi uzmanı değilim ancak işim gereği takip etmek durumundayım. Maalesef bu konuda fasit bir daire söz konusu, ülkemizde cari açığı kapatabilecek düzeyde fiziken hafif pahaca ağır ihracat kalemleri olmadığından (olanları da değerlendiremediğimizden), ülkemizde üretilen son kullanıcı ürünlerinin yurtdışı ürünleri ile kalite yerine fiyat konusunda rekabet halinde olmasından ve bu sebepten yurtiçi talebinin düşük kalmasından ithalat açığı artmaktadır, bu da beraberinde yerel para biriminde değer kaybına ve enflasyona neden olmaktadır.

Hiç bir devlet cari açığının büyümesini istemez, bu durumun sonu yerleşiklerin panik algısı ile birlikte ülkeyi moratoryuma kadar götürür ancak bunun için fevri önlemler yerine dalgalı dönem önlemleri olması gerektiği görüşündeyim. İthalatı düşürmek için bir gecede gümrük kanunlarını değiştirerek, vatandaşına "hımm, demek bu ürünü ithal etmek istiyorsun, o zaman bende bundan %xxx vergi alırım, hadi ithal et de görelim" demek yerine, yerli sermaye rakibine "kalite standartları getirerek ve bunu denetleyerek" (denetleyerek kısmı getirmekten daha önemli) ve bir takım muafiyetler ile avantajlı duruma getirerek tercih edilme seviyesini arttırmak, evet biraz zahmetli ancak çok daha akılcıl bir yöntem gibi geliyor bana.

Unutulmaması gereken bir konu da, devletlerin halkın içerisinden çıkan çoğunluğun seçtiğidir, bazı arkadaşlar "çiftçi geçinemiyor, devlet destek vermeli" derken bazı arkadaşlar "kapısında çift çeker traktör, sıfır passat var" diyor ve bu doğrudur, her sektörde olduğu gibi çiftçilik alanında da yatırım yapanlar ve bu iş ile iştirak edenler kendini geliştirmeli, işine yatırım yapmalı ve "şark kurnazlığı" yapmamalı görüşündeyim, zira bu sektörde de gerçekten bilinçli, hakkaniyetli ve kendini geliştirebilenler nispeten bacasız fabrika konumunda, çünkü eski devirlerde olduğu gibi "topla getir ırgatı, eksin, biçsinler, karınlarını doyurun, aldığınız yere geri bırakın" devri değil artık.

Etiketler: