LEVENT SARI
Aktif Toyotacı

İtibar: +0/-0
Offline
Yaş: Yok
|
 |
« Yanıtla #60 : Ocak 15, 2007, 04:02:15 » |
|
Atatürk'ün İslam'a Bakışı
Atatürk'ün İslam'a Bakışı
Atatürk Araştırma Merkezi'nce hazırlanan ''Atatürk'ün İslam'a Bakışı'' adlı kitapta, Atatürk'ün İslam dini hakkındaki düşünce ve söylemleri belgelerle ortaya konuluyor.
Kitapta, Atatürk'ün halka hitabelerinde sıkça, ''Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa tahakkuk etmesi lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır'' dediği bildiriliyor.
İslam dini konusunda geniş bir bilgiye sahip olan Atatürk'ün, İslam dininin layıkıyla halka öğretilememesinden son derece üzüntü duyduğu belirtilen kitapta, ''İnsanlara ilk emri okumak ve ilim yapmak olan İslam dini ile, Türk milletine ilmi ve fenni rehber olarak bırakan Atatürk'ün ters düşmesi mümkün değildir'' deniliyor.
Atatürk için dinin, ''kendi hayatında hem toplumsal bir realite ve hem de iç dünyasında alışılmışın dışında gizli ve özel bir duygu'' olarak yerini aldığı vurgulanan kitapta, Atatürk'ün saf, temiz ve sade bir din anlayışına sahip olduğu kaydediliyor.
Atatürk'ün, İslam dinine sonradan girmiş olan her türlü safsata, hurafe ve boş inanışlara karşı durduğu ve rasyonel bir din anlayışını benimsediği ifade edilen kitapta, şunlar kaydediliyor:
''Atatürk, İslam dininin özüyle uyuşmayan hurafeleri dine sokanlarla, İslam'ın sadeliğinde ve temelinde var olan canlı, yapıcı ve hamleci ruhunu birtakım laf kalabalığına boğanlarla ve her şeyden önemlisi dini özellikle siyasi ve dünyevi bir çıkar aracı olarak kullanmak isteyen zihniyetin temsilcileri ile amansız bir mücadele etmiştir.''
Kitapta, Atatürk'ün halka hitap ve demeçlerinde İslam dini hakkında söylediklerine de yer veriliyor. Kitapta, Atatürk'ün 31 Ocak 1923 yılında İzmir'de halka yönelik yaptığı bir konuşmada, İslam dininin tarihsel süreçte birçok batıl fikirlerin saldırısına uğradığını dile getirdiği ve İslam dini hakkındaki düşüncelerini soranlara da, İslam dinine sokulan ve onu çepeçevre kuşatmaya çalışan hurafe ve batıl fikirlerden yakındığı bildiriliyor.
Atatürk, Ankara Orman Çiftliği'nde Asaf İlbay'ın ''Paşam din hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum'' sözleri üzerine şunları söylüyor:
''Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı yorum, unsurlar, boş inançlar binayı daha fazla hırpalamış.''
Kitapta, Atatürk'e ''dine karşıymış'' gibi bakılması veya gösterilmeye çalışılmasının bu din anlayışından kaynaklandığı vurgulanarak, oysa Atatürk'ün gerçek dine ters düşen hurafe ve eklemelere itibar etmenin yanlışlığına işaret ettiği belirtiliyor.
ATATÜRK'ÜN BALIKESİR KONUŞMASI
Kitapta, Atatürk, 7 Şubat 1923 yılında Balıkesir Zagnos Paşa Camii'nde ise dine ilişkin şunları söylüyor:
''Allah birdir. Şanı büyüktür... Peygamber efendimiz hazretleri, Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa, gerçeğe uymamış olsaydı, bununla ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü alem kanunlarını yapan Tanrı'dır.''
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Mehmet Saray, Atatürk'ün, Türk milletinin dinine bağlılığının devam etmesini istediğini, ancak laik Cumhuriyeti kurarken, dinin devlet iş ve güçlerine karıştırılarak yaşanmasına izin vermediğini hatırlattı.
Atatürk'ün, ''laik sistemi dinsizlik manasında anlamayın. Herkes dininde inancında hürdür'' dediğini bildiren Saray, Atatürk'ün, İslam dini hakkında asla menfi bir sözü olmadığını vurguladı. Saray, kitabı, birçok insanın ''Atatürk İslam'a şöyle bakmış, böyle bakmış'' şeklinde kitap yazması üzerine, konuyu netleştirmek için hazırladıklarını söyledi.
Bu çerçevede, Atatürk'ün gençlik yıllarından vefatına kadar İslam ile ilgili söylediği bütün sözlerin belgeleri ile ortaya konulduğunu, bilim adamlarınca tartışıldığını ifade eden Saray, şunları kaydetti:
''Belgeler ve yorumlarda Atatürk'ün, ateistlikle, dinsizlikle, İslam'ı yermeyle hiçbir alakası olmadığı ortaya çıkıyor. Atatürk İslam dininin siyasete sokulmasını asla istememiş, tahammül edememiş ve bu laik rejimi kurarak, İslam'a değişik bir ivme kazandırarak, dinimizin güzellikler içerisinde yaşanmasını sağlamıştır. Bu İslam'a en büyük hizmet olmuştur.''
Saray, Atatürk'ün bu yaptıklarının İslam dünyasına örnek olduğunu ve İslam alimlerince rehber olarak görüldüğünü kaydetti. Saray, ayrıca laik sistemde İslam'ı en güzel ve en nezih yaşayan yegane Müslüman ülkenin Türkiye olduğunu ifade ederek, ''Ben bunu herkesle tartışırım. Gitsin Müslüman'ım diyen ülkelerde İslam nasıl yaşanır görsünler ve bir de Türkiye'ye baksınlar. Aradaki farkı tespit edeceklerdir'' dedi
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Dağhan Baştuğ
Yönetici
    
İtibar: +2/-4
Offline
Yaş: 25
Yer: İstanbul/Anadolu Yakası
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: A+
En cüzel site, toyotaculubtere site...
|
 |
« Yanıtla #61 : Ocak 15, 2007, 16:12:06 » |
|
Atatürk ayrıca Mehmet Akif Ersoy'dan, Kuran'ın Türkçe'ye çevrilmesini istemiştir.Çünkü Kuran'da kullanılan dil şiirsel bir dildir.Bunun için hem Türkçe'yi hem Arapça'yı iyi bilen hem de şiirsel yeteneğe sahip biri olduğundan M.Akif Ersoy'dan rica etmiştir bunu. Fakat daha sonra M.Akif Ersoy, Atatürk'ün bir kaç islam dini ile ilgili girişimine kızmış ve Türkçe'ye çevirdiği Kuran'ı hiç ortaya çıkartmamıştır. Mesela bu girişimlerden biri ezanın Türkçe okunması. Elimde ezanın Türkçe hali var. Buyrun bir de siz dinleyin...
Bunları yapmasındaki neden ise İslam dininin Türkçemizle daha anlaşılır olmasını sağlamak.
Misal şu anda kaç tane dua bilirsiniz ama bire bir anlamını bimezsiniz.İşte bunları ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.Dili değiştirebilmiş fakat duaların dilini değiştiremediğinden biz bu halde kalmışız...
|
|
|
|
|
Logged
|
1991 Corolla GL (Vik Vik)
|
|
|
Dağhan Baştuğ
Yönetici
    
İtibar: +2/-4
Offline
Yaş: 25
Yer: İstanbul/Anadolu Yakası
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: A+
En cüzel site, toyotaculubtere site...
|
 |
« Yanıtla #62 : Ocak 25, 2007, 13:18:45 » |
|
"... 27 Ağustos 1922 sabahı 57. Alay bu tepeyi kuşatmış, saat 10.30'da Mustafa Kemal telefonda komutana;
*Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksiniz?
*Komutanım, yarım saat sonra alacağız.
*Başarilar diliyorum.
10.45 Mustafa Kemal: - Düşmanin halen direndigini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli.
*Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız.
11.00 Mustafa Kemal: - Reşat Beyi istiyorum.
*Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum, komutanım.
*Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım.
Mustafa Kemal'in gözlerinden yaşlar boşanir: -Allah rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir.
11.45 Başkomutanin telefonu çalar: - Çigiltepe alinmiştir komutanim. Yüzlerce ölüsünü birakan düşman Sincanli Ovasina dogru kaçmaktadir, arzederim".
İlgili resmi kayıt burada biter. Sonrasını Başkomutan Mustafa Kemal Paşa şöyle ifade eder:
"Türk Askerine,
Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rastgelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Burada şehit olan kahraman evlâtlarımızı minnetle anıyorum, ruhları şâd olsun. Başkomutan Mustafa Kemal".
|
|
|
|
|
Logged
|
1991 Corolla GL (Vik Vik)
|
|
|
LEVENT SARI
Aktif Toyotacı

İtibar: +0/-0
Offline
Yaş: Yok
|
 |
« Yanıtla #63 : Ocak 26, 2007, 22:12:59 » |
|
Mehmet akif Atatürke kızdığı için kuran-ı kerimin türkçe mealini ortaya çıkarmamıştır demek bu konuda doğru bir bilgiye sahip olmamak demek yada ön yargıların doğurduğu bir sonuç demek gerekir.
Mehmet Akif bu türkçe meale çeviri işinin büyük bir sorumluluk gerektirdiğini ve bunun sorumluluğunu kendisinin kaldıramayacağını düşünerek bundan vazgeçmiştir. ve bu meallleri yaktırmıştır. Eğer bu sorumluluğun sancısını duymasaydı onu başka bir şekilde ortaya çıkarır dı.
İkincisi Atatürk Mehmet akif ile beraber Elmalılı Hamdi Yazır hocayı görevlendirmiş. Elmalılı hoca tefsir Mehmet akif ise meal çalışması yapacaktı.
Daha sonra bu işi Merhum Elmalılı Hamdi yazır Hem meal hemde tefsir olarak yaptı.
Gelelim türkçe ezan veya duaya bu konuda kesinlikle kişi okuduğu kitabın ilk önce manasını anlamını özümsemeli daha sonra arapçasını okuyabilir Allaha dua etmenin dili yoktur. Önemli olan nasıl dua edeceğini bilmektir. Bunun içinde rehber Yüce kitabımızdır.
Elmalılı hamdi Yazırın tefsiri şu anda ülkemizin her yerinde mevcut o zaman meselenin çözümü bunu anlamak ve okumaktan geçer. Buyrun size türkçe eser ama okumak isterseniz.
Eğer maksadımız üzüm yemekse buyrun o üzümü tadın ama maksat bağcıyı dövmekse ozaman açık ve dürüst olmak gerek
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ocak 26, 2007, 22:16:10 Gönderen: LEVENT SARI »
|
Logged
|
|
|
|
İsmail H. Timurcioğlu
İçerik Yöneticisi
   
İtibar: +6/-0
Offline
Yaş: 32
Yer: TRABZON
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: A-
Ver gazı, coştur LAZ'ı
|
 |
« Yanıtla #64 : Ocak 26, 2007, 23:01:58 » |
|
Valla arkadaşlar ellerinize emeklerinize sağlık. Güzel bi arşiv oluyor valla. Okudukça duygulanıyorum, gözlerim yaşarıyor.
Ezan meselesinde ben sadece bir şeye karşıyım. Allah'ın 99 ismi arasında Tanrı kelimesi yoktur. Orda yine Allah kullanılsa iyi olurdu. Dediğiniz gibi okuduğun şeyi anlamak önemlidir. Tükçe mealinide okumak gerekir. Arapçasını güzel okuyandan dinlemek tüyleri diken diken eder. Allah sonumuzu hayr etsin.
Mekanın cennet olsun sevgili Atatürk. Cennetin en güzel köşeleri senin olsun. "İstanbul'u feth eden kumandan, ne güzel kumandandır" demiş sevgili peygamperimiz Hz. Muhammed S.A.V. İstanbul'u feth eden Fatih İstanbul'la birlikte ülkesini kurtaran K. Atatürk
Allah sizlerden razı olsun.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Şubat 21, 2007, 15:46:15 Gönderen: İsmail H. Timurcioğlu »
|
Logged
|
2007 Toyota Corolla Sedan D-4D Comfort MMT 1.4cc 90hp SİYAH İNCİ
|
|
|
HÜSEYİN DENİZ
Aktif Toyotacı

İtibar: +0/-0
Offline
Yaş: 43
Yer: Kocaeli
|
 |
« Yanıtla #65 : Ocak 27, 2007, 00:17:28 » |
|
Dağhan arkadaşım başta olmak üzere hepinizin elinize sağlık. Çok güzel resimler ve alıntılar eklemişsiniz. sağolun varolun.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
HÜSEYİN DENİZ
Aktif Toyotacı

İtibar: +0/-0
Offline
Yaş: 43
Yer: Kocaeli
|
 |
« Yanıtla #66 : Şubat 02, 2007, 21:04:32 » |
|
FRANSIZLAR YENİ BULUŞLARI OLAN UÇAĞI TANITMAK İÇİN TÜM ULUSLARDAN > KATILIMCILARI DAVET EDERLER... > > HERKES BÖYLE BİR İCATIN GERÇEKLEŞMİŞ OLMASI NEDENİYLE ŞAŞKIN VE > MERAKLIDIR... > > DÖNEMİN OSMANLI HÜKÜMETİNE DE KATILIMCI İÇİN HABER GÖNDERİLMİŞ... > > HÜKÜMET İCATLARA OLDUKÇA MERAKLI OLAN ALİ RIZA PAŞA YI GÖNDERELİM O > MERAKLIDIR DEMİŞLER... > VE DERHAL SARAYA ÇAĞIRMIŞLAR... > > KENDİSİNE FRANSIZLARIN BULUŞUNDAN BAHSETMİŞLER VE OSMANLI YI TEMSİLEN > GİTMESİNİ İSTEMİŞLER... > > ALİ RIZA PAŞA BU NU BİZ YAPMALIYDIK DEMİŞ İÇİNDEN HAYIFLANARAK... > > YALNIZ DEMİŞLER PAŞA YA DAVET 2 KİŞİLİK YANINA 1 KİŞİ DAHA AL ONU DA SEN > BELİRLE DEMİŞLER... > > ALİ RIZA PAŞA BİRAZ DÜŞÜNMÜŞ VE BİR DELİKANLI VAR ONU GÖTÜREYİM DEMİŞ... > > NEYSE ALİ RIZA PAŞA VE DELİKANLI PARİS'İN YOLUNU TUTMUŞLAR... > > PARİS'TE OTEL E YERLEŞMİŞLER...VE BULUŞUN GÖSTERİLECEĞİ GÜN KALABALIK > MEYDAN VE PİST HERKES MERAKLA > > BEKLİYOR..DERKEN PİLOT HAZIRLIKLARINI YAPIYOR...ÜSTÜNE MONT GİYİYOR BİRDE > GÖZLÜK TAKIYOR...UÇAK HAVALANIYOR... > > PARENDELER TAKLALAR MANEVRALAR MÜTHİŞ BİR GÖSTERİ... PİSTE > İNİYOR... ALKIŞLAR ARASINDA İNİYOR UÇAKTAN... > > HERKES KISKANÇ AMA ŞAŞKIN .... BİR YETKİLİ BİR GÖNÜLLÜ İSTİYOR..PİLOTUN > ARKASINDA ONA EŞLİK EDEBİLECEK CESARETİ OLAN.. > > BİZİM DELİKANLI ATILIYOR.. BEN BEN... TAMAM, DENİYOR VE DELİKANLIYA GÖZLÜK > VE MONT VERİLİYOR... > > DELİKANLI MONTU GİYİYOR GÖZLÜĞÜ TAKIYOR.. KALABALIKTAN SIYRILMAK ÜZERE İKEN > ALİ RIZA PAŞA KOLUNDAN TUTUYOR.. > > BOŞVER SEN BİNME BIRAK BAŞKASI BİNSİN DİYOR...NEDEN DİYE SORUYOR DELİKANLI > BİRŞEY Mİ HİSSETTİNİZ.. YOK, SEN YİNE DE > > BİNME EVLAT DİYOR... DERKEN BAŞKASI BİNİYOR UÇAĞA..UÇAK HAVALANIYOR > DELİKANLI ÖFKELİ PAŞA YA ... PARANDELER..MANEVRALAR.. DERKEN UÇAK ALEV > TOPUNA DÖNÜYOR VE PİSTE ÇAKILIYOR..2 ÖLÜ... > > DELİKANLI PAŞAYA BAKIYOR HAYRETLER İÇİNDE... PAŞA MAĞRUR VE MUTLU BİR > İNSANI KURTARDIĞI İÇİN...AMA BİR BAŞKASI ÖLMÜŞTÜ.... > > AMA KURTARDIĞI BİR İNSAN DEĞİLDİ.... > > BİR ULUSTU... > > ÇÜNKÜ DELİKANLI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK' TÜ.... > > SUNAY AKIN' DAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Alp Çalışkan
Hiperaktif Toyotacı
 
İtibar: +0/-0
Offline
Yaş: 33
|
 |
« Yanıtla #67 : Şubat 04, 2007, 20:51:38 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Dağhan Baştuğ
Yönetici
    
İtibar: +2/-4
Offline
Yaş: 25
Yer: İstanbul/Anadolu Yakası
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: A+
En cüzel site, toyotaculubtere site...
|
 |
« Yanıtla #68 : Şubat 11, 2007, 19:15:21 » |
|
Metnin minik bir kısmını daha önceden vermiştim fakat tam halini okuyunca konuya koymadan edemedim...
Mustafa Kemal’in 06 Mart 1922’de yaptığı ve TBMM Gizli Celse Zabıtları 3. Cildinde yer alan konuşmaları
"... Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana'dan sonra Peşte ve Belgrat'ta yenilmeseydi, Avusturya / Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir."
" ... Bir şeyin (Türkiye’nin) zararıyla, bir şeyin (Osmanlı’nın) yok olmasıyla yükselen şeyler (Batılı Devletler), elbette, o şeylerden (Avrupa’dan) zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve ittifak etmişlerdir.
Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar, duygular, fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir."
" ...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı.
Oysa hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür.
"...Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddî şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlâk bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu 'maneviyatı' ile sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu'yla Batı'nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı’ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez bundan."
"... Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye'nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye'yi atıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye'de fikir adamları, âdeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı.
Diyorlardı ki "Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur." “Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı.”
“BİLELİM Kİ, ULUSAL BENLİĞİNİ BİLMEYEN ULUSLAR, BAŞKA ULUSLARA YEM OLURLAR”
Mustafa Kemal 06 Mart 1922
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Şubat 11, 2007, 19:16:35 Gönderen: Dağhan Baştuğ »
|
Logged
|
1991 Corolla GL (Vik Vik)
|
|
|
Dağhan Baştuğ
Yönetici
    
İtibar: +2/-4
Offline
Yaş: 25
Yer: İstanbul/Anadolu Yakası
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: A+
En cüzel site, toyotaculubtere site...
|
 |
« Yanıtla #69 : Şubat 20, 2007, 17:28:13 » |
|
Ararştırmacı yazar Prof. İlknur Güntürkün Kalıpçı'nın kaleme aldığı İçimizden Biri Atatürk yazısından alıntıdır.
Biraz da gülelim değil mi
'Atatürk’ün hayatta en hoşlanmadığı şey dalkavukluk, ama yemek masasında hiç hoşlanmıyor. Karşısındaki adam da Atatürk’e “Sen Türkler'in şahısın şususun bususun ...”, feci dalkavuk. Yoğurt kasesi adamın önündeymiş diyor ki Atatürk; “Şu yoğurt kasesini bana uzatır mısınız?”. Adam yoğurt kasesi uzatacak, el insaf ayağa kalkıyor, önünü ilikliyor, tam yoğurt kasesini alacak parmakları içine giriyor. Ah diyorlar adama taktı Atatürk, birde zaten sinirlenmiş durumda, birde çok titiz bu konuda, şimdi bir fırtına kopacak. adam perişan, ah paşam vah paşam derken “Ya niye bu kadar üzüldünüz, demin yoğurt yiyecektim şimdi cacık yemiş olurum”.
Evet, bu espriyle 25 yılın sonunda ATATÜRK’ün müthiş espritüel olduğunu keşfettim ve yeni hazırladığım konferansımın konusu ne biliyormusunuz? “ESPİRİLERİYLE ATATÜRK”. Bugün onu hazırlıyorum, 6-7 ay sonra bitecek inşallah sizlerle buluşacağız. O konferansta çok güleceğiz ama inanın çok da düşüneceğiz.'
|
|
|
|
|
Logged
|
1991 Corolla GL (Vik Vik)
|
|
|
|
Murat Küden
|
 |
« Yanıtla #70 : Şubat 20, 2007, 20:50:07 » |
|
"İstanbul'u feth eden kumandan, ne güzel kumandandır" demiş sevgili peygamperimiz Hz. Muhammed S.A.V. İstanbul'u feth eden Kanuni İstanbul'la birlikte ülkesini kurtaran K. Atatürk
Bunu mahsus mu yazdin, yoksa yorgun muydun?
|
|
|
|
|
Logged
|
Birinci vazifeni unutma!
|
|
|
İsmail H. Timurcioğlu
İçerik Yöneticisi
   
İtibar: +6/-0
Offline
Yaş: 32
Yer: TRABZON
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: A-
Ver gazı, coştur LAZ'ı
|
 |
« Yanıtla #71 : Şubat 21, 2007, 15:44:51 » |
|
ALINTI Bunu mahsus mu yazdin, yoksa yorgun muydun?[/quote]
Valla yorgundum be abi. Kesin Ankara'nın havası yaramadı. Allah bilir kafam nerdeydi.
|
|
|
|
|
Logged
|
2007 Toyota Corolla Sedan D-4D Comfort MMT 1.4cc 90hp SİYAH İNCİ
|
|
|
Dağhan Baştuğ
Yönetici
    
İtibar: +2/-4
Offline
Yaş: 25
Yer: İstanbul/Anadolu Yakası
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: A+
En cüzel site, toyotaculubtere site...
|
 |
« Yanıtla #72 : Mart 16, 2007, 15:37:26 » |
|
-Çanakkale'de kendisine karşı savaşırken bir kolunu kaybeden ünlü Fransız Generali Gouraud'ya, yıllar sonra Ankara'da karşılaştıkları zaman -Generalin boş kolunu. işaret ederek- : "Türk topraklarında yatan şerefli kolunuz, memleketlerimiz arasında son derece kıymetli bir bağdır!"
- Çanakkale şehitleri törenine konuşma yapmak üzere giden bir Bakanına, harpte ölen diğer millet askerleri için de: "Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz!" diye not yazdırmıştır...
|
|
|
|
|
Logged
|
1991 Corolla GL (Vik Vik)
|
|
|
Dağhan Baştuğ
Yönetici
    
İtibar: +2/-4
Offline
Yaş: 25
Yer: İstanbul/Anadolu Yakası
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: A+
En cüzel site, toyotaculubtere site...
|
 |
« Yanıtla #73 : Nisan 13, 2007, 23:49:26 » |
|
Devrimleri :
TARİKATLARIN KALDIRILMASI, TEKKE VE ZAVİYEYERİN KAPATILMASI (30 Kasım 1925)
Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen, farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamaya, çıkarları tehlikeye düştükçe halkı ayaklandırmaya koyulmuşlardı. Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanından sonra da sürdürmeye kalkışmaları ve Menemen Olayı, Şeyh Sait Ayaklanması gibi şeriattan yana ayaklanmalara yol açmaları üstüne "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız" diyen Atatürk'ün sözleri ışığında harekete geçilerek, 30 Kasım 1925'te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatıldı.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Nisan 13, 2007, 23:49:59 Gönderen: Dağhan Baştuğ »
|
Logged
|
1991 Corolla GL (Vik Vik)
|
|
|
Cem Yücel
Fanatik Toyotacı
  
İtibar: +1/-0
Offline
Yaş: 22
Yer: İstanbul
Otomobili: ---
Kan Grubu: ---
|
 |
« Yanıtla #74 : Nisan 23, 2007, 22:30:04 » |
|
ALINTI Kefen sıyrıldı ve... Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılıncaAta'nınyüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatlarıbozulmamıştı.Sanki uyuyordu... 8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. KamileŞevkiMutlu'nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp FakültesiHistoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı'ydı.Patalogdu. ArayaniseAnkara Valisi Kemal Aygün'dü...Aygün, "Hocam" dedi, "10 Kasım günü Atamızın naaşınıAnıtkabir'e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşıgeleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadankorunduğunu belgelemek için muayene etmenizi ricaediyoruz."Prof. Mutluönce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu.Hastalığınıgerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasınıricaetti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: "Ben sizi sarar sarmalargötürürüm,bu tarihi bir görev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahıEtnografya Müzesi'ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı.MeclisBaşkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Rendada...Mutlu,görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.Gerçektentarihi bir tanıklıktı bu...Ata'nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçicikabrindençıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Birhaftaboyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalkbaşındanöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komiteüyeleritamam olunca Prof. Kamile Mutlu "Başlayın" talimatını verdi. Bununüzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madenibirsanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimalidüşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da kokuçıkmadı.Sandukatalaş doluydu.Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşıdoluydu.Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında,ağzıkapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafazaiçinkullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibiyazılıydı.Ata'nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengibirmuşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkesnefesinitutmuştu. Çünkü, "Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutupatlatmış,nöbetçi er, kokudan bayılmış" diye bir sürü söylentigeziniyordu. Ve 15yıl sonra ilk kez Ata'nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargılarıaralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanlarınyardımıylakatafalka çıktı ve Atatürk'ün yüzüne baktı. Ata'nın derisikahverengibir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarıolmuştuProf. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyleanlatacaktı:"Yüzünü örtenıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzüilekarşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol gözkapağınınüzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatağındauyuyorgibiydi."Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutunbaşınaçağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En baştaBaşbakanAdnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderesdeyanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekildeaşağı,tabuta doğru baktı.O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu'danaktaralım: "Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir debaktımki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı.Tahminediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Rendakalmıştı. O da Ata'yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanınayığılıverdi.Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş,tekrarsolüsyonla ıslatıldı. Ata'nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudubeyazkefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıpdoçenti Dr.Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdıgösterdi veşöyle dedi:"Bu kâğıdı,Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanımgönderdi.Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstünekonmasınıistiyor."Doç.Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı."Böyle birkâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi.Komiserkâğıdıkatlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittiktensonrasalonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdanbesmeleçektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15yıliçinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeribayraklaörtüldükten sonra kapağı kapatıldı.Ve 10 Kasım sabahı, Ata'nın naaşı 15 yıl önce onuDolmabahçe'den Ankara'ya taşıyan top arabasına yerleştirilip sondurağıolacak Anıtkabir'e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı...Atatürk'ün tabutu, Menderes'in huzurunda açılmıştıAta'nın 15 yıl Etnografya Müzesi'nde bekletilen naaşı,12askerinomuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği birtoparabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir'e taşınmıştı.Radyodannaklenyayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadarhüzünlüdür.Ancako törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisiniçekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk'ünnaaşının korunabilmesi için "tahnit" denilen bir işlemyapılmıştı.Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafındangerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel birformülenjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçükilaçşişesi, Ata'nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlemsayesindeAta'nın naaşı da -diyelim bugün Lenin'in mozolesinde olduğu gibi-öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünündefninişart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı.Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. Okomite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes'inhuzurundaAtatürk'ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılıncatahnitbozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bir başka deyişleAtatürk'ün(mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törenekatılanlarolacaktı. Atatürk'le ilgili belgesel çalışmaları sırasında otörenekatılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alanbilgilerin birkısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürkaraştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün, Prof.Dr. Kamile ŞevkiMutluile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor.Ata'nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım buayrıntılarladaha da ilginç bir boyut kazanıyor. Atatürk'ü son görenler anlatıyor: 'Yüzünde iki günlük sakal vardı' Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953'teEtnografyaMüzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl öncekiotöreni ve tabutun içindeki Atatürk'ü son kez görme fırsatıbuldular.İzlenimlerini şöyle anlattılar:• OSMAN ERSOY: "Sağlığında görmemiştim Atatürk'ü... Korkunçheyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ilekatafalkaçıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre... 1 - 2 günlüksakalıvardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu." ' Gözleri aralıktı' • HALİDE İNTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktım.Başı yanadoğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı.Haniinsan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öylearalıktıgözleri... Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi." Nefeslerin tutulduğu an...Tarih: 10 Kasım 1953. Mermer lahit sökülmüş, betonlar kırılmış, tabutu kaldıracak zincirli makaralar lahit salonunun tavanına yerleştirilmişti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi, tabutun çevresindeler... Kız kardeşinin gözyaşlarıAtatürk'ün kızkardeşi Makbule Atadan, başını tabuta dayıyor ve dakikalarca öyle kalıyordu. Belki çok uzaklarda, Selanik'te kalan günleri yâd ediyor; belki de ağabeyinin ruhuna dualar gönderiyordu. Tabut ortaya çıkıyorLahtin üzeri tamamen açılmış, Atatürk'ün cenazesini 15 yıldan beri muhafaza eden kurşun tabut ortaya çıkmıştı Dinler, Anıtkabir yolunda...Türkiye'deki bütün dini cemaatlerin temsilcileri cenaze arabasını takip ediyorlar. Ermeni, Yahudi, Katolik ve Rum temsilcilerle beraber zamanın Diyanet İşleri Başkanı kortejle yürüyor.  [/quote] ALINTI
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Yasemin Güven
Fanatik Toyotacı
  
İtibar: +1/-0
Offline
Yer: İstanbul
Otomobili: ---
Kan Grubu: ---
|
 |
« Yanıtla #75 : Nisan 24, 2007, 01:06:16 » |
|
Allah Rahmet Eylesin! Yeri doldurulamayacak kadar kutsal, Ulusu için aşırı derece fedakar, İnsanları seven, çocukları seven bir devlet adamı idi. Aç, susuz, soğuk, sıcak demeden, sıcak yatağından uzak halkı ve ulusu için, elinden gelenin fazlasını yapmış mukaddes insanı rahmet ve saygı ile anıyorum. Ne zaman Kuran-ı Kerim okusam ilk önce Peygamber Efendimize (S.A.V), Daha sonra Atatürk'ümüze her daim dua etmişimdir. Makamları Cennet Olsun!, Ruhları Şad Olsun!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Murat Küden
|
 |
« Yanıtla #76 : Nisan 24, 2007, 01:16:23 » |
|
Tabut konusunu buraya ekledim. Ve bu konuyu sabitledim.
|
|
|
|
|
Logged
|
Birinci vazifeni unutma!
|
|
|
Mehmethan Karaali
Hiperaktif Toyotacı
 
İtibar: +3/-1
Offline
Yaş: 22
Yer: İstanbul
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: 0+
|
 |
« Yanıtla #77 : Mayıs 15, 2007, 15:15:11 » |
|
Seni tebrik ediyorum Dağhan böyle bir köşeyi foruma eklemeniz çok güzel...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Dağhan Baştuğ
Yönetici
    
İtibar: +2/-4
Offline
Yaş: 25
Yer: İstanbul/Anadolu Yakası
Otomobili: Corolla
Kan Grubu: A+
En cüzel site, toyotaculubtere site...
|
 |
« Yanıtla #78 : Mayıs 28, 2007, 13:19:40 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
1991 Corolla GL (Vik Vik)
|
|
|
Alper Kutluer
Fanatik Toyotacı
  
İtibar: +0/-0
Offline
Yaş: 30
Yer: İSTANBUL
|
 |
« Yanıtla #79 : Mayıs 31, 2007, 23:48:22 » |
|
mükemmel videolar, bir kısmını tv'den seyretmiştim. Dağhan'a ve Cumhuriyete teşekkürler.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|