Toyota Club Türkiye

Sosyal => Kültür, Sanat ve Hayat => Konuyu başlatan: Dağhan Baştuğ (16) - Mayıs 21, 2006, 00:55:58

Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mayıs 21, 2006, 00:55:58
Cumhuriyetin ilanından sonra İstanbulda bir resepsiyon verilir. Tüm dünyanın elçi ve ateşeleri davetlidir.
Davet güzel bir şekilde devam etmektedir fakat İngiliz ateşesi binbaşının bakışları Atatürk'ün gözünden kaçmaz.Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir.
Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir.Yaver ingiliz binbaşıyla konuşur ve Mustafa Kemal'e şöyle der ;
"Paşam, kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana
Mustafa Kemal'in Çanakkalede babasını öldürdüğünü söyledi."
Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der;
"Git sor bakalım BABASININ ÇANAKKALEDE NE İŞİ VARMIŞ?"
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mayıs 22, 2006, 21:58:31
Bir gün Müslüman memleketlerinden birinde (Mısır'da) bağımsızlık
davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemal'i görmeye gelmişti. Kendisine:

-"Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz?" diye sordu.

Olabilecek şey değildi ama insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal:

-"Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü?" diye sordu. Adamcağız yüzüne bakakaldı.

-"Fakat Paşa Hazretleri yarım milyonumuzun ölmesine ne lüzum var? Başımızda siz olacaksınız ya..."

-"Benimle olmaz beyefendi hazretleri, yalnız benimle olmaz. Ne vakit halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse, o zaman gelip beni ararsınız."

(Falih Rıkı Atay - Çankaya)
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mayıs 23, 2006, 23:22:24
1. Dünya Savaşı sonunda Suriye cephesindeki ricatı yöneten Mustafa Kemal Paşa; Halep’ten beri çekildiği halde çıkıp “kimsiniz, nesiniz, nereye gidiyorsunuz?” diye sorgu sual eyleyen olmaz. Fakat bir gece yarısı, önce bir tüfek mekanizması şakırdar, sonra havaya bir el ikaz ateşi açılır ve bir Kilisli Türk'ün yiğit sesi yırtar karanlıkları:

- Duruuuun! Yoksa vururum!

Gazi, yanındakilere döner ve der ki:

- Vatanın sınırı işte burada başlıyor!


***

Şimdi orası gerçekten sınır çizgimizdir.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mayıs 25, 2006, 02:11:03
Yugoslav Kralı müteveffa Aleksandr, Balkan Atlantı'nın imzasını takip eden günlerde memleketimize gelmişti. Atatürk'le sohbeti sırasında, şahsına ve Türk Milleti'ne karşı duyduğu yakınlığı ve iyi hisleri ifade için dedi ki:

"-Cihan Harbini takip eden mütareke günlerinde, İtilaf devletleri Yunanistan'dan evvel Türkiye'yi işgali bana teklif etmişlerdi. Fakat hiç tereddüt etmeden bu teklifi reddettim, bunun üzerine Yunanlıları tercihe mecbur kaldılar."

Mustafa kemal muhatabının sözlerini sükunetle dinledi ve birden yerinden kalkıp, muhatabını şaşkınlık içinde bırakarak elini sıktı:

"-Size ve milletinize geçmiş olsun Ekselans..." dedi.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mayıs 26, 2006, 01:25:00
14 Ekim 1918’de Fransız işgaline uğrayan 'Hatay ve çevresi'nin bağımsız bir devlet haline getirilmesi için Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne baş vurmuştu.

Hatay’daki seçimleri yönetecek 21 kişilik komisyon 24 Mart 1938’de kuruldu. Nisan’da Hatay’a gelerek çalışmaya başladı. Fransızlar tarafından bağımsızlığa engel olmak için büyük çaba harcanıyordu. Fransa nerede ise, Türkiye ile bir savaşı bile gündeme getiriyordu. Bir defasında Ankara’da Atatürk’ün de bulunduğu bir Cumhuriyet Bayramı günü Ankara Palas salonlarında geçen bir olay vardır ki Atatürk’ün bu konudaki hassasiyetini de ortaya koyar.

Olay, Fransa Büyükelçisi’nin de bulunduğu bir masabaşı sohbetinde geçmiştir.

Atatürk, Büyükelçiye:

-Ben, milletime söz verdim, Hatay’ı alacağım. Ben milletime verdiğim sözü tutmakla tanınmış bir adamım. Beni üzüyorsunuz...

Bu sözler sarfedildiği sırada çevrede bulunan Mülkiye Mektebi (Siyasal Bilgiler Okulu) öğrencilerinden biri:

- Üzülme Atam, arkanda bizler varız!.. der.

Masada bulunanların kınayan bakışları arasında o büyük adamın gençlerin bulunduğu tarafa doğru hafifçe dönerek:

- Biliyorum, evladım. Onu bildiğim için ekselansla böyle konuşuyorum... cevabını verir.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mayıs 27, 2006, 01:23:17
"Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz?
Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da Slav araştırma cemiyetlerinin kurduğu Dil Kurumlarıdır.
Bizim içimizde yaşayan insanların, millî tarihlerini yazıp millî şuurlarını uyandırdığı zaman, biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik."

ATATÜRK, 1933

(Bu söz üzerinde biraz düşünün,hemen es geçmeyin...)
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mayıs 30, 2006, 00:19:27
"Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır."

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, 1923
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Haziran 04, 2006, 22:55:12
Atatürk'ün gençliğinde yazdığı bir şiir...

HAKİKAT NEREDE?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Haziran 11, 2006, 01:21:32
Asıl ben teşekkür ederim Mertol Abi.Ben az bile kafa yoruyorum...

İngiliz yöneticileri ile toplantı yemeğinde bulunurken hizmeti yapan Türk garsonlardan bir tanesi ayağının takılması üzerine yere düşer. Haliyle elindeki tepside yerlerdedir. Masada bulunan İngiliz yöneticiler büyük bir küstahlıkla gülmeye başlarlar.Bunun üzerine Atatürk, bütün soğuk kanlılığıyla İngiliz yöneticilere dönerek şu mükemmel sözleri söyler:'Ben Türk milletine her şeyi öğrettim fakat bir türlü uşaklık yapmasını öğretemedim.'
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Mustafa Avcı - Haziran 11, 2006, 02:18:48
1922
Izmir kurtuldu, cok tatli bir yorgunluk,Ankara'ya hareket edecekler.
Trene binerler ve kompatimana cekilirler. Ertesi gun kompartimanin
kapisini calar yaveri, Ata açar; yorgun,bitkin,kravatini yikamaktadir.
Yaveri ''ya pasam bu ne hal hic uyumadiniz herhalde niye
boylesiniz?" der.
"kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmussunuz.
  Kolumu yastik yaptim agridi setremi yastik
yaptim usudum bende uyumadim kalktim" der.
Yaveri;"aman pasam!Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastikla
battaniye
getirirdik" der.
(Ve bir ulke kurtarmaktan donen komutan soyluyor bunlari tarihi bir
cevap)
Ata der ki:
"Gec farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz.Hicbirinize
kiyamadim.Onemli olan benim uyumam degil milletimin rahat uyumasi".
 """""""ATAMIZ
SAYESİNDE
NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ HALA UYANAMADIK


bunu okuyunca benim uykum kaçtı
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Haziran 12, 2006, 02:46:17
Oh be!!!
Atatürk'le ilgili mesaj atan biri çıktı en sonunda.
Sana da teşekkürler Mustafa...

Atatürk geçen dünya harbi başladığı zaman Türk ordusunda alman general ve subaylarına mühim mevkiler verilmesinin aleyhinde bulunmuştu. Alman mareşali falkenhayn bu gibileri itirazdan vazgeçirmek için çeşitli çarelere başvuruyordu. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa’nın yedinci ordu kumandanlığına hareket edeceği günün gecesi, İstanbul’da Akaretler'de 74 numaralı eve alman mareşalinin karargahında memur olan bir Türk kurmay subayı ile genç bir alman subayı geldiler. Ufak sandıklar içinde bazı şeyler getirdiler. Mustafa Kemal sordu:

- Bunlar nedir?

Alman subay cevap verdi.

- İstanbul'dan ayrılıyorsunuz; size Mareşal Falkenhayn bir miktar altın göndermiştir.

- Bu paralar bana yanlış geldi. Ordunun levazım reisliğine gönderilmesi lazımdı.

- Efendim, o da başka...

Mustafa Kemal paranın ne kadar olduğunu anladıktan sonra, alman subayının önünde, onları teslim aldığına dair senet imzaladı; fakat alman subayı bunu kabul etmedi. O zaman Mustafa Kemal Türk subayına emretti:

- Bu zabit bilmiyor, senedi alsın. Mareşale versin ve siz de paraları gelip alması için levazım reisliğine haber gönderiniz...

Bir kaç ay sonra Atatürk yedinci ordu kumandanlığını, vekil olarak Ali Rıza Paşa'ya bırakmış, ayrılmıştı; altınları da ona teslim ederek makbuz almıştı. Bu makbuzu iki yaverine verdi ve emretti.

- Mareşal Falkenhayn'e gidiniz; kendisini görünüz; bu makbuzu vererek benim imzamın bulunduğu kağıdı ondan alınız!

Mareşal Falkenhayn yaverine:

- Mustafa Kemal Paşa'ya böyle bir para verdiğimi hatırlamıyorum; bende imzalı senedinin bulunduğunu da bilmiyorum. Bunun için Ali Rıza imzalı kağıdı da kabul edemem! dedi. Mustafa Kemal Paşa şu haberi yolladı;

- Verdiğiniz altınlar olduğu gibi duruyor; onlar için size senet verilmiştir. Sizde böyle bir senedin bulunmayışı altınları yok edemez. Vesikayı kaybetmiş olabilirsiniz; o halde verdiğiniz altınları size iade edeceğiz; aldığınıza dair siz bize makbuz veriniz! Ben altın için memleket menfaatleri hakkında müsamaha gösterecek insanlar dan değilim. Paralarınız duruyor, fakat onlardan daha kıymetli olan Mustafa Kemal imzası sizde kalamaz!
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kerim Aldemir (43) - Haziran 13, 2006, 00:24:57
Boş yorum yapılacak bir konu olmadığı için bende bişey koymak istedim..

Bu fotoya dikkat bir devlet başkanı nasıl durur... Karizmaya asalete bakın...



Atam izindeyiz her zaman..
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Haziran 13, 2006, 03:43:24
Bu resmi biliyorum.Orada yanlış hatırlamıyorsam 35 kral,70 cumhurbaşkanı vardı.Ama fotografta 15 erkek görünüyor.Gerçi resim fluluğundan filan ve Atatürk'ün resmin aşağı yukarı ortada oturmasından zaten direkt ilk göze çarpan O.Tabi bir de oturuş şeklinden...
Ama karizma diyoruz ya.
Buyrun...
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Haziran 15, 2006, 03:10:48
"Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar"

ATATÜRK
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ağustos 16, 2006, 23:12:50
Günlerden bir gün İtalyan Büyükelçisi Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek ister ve huzura kabul edilir.
O zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra, büyükelçi :
"Ekselans, dün Roma ile yapmış olduğum bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi" der.

Odada bir an sessizlik olur.
Mustafa Kemal büyükelçiye bir şeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır.
Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır.
Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasini ister ve Çakmak'a:
"Paşa! İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlar hazır mıyız?" der.
Fevzi Çakmak durumu anlar ve
"Biz hazırız Paşam" diye yanıtlar.
Ata büyükelçiye döner ve:
"Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse gelip Hatay'ı alabilirler" der.

Alıntıdır...
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: İbrahim ÖNGÜN (962) - Ağustos 20, 2006, 15:03:54
Dağhan kardeşim teşekkürler, güzel bir köşe oluşturmuşsun.Yüce milletimizin özellikle genç fertleri (İnşallah) o şanlı mücadeleyi okur ve nereden gelip nereye gittiğimizi kavrarlar.Umarım o yüce insanlara ve şanlı mücadeleye layık oluruz.Sanırım bize bizden başka dost yok!(İnşallah yanılırım ama tarihi gerçekler böyle söylüyor)
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ağustos 27, 2006, 01:03:00
Tam 20 dakikadır bunu bulmak için uğraşıyorum ve en sonunda buldum.
Soruna cuk oturacak birinci ağızdan bir cevap...

Atatürk, Ankara Erkek Lisesinde yapılan bir sınavda bulunuyordu. Sınava giren çocuklardan biri sorulan soruya şöyle cevap vermişti:

— Fransa ile olan geleneksel dostluğumuzun gereği…

Atatürk hemen öğrencinin sözünü keserek sordu:

— Hangi geleneksel dostluk? Bu da nereden çıktı, kim söyledi bunu?

O zaman coğrafya öğretmeni Ata’nın öfkesini azaltmak için:

— Ben söyledim paşam diye yanıt verdi.

Gazi bu kez bana döndü:

— Sen söyle bakalım tarih hocası… deyince hemen ayağa kalkarak yanıt verdim:

— Paşam ortada geleneksek bir dostluk yoktur. Yalnız ortak hareketlere Fransız yazarları bu adı yakıştırmışlardır. Örneğin Kırım Savaşı’nda olduğu gibi…

Atatürk bu yanıtımdan hoşlandı.

— Aferin, dedi. Bu gerçekten böyledir. Ne yazık ki Türk’ün geleneksel dostu yoktur. Ortak çıkarlar söz konusu olunca Avrupalılar hemen buna geleneksel dostluk adını yakıştırmışlardır, dedi.

Dr. Semih Nafiz Tansu’nun bu anısı “Düşünce ve Davranışları ile Atatürk” (ATASE Yay. Ankara 2001) kitabının 35. sayfasında yer almaktadır.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Alp Çalışkan (396) - Ağustos 27, 2006, 23:22:09


http://www.herice.com/yeni/ataturk.html
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ramiz Aksoy (8) - Ağustos 27, 2006, 23:54:19
Çok güzel  bir şeyi tekrardan farkettim kendisi çok karizmatik bir insan çok etkileyici gerçekten
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ağustos 28, 2006, 00:45:56
Gözyaşlarımı tutamadım açıkçası...
Aklıma Rıdvan Amcam geldi.Dedemin kuzeni.1932 doğumlu.Atatürk'ü kendi öz gözleriyle görmüş biri.Arada ona uğrarım.Sağdan soldan konuşuruz hep de, birden ben Atatürk konusunu açtım.74 yaşındaki amcam hüngür hüngür ağlıyor karşımda.Ben nasıl ağlamayayım şimdi...

Mertol Abi,
Biraz zaman ayır da şu vidyo olayını yap...
Lütfen...
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ağustos 31, 2006, 02:40:12
1922 yılı, Bakanlar Kurulu Atatürk'ün başkanlığında toplanır, "Büyük Taarruz"un kararı imzaya açılır. Mahmut Esat Bozkurt ve diğer bakanlar sırayla imzalarlar, Adliye Bakanı Çankırı Milletvekili Neşet Bey yaşlı bir insandır, kalemi eline alır, elleri titreye titreye imza atar ve duasını ihmal etmez:
"Allah, askerlerimizin birini bin göstersin!"


MUSTAFA Kemal Paşa "30 Ağustos Zaferi"nin akşamını şöyle anlatır:

"Güneş mağribe (batıya) yaklaştıkça ateşli kanlı ve ölümlü kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda hissolunuyordu. Bir an sonra cihanda büyük bir yıkım olacaktı ve beklediğimiz kurtuluş güneşinin doğabilmesi için, bu yıkım lazımdı. Hakikatin semanın karardığı bir dakikada Türk süngüleri düşmana doğru sırtlara hücum ettiler. Artık karşımızda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı."
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Alper Kutluer (812) - Eylül 02, 2006, 15:04:56
Alıntı yapılan: Dağhan Baştuğ
"Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz?
Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da Slav araştırma cemiyetlerinin kurduğu Dil Kurumlarıdır.
Bizim içimizde yaşayan insanların, millî tarihlerini yazıp millî şuurlarını uyandırdığı zaman, biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik."

ATATÜRK, 1933

(Bu söz üzerinde biraz düşünün,hemen es geçmeyin...)


Bunların savaşı Çekoslovakya, Yugoslavya, SSCB, Bosna diye devam ediyor.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 04, 2006, 02:17:16
''Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat yarın ne olacağını bugünden kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir...

Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde birleşmeliyiz. Onların (Dış Türkler'in) bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli...''

29 EKİM 1933
Mustafa Kemal ATATÜRK
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 05, 2006, 02:19:45
Atatürk’ün Manevi Babası Sedirler’li Hacı Hüseyin Ağa



Ata’nın Konya’ya beşinci gelişlerinde yanlarında eşi Latife Hanım’da vardı. Birlikte Konyalıların Ata’ya hediye ettiği ve halen Atatürk Müzesi olan evlerine inmişlerdi. Ertesi gün erken saatlerde evin önü Ata’yı görmek isteyen meraklılarla dolmuştu. Halk arasında yaşı 60’ın üzerinde iri yapılı, aksakallı, nurani yüzlü bir zat bahçe kapısının sağ yanında beklemekte idi. Başında abani sarık, sırtında şetari işlik, üzerinde latası, ayağında mest kundura, Tunus şal kuşak, kıl şalvarı ile eski Konya kıyafetli ihtiyar ara sıra nöbetçilere rica ediyor fakat sözünü tutturamıyordu. Bu esnada Belediye Başkanı köşke girmek üzere kapının önünde durduğunda ihtiyarın yalvarmasını duyuyor, arzusunu sorduğunda “Mustafa Kemal Paşa’ya iki çift sözüm var, ne olur kendilerine dileğimi bildirin” diyor. Bunun üzerine Belediye Başkanı ihtiyarı da yanına alarak içeri girerler. Tanıştırılır Atatürk ihtiyara boş koltuğu gösterir. İhtiyar;

-“Oturmayacağım Paşam maruzatım kısadır. Arz edip, sizleri rahatsız etmeden döneyim.”

- Atatürk “buyurun oturun” der.

- Paşam bana Sedirlerli Hacı Hüseyin derler. Üç oğlum vardı, en büyüğünü Balkanlarda şehit verdim, ikincisi Çanakkale’de şehit oldu. Üçüncü oğlum kalmıştı. “Vatan tehlikede Mustafa Kemal asker istiyor” denilince onu da emrinize Vatan müdafaasına gönderdim. Dumlupınar’da şehit olduğu haberi geldi. Üç oğlum da Vatan uğruna şehit oldular . helal olsun, Vatan kurtuldu ya… Yeter… Benimkiler gibi nice yiğitler bu vatan uğruna şehit oldu. Feda olsun.

Şimdi sizden bir ricam var. Üç şehit oğlumun yerine size “oğlum” diye hitap edebilirmiyim? Gazi Oğlumun alnından öpebilirmiyim? Evladım” deyince, Gazi’de Latife hanım da derhal ayağa kalkıp, “Bizleri evlat olarak kabul etmenizden gurur duyarız babacığım” diyerek Sedirler’li üç Şehit Babası Hacı Hüseyin Ağa’nın elini öperler. Baba oğul olurlar. Gazi ile Hacı Hüseyin Ağa ertesi gün Hacı Hüseyin Ağa’nın eşi Akile Mine’yle tanışıp onu da “Ana” olarak ellerini öperler. Böylece ana oğul olurlar.

*Cumhuriyetin 50. Yılında Konya, 1973 İl Yıllığı ( GAZETECİ YAZAR SELÇUK ES’in ANILARINDAN)


Hep yazı mı yazacağız,biraz da resim koyalım şu güzelim köşemize.Bu resimden ne anladığımı da sizlerle paylaşayım.
Türkiye müslümandır ,müslüman kalacak...
Ve Türkiye laiktir, laik kalacak..

Bu iki olguyu birbirleriyle savaştırarak oy toplamaya çalışanlara sözüm...

Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 05, 2006, 02:30:09
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 05, 2006, 02:53:59
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Alp Çalışkan (396) - Eylül 10, 2006, 20:32:56
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ayberk Yılmaz (22) - Eylül 11, 2006, 19:01:22



Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 12, 2006, 02:41:53
Cevaplar için çok teşekkürler arkadaşlar...

target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=nm_M6sS7M5A...related&search=
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Barış aykan (62) - Eylül 13, 2006, 00:36:20
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ayberk Yılmaz (22) - Eylül 14, 2006, 23:04:12






Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Günal Yılmaz (9) - Eylül 18, 2006, 15:59:04
Atatürk hakkında aşağıdakilerden hangisini biliyorsunuz?

Araştırmacı Yazar İlknur Güntürkün Kalıpçı`nın `İçimizden Biri Atatürk`
adlı yazısından alıntıdır)
Atatürk`ün dünyada `başöğretmen` sıfatlı tek lider olduğunu

Bir geometri kitabı yazdığını.

Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim
babasını bu yazdığı kitapla bizzat Mustafa Kemal olduğunu

Bir röportajda "Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?"
diye sorulur,

Atatürk: "Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz
üye olmak için. Davet gelirse düşünürüz".

BM yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke biz oluruz

Yıl 1938,
General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi.

Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve
aynen şöyle der:
Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için
neler vermezdim"

Yıl 2000,

ABD Başkanı`nın milenyum mesajından bir alıntı :
"Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal
Atatürk' tür.

Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir"

Yıl 1938,

Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiir`den alıntı :

"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına
Mustafa Kemal gibi lider getirir"

Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu

Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın askerlerimiz var.
Ama dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimiz var;

700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reiseliğine bizzat Atatürk
tarafından atanmış Üstteğmen Kara Fatma

Atatürk çiçeği`nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi
profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada
bu isimle üretilip satıldığını

Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan, her
Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün
resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu

Mimber` adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede
ilk defa sansür kelimesi geçtiğini

Yıl 1996,

Haiti Cumhurbaşkanı vasiyetinde mezar taşına yazılmasını istediği
metni bırakmıştır.

Diyor ki: "Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal Atatürk'ü
anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı
mutlu öldüm"



Yıl 2005,

Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr.Johns`un önerisi

"Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk' ü örnek alsın yeter"

Milletimi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle
aldatmamış olmakla gurur duyuyorum ."

M.Kemal ATATÜRK
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 21, 2006, 20:17:57
http://www.fatherofturks.com/AtaENGLISH_files/frame.htm

Çok güzel bir çalışma.Belkide daha önce hiç görmediğiniz resimlerle ve ingilizce anlatımıyla bir site...
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dinçer Şensoy (637) - Eylül 22, 2006, 10:02:52
Dağhan arkadaşım gerçekten çok güzel bir köşe oluşturmuşsun. Baştan sona okudum ve çok duygulandım. Ama bazı arkadaşlarımızın bu kadar şanlı bir tarihe sahip bir milleti küçük görmesine dayanamıyorum.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 23, 2006, 04:03:05
Atatürk'le ilgili görüşlerin bulunduğu bir sitede, yakın zamanda biri şöyle yazmıştı :

'Senin fazladan bir nefesin için, ben ömrümü vermez miydim...'
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Alp Çalışkan (396) - Eylül 27, 2006, 20:12:15
Izmir kurtuldu, cok tatli bir yorgunluk,Ankara'ya hareket edecekler.
Trene binerler  kompartımana cekilirler.
Ertesi gun kompartimanin kapisini calar yaveri, acar yorgun, bitkin, kravatini yikamaktadir Atatürk.Yaveri "ya paşam bu ne hal hic uyumadiniz herhalde niye boylesiniz"der.
 "Ya çocuk kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmussunuz.
 Kolumu yastik yaptim agridi setremi yastik yaptim usudum bende uyumadim kalktim"der.
 Yaveri;"aman pasam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastikla battaniye getirirdik"der.
 Ve bir ulke kurtarmaktan donen komutan  tarihi bir cevap der ki
 "Gec farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım.Önemli olan benim uyumam degil milletimin rahat uyumasi".
 
ATAMIZ SAYESİNDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ HALA UYANAMADIK !!!

Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Efe Biricik (1233) - Eylül 27, 2006, 23:06:20
kardeşim Dağhan eline sağlık
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Emrah Akgül (612) - Eylül 28, 2006, 02:02:46
mükemmel bir konu olmuş ellerine sağlık hepsini okudun gözlerim doldu. tekrar teşekkürler.

benden de 25 mb lık ATATÜRK fotoları. içinde 450 kadar çok güzel fotolar var. hepsi birbirinden güzel.

 

http://rapidshare.de/files/34692307/atatuerk.rar.html

 

şifre:  toyotaclub  

link in sonunda atatuerk diye yazmış aslında o atatürk' dü. sapıtmış rapid.
tarafımdan herhangi bir yanlış yoktur.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Emrah Akgül (612) - Eylül 29, 2006, 00:39:00
Yıl, 1933; mevsim, kış. Yer, Ankara tiren istasyonu. Akşam üstü.
Gazi, yurt gezisine çıkacak, gar dolup taşıyor onu uğurlamaya gelenlerle.
Gazi tirene bineceği sırada bir köylü kalabalığı yararak koşa koşa onun yanına ulaşmayı başarıyor, ayaklarına kapanıyor.
Yaverleri, ilgililer köylüyü tutup götürmek istiyorlar.
"-Bırakın!..." Kendisi eğilip kaldırıyor köylüyü.
"-Nasılsın yurttaşım?"
"-İyiyim Paşam, iyiyim."
"-Senin iyiliğine memnun oldum. Benden ne istiyorsun?"
"-Hayır Paşam, bir şey istemiyorum."
"-Niçin geldin öyleyse?"
"-Seni gördüm, kendimi tutamadım, ayaklarına kapanmak istedim."
"-Yok, sen benden bir şey istiyorsun, söyle bana yapacağım."
"-Sağlığından başka bir isteğim yok Paşam."
"-Ben biliyorum senin istediğini, sen benimle kucaklaşmak istiyorsun."
Köylü yoksul, üstü başı dökülüyor, üstelik giysileri kirli.
Gazi, sarılıyor köylüye, kucaklıyor onu, bağrına basıyor, yanaklarından öpüyor.
O sırada orada kalabalık arasında bulunan Feridun Cemal Erkin diyecektir ki:
-"Etrafıma baktım, herkes mendili çıkarmış ağlıyordu."
(...)
O, Cumhuriyet'in 3. yıldönümünde tribünlerden inip, çevresindeki asker çemberini kaldırtıp, yaverini de uzaklaştırıp halkla birlikte, ellerini iki vatandaşının omuzlarına dayamış yürürken duyduğu mutluluğu tatmak isteyecekti hep.
Halk nasıl da kendiliğinden onu incitmemek için arada bir boşluk bırakmıştı o gün.
Epeyi yürümüşlerdi öylece.
"-Artık otomobile binseniz..." demişti birileri.
Onlara dönüp demişti ki:
"-Sen belki ömründe sevmişsindir. Fakat hiç sevildin mi? Bundaki zevk hiçbir şeyde yok. Hele âşığın Türk milleti olursa!..."
Ve eklemişti:
"-Beni bu zevkten biraz daha ayırmayın..."
(...)
Aradan yıl geçecek... Cumhuriyet'in 12. yıldönümü için dövizler hazırlanmış:
"Atatürk bizim en büyüğümüzdür",
"Atatürk bu milletin en yükseğidir",
"Türk milleti asırlardan beri bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı" ,,,,,,,,böyle sürüp gidiyor.
Atatürk, bunları tek tek gözden geçirmekte ama, hiçbirini beğenmeyerek hepsinin üstünü çizmekte...
Kalemi eline alarak asılacak dövizi kendi yazacak:
"Atatürk bizden biridir."

Alıntı...
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ekim 01, 2006, 00:21:47
Son zamanlarda çıkan yeni yeni haritalar yüzünden az ama öz olan bir sözü koymak durumunda kaldım...Zaten yeterince anlatıyor

"Türklerin yaşadıkları her yer Misak-ı Milli hudutları içindedir."

'Mustafa Kemal Atatürk'
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Barış aykan (62) - Ekim 01, 2006, 01:43:52
Atamızın cenazesinden hic bir yerde kolay goremeyeceginiz fotograflar allah rahmet eylesin huzur icinde yatsın izindeyiz.....
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Barış aykan (62) - Ekim 02, 2006, 03:11:56
Bu güzel yazıyı sonuna kadar okumanız ve yorum yazmanız dileğiyle....
   
    Kefen sıyrıldı ve...
   
    Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca
    Ata'nın
    yüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları
    bozulmamıştı.Sanki uyuyordu...
   
    8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. Kamile
    Şevki
    Mutlu'nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi
    Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı'ydı.Patalogdu. Arayan
    ise
    Ankara Valisi Kemal Aygün'dü...
    Aygün, "Hocam" dedi, "10 Kasım günü Atamızın naaşını
    Anıtkabir'e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı
    geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan
    korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica
    ediyoruz."Prof. Mutlu
    önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu.
    Hastalığını
    gerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını
    rica
    etti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: "Ben sizi sarar sarmalar
    götürürüm,
    bu tarihi bir görev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı
    Etnografya Müzesi'ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı.
    Meclis
    Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda
    da...Mutlu,
    görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.
    Gerçekten
    tarihi bir tanıklıktı bu...
    Ata'nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici
    kabrinden
    çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir
    hafta
    boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk
    başında
    nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite
    üyeleri
    tamam olunca Prof. Kamile Mutlu "Başlayın" talimatını verdi.
    Bunun
    üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni
    bir
    sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali
    düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku
    çıkmadı.Sanduka
    talaş doluydu.
    Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı
    doluydu.
    Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında,
    ağzı
    kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafaza
    için
    kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi
    yazılıydı.Ata'nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi
    bir
    muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes
    nefesini
    tutmuştu. Çünkü, "Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu
    patlatmış,
    nöbetçi er, kokudan bayılmış" diye bir sürü söylenti
    geziniyordu. Ve 15
    yıl sonra ilk kez Ata'nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargıları
    aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların
    yardımıyla
    katafalka çıktı ve Atatürk'ün yüzüne baktı. Ata'nın derisi
    kahverengi
    bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı
    olmuştu
    Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle
    anlatacaktı:"Yüzünü örten
    ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü
    ile
    karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz
    kapağının
    üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatağında
    uyuyor
    gibiydi."
    Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun
    başına
    çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta
    Başbakan
    Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes
    de
    yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde
    aşağı,
    tabuta doğru baktı.
    O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu'dan
    aktaralım: "Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de
    baktım
    ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı.
    Tahmin
    ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda
    kalmıştı. O da Ata'yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına
    yığılıverdi.
    Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş,
    tekrar
    solüsyonla ıslatıldı. Ata'nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu
    beyaz
    kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp
    doçenti Dr.
    Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı
    gösterdi ve
    şöyle dedi:"Bu kâğıdı,Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanım
    gönderdi.Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstünekonmasını
    istiyor."Doç.
    Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı.
    "Böyle bir
    kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi.Komiser
    kâğıdı
    katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten
    sonra
    salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan
    besmele
    çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15
    yıl
    içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri
    bayrakla
    örtüldükten sonra kapağı kapatıldı.
    Ve 10 Kasım sabahı, Ata'nın naaşı 15 yıl önce onu
    Dolmabahçe'den Ankara'ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son
    durağı
    olacak Anıtkabir'e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı...
    Atatürk'ün tabutu, Menderes'in huzurunda açılmıştı
    Ata'nın 15 yıl Etnografya Müzesi'nde bekletilen naaşı,12
    askerin
    omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir
    top
    arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir'e taşınmıştı.Radyodan
    naklen
    yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar
    hüzünlüdür.
    Ancak
    o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini
    çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk'ün
    naaşının korunabilmesi için "tahnit" denilen bir işlem
    yapılmıştı.
    Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından
    gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir
    formül
    enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük
    ilaç
    şişesi, Ata'nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem
    sayesinde
    Ata'nın naaşı da -diyelim bugün Lenin'in mozolesinde olduğu gibi
    -
    öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün
    defnini
    şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı.
    Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O
    komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes'in
    huzurunda
    Atatürk'ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca
    tahnit
    bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bir başka deyişle
    Atatürk'ün
    (mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene
    katılanlar
    olacaktı. Atatürk'le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o
    törene
    katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alan
    bilgilerin bir
    kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk
    araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün, Prof.Dr. Kamile Şevki
    Mutlu
    ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor.
    Ata'nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu
    ayrıntılarla
    daha da ilginç bir boyut kazanıyor.
   
    Atatürk'ü son görenler anlatıyor:
   
    'Yüzünde iki günlük sakal vardı'
    Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953'te
    Etnografya
    Müzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki
    o
    töreni ve tabutun içindeki Atatürk'ü son kez görme fırsatı
    buldular.
    İzlenimlerini şöyle anlattılar:
     OSMAN ERSOY: "Sağlığında görmemiştim Atatürk'ü... Korkunç
    heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile
    katafalka
    çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre... 1 - 2 günlük
    sakalı
    vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu."
   
    ' Gözleri aralıktı'
   
     HALİDE İNTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktım.
    Başı yana
    doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı.
    Hani
    insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle
    aralıktı
    gözleri... Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi."
 
     Nefeslerin tutulduğu an...
 Tarih: 10 Kasım 1953. Mermer lahit sökülmüş, betonlar kırılmış, tabutu kaldıracak zincirli makaralar lahit salonunun tavanına yerleştirilmişti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi, tabutun çevresindeler...
 
     Kız kardeşinin gözyaşları
 Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Atadan, başını tabuta dayıyor ve dakikalarca öyle kalıyordu. Belki çok uzaklarda, Selanik'te kalan günleri yâd ediyor; belki de ağabeyinin ruhuna dualar gönderiyordu.
 
     Tabut ortaya çıkıyor
    Lahtin üzeri tamamen açılmış, Atatürk'ün cenazesini 15 yıldan beri muhafaza eden kurşun tabut ortaya çıkmıştı
 
     Atatürk'ün tabutu birazdan salona çıkartılmış olacak.
 Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi tabutun çevresindeler...
 
     Tabut salonun zeminine yerleştiriliyor.
 Adnan Menderes birazdan 'Hanımefendi, buyurunuz' diyecek ve Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Atadan'ı tabutun yanına götürecek...
 
     Mermer lâhid sökülüyor.
    Sonra betonlar kırılıyor ve tabutu kaldıracak olan makaralar lâhit salonunun tavanına yerleştiriliyor.
 
     Makbule Hanım hıçkırıklar içinde takip ediyor.
    Etnografya Müzesi'nden Anıtkabir'e doğru yol alan korteji, Makbule Hanım hıçkırıklar içinde takip ediyor.
 
     Son saygı duruşu
    Üniversite gençliği, Atatürk'ün Etnografya Müzesi'nde son saygı duruşunu yapıyor.
 
  ALINTIDIR.


yazıda daha fazla resim koymam gerekiyodu fakat saolsun forum ayarlarımız buna müsait degil daghan ilgilenirsen sevinirim.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Emrah Akgül (612) - Ekim 03, 2006, 02:35:18
ALINTI
Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes
de
yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde
aşağı,
tabuta doğru baktı.
O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu'dan
aktaralım: "Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de
baktım
ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı.
Tahmin
ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı.[/quote]
belkide yüzü tutmamıştır yaptıklarından sonra.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ekim 07, 2006, 01:10:39
Toros dağlarının tepelerinde tek bir Türkmen evinin bacası tüter halde kalmış ise, ben bu milletten umudumu kesmem, bayrağımı göğsüme sarar, milletimin istiklali uğruna ölürüm.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Mustafa Kemâl Atatürk
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ekim 11, 2006, 13:47:26
Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir.Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyen ilerleme ve canlılığın düşmanlarından ve gözünden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz...

Mustafa Kemal Atatürk
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Murat Çelebi (28) - Ekim 11, 2006, 19:28:41
Çok uzaklara gitmeyip Gençliğe Hitabesini okumak ve malesef ne kadar ileri görüşlü olduğunu görmek yetiyor. Her ne kadar Türk gençliği derin uykusuna devam etsede...  

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927


ve 2006 yılındayız yaklaşık 80 yıllık bir öngörü...
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Emrah Akgül (612) - Ekim 15, 2006, 17:03:00
http://img105.imageshack.us/img105/2296/5832lujx3ga6.jpg
Atamızın naaşı anıtkabire taşınırken onu son kez görmek isteyen halkın caddeleri doldurması. ne büyük bir sevgi ve saygı.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ekim 30, 2006, 23:59:17
Şapka kanunu çıkartılacak ve insanlar fes-sarık tarzı şeylerden kurtulacak.Atatürk arkadaşlarına danışıyor.'Bu şapka kanununa en fazla tepki nereden gelir?' diye.'Kastamonu' diyorlar.Atatürk Kastamonu'ya gidiyor ve ilk orada açıklıyor şapka kanununu

(Bugün okulumuza gelen yüce şahsiyet Dr. Erdal Atabek anlattı.)
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Günal Yılmaz (9) - Kasım 10, 2006, 20:32:57
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Kasım 12, 2006, 20:48:10
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır...

M.K.Atatürk
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Atilla DİLAVER (1478) - Kasım 25, 2006, 20:05:53
http://www.resimload.com/090821/ZUd_imza2vl.jpg

Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Kasım 29, 2006, 21:36:50
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Kasım 29, 2006, 21:52:45
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Aralık 10, 2006, 00:01:34
Atatürk'ün miras olarak bizlere bıraktığı şey.
Şöyle büyük büyük yazalım...İyicene akıllara girsin...

BEN, MANEVÎ MİRAS OLARAK HİÇ BİR AYET, HİÇ BİR DOGMA, HİÇ BİR DONMUŞ VE KALIPLAŞMIŞ KURAL BIRAKMIYORUM. BENİM MANEVÎ MİRASIM İLİM VE AKILDIR. BENDEN SONRAKİLER, BİZİM AŞMAK ZORUNDA OLDUĞUMUZ ÇETİN VE KÖKLÜ ZORLUKLAR KARŞISINDA, BELKİ AMAÇLARA TÜMÜYLE EREMEDİĞİMİZİ; FAKAT, ASLA TAVİZ VERMEDİĞİMİZİ, AKIL VE İLMİ REHBEREDİNDİĞİMİZİ TASDİK EDECEKLERDİR. ZAMAN SÜRATLE İLERLİYOR; MİLLETLERİN, TOPLUMLARIN, KİŞİLERİN MUTLULUK VE MUTSUZLUK ANLAYIŞLARI BİLE DEĞİŞİYOR. BÖYLE BİR DÜNYADA, ASLA DEĞİŞMEYECEK HÜKÜMLER GETİRDİĞİNİ İDDİA ETMEK, AKLIN VE İLMİN GELİŞİMİNİ İNKÂR ETMEK OLUR. BENİM TÜRK MİLLETİ İÇİN YAPMAK İSTEDİKLERİM VE BAŞARMAYA ÇALIŞTIKLARIM ORTADADIR. BENDEN SONRA BENİ BENİMSEMEK İSTEYENLER, BU TEMEL EKSEN ÜZERİNDE AKIL VE İLMİN REHBERLİĞİNİ KABUL EDERLERSE, MANEVÎ MİRASÇILARIM OLURLAR.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Alp Çalışkan (396) - Aralık 13, 2006, 18:46:25


Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Aralık 17, 2006, 04:35:09
Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?
- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!..

General SHERRIL
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Aralık 27, 2006, 01:21:39
LOZAN'IN YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE BAŞVEKİL İSMET PAŞA'YA TEBRİK TELGRAFI

25 Temmuz 1930
Lozan muahedesini imzaladığımız büyük günün şerefli hatırasını tebcil, bundan duyduğum iftiharlarımı takdim eder, ve muhabbetle gözlerinizden öperim.

Reisicumhur

Gazi Mustafa Kemal
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Aralık 30, 2006, 17:18:11
Atatürk'ün Vasiyeti

Malik olduğum bütün nutuk ve hisse senetleriyle Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi'ne atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum:
1. Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.

2. Her seneki gibi nemadan, nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule'ye ayda bin, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdiki yüzer lira verilecektir.

3. Sabiha Gökçen'e bir ev de alınabilecek, ayrıca para verilecektir.

4. Makbule'nin yaşadığı müddetçe Çankaya'da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

5. İsmet İnönü'nün Çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

6. Her sene nemedan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.

K.Atatürk
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Aralık 30, 2006, 17:47:59
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: LEVENT SARI (1511) - Ocak 15, 2007, 03:02:15
Atatürk'ün İslam'a Bakışı

Atatürk'ün İslam'a Bakışı

Atatürk Araştırma Merkezi'nce hazırlanan ''Atatürk'ün İslam'a Bakışı'' adlı kitapta, Atatürk'ün İslam dini hakkındaki düşünce ve söylemleri belgelerle ortaya konuluyor.

Kitapta, Atatürk'ün halka hitabelerinde sıkça, ''Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa tahakkuk etmesi lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır'' dediği bildiriliyor.

İslam dini konusunda geniş bir bilgiye sahip olan Atatürk'ün, İslam dininin layıkıyla halka öğretilememesinden son derece üzüntü duyduğu belirtilen kitapta, ''İnsanlara ilk emri okumak ve ilim yapmak olan İslam dini ile, Türk milletine ilmi ve fenni rehber olarak bırakan Atatürk'ün ters düşmesi mümkün değildir'' deniliyor.

Atatürk için dinin, ''kendi hayatında hem toplumsal bir realite ve hem de iç dünyasında alışılmışın dışında gizli ve özel bir duygu'' olarak yerini aldığı vurgulanan kitapta, Atatürk'ün saf, temiz ve sade bir din anlayışına sahip olduğu kaydediliyor.

Atatürk'ün, İslam dinine sonradan girmiş olan her türlü safsata, hurafe ve boş inanışlara karşı durduğu ve rasyonel bir din anlayışını benimsediği ifade edilen kitapta, şunlar kaydediliyor:

''Atatürk, İslam dininin özüyle uyuşmayan hurafeleri dine sokanlarla, İslam'ın sadeliğinde ve temelinde var olan canlı, yapıcı ve hamleci ruhunu birtakım laf kalabalığına boğanlarla ve her şeyden önemlisi dini özellikle siyasi ve dünyevi bir çıkar aracı olarak kullanmak isteyen zihniyetin temsilcileri ile amansız bir mücadele etmiştir.''


Kitapta, Atatürk'ün halka hitap ve demeçlerinde İslam dini hakkında söylediklerine de yer veriliyor. Kitapta, Atatürk'ün 31 Ocak 1923 yılında İzmir'de halka yönelik yaptığı bir konuşmada, İslam dininin tarihsel süreçte birçok batıl fikirlerin saldırısına uğradığını dile getirdiği ve İslam dini hakkındaki düşüncelerini soranlara da, İslam dinine sokulan ve onu çepeçevre kuşatmaya çalışan hurafe ve batıl fikirlerden yakındığı bildiriliyor.

Atatürk, Ankara Orman Çiftliği'nde Asaf İlbay'ın ''Paşam din hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum'' sözleri üzerine şunları söylüyor:

''Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı yorum, unsurlar, boş inançlar binayı daha fazla hırpalamış.''

Kitapta, Atatürk'e ''dine karşıymış'' gibi bakılması veya gösterilmeye çalışılmasının bu din anlayışından kaynaklandığı vurgulanarak, oysa Atatürk'ün gerçek dine ters düşen hurafe ve eklemelere itibar etmenin yanlışlığına işaret ettiği belirtiliyor.


ATATÜRK'ÜN BALIKESİR KONUŞMASI

Kitapta, Atatürk, 7 Şubat 1923 yılında Balıkesir Zagnos Paşa Camii'nde ise dine ilişkin şunları söylüyor:

''Allah birdir. Şanı büyüktür... Peygamber efendimiz hazretleri, Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa, gerçeğe uymamış olsaydı, bununla ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü alem kanunlarını yapan Tanrı'dır.''


Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Mehmet Saray, Atatürk'ün, Türk milletinin dinine bağlılığının devam etmesini istediğini, ancak laik Cumhuriyeti kurarken, dinin devlet iş ve güçlerine karıştırılarak yaşanmasına izin vermediğini hatırlattı.

Atatürk'ün, ''laik sistemi dinsizlik manasında anlamayın. Herkes dininde inancında hürdür'' dediğini bildiren Saray, Atatürk'ün, İslam dini hakkında asla menfi bir sözü olmadığını vurguladı. Saray, kitabı, birçok insanın ''Atatürk İslam'a şöyle bakmış, böyle bakmış'' şeklinde kitap yazması üzerine, konuyu netleştirmek için hazırladıklarını söyledi.

Bu çerçevede, Atatürk'ün gençlik yıllarından vefatına kadar İslam ile ilgili söylediği bütün sözlerin belgeleri ile ortaya konulduğunu, bilim adamlarınca tartışıldığını ifade eden Saray, şunları kaydetti:

''Belgeler ve yorumlarda Atatürk'ün, ateistlikle, dinsizlikle, İslam'ı yermeyle hiçbir alakası olmadığı ortaya çıkıyor. Atatürk İslam dininin siyasete sokulmasını asla istememiş, tahammül edememiş ve bu laik rejimi kurarak, İslam'a değişik bir ivme kazandırarak, dinimizin güzellikler içerisinde yaşanmasını sağlamıştır. Bu İslam'a en büyük hizmet olmuştur.''

Saray, Atatürk'ün bu yaptıklarının İslam dünyasına örnek olduğunu ve İslam alimlerince rehber olarak görüldüğünü kaydetti. Saray, ayrıca laik sistemde İslam'ı en güzel ve en nezih yaşayan yegane Müslüman ülkenin Türkiye olduğunu ifade ederek, ''Ben bunu herkesle tartışırım. Gitsin Müslüman'ım diyen ülkelerde İslam nasıl yaşanır görsünler ve bir de Türkiye'ye baksınlar. Aradaki farkı tespit edeceklerdir'' dedi
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ocak 15, 2007, 15:12:06
Atatürk ayrıca Mehmet Akif Ersoy'dan, Kuran'ın Türkçe'ye çevrilmesini istemiştir.Çünkü Kuran'da kullanılan dil şiirsel bir dildir.Bunun için hem Türkçe'yi hem Arapça'yı iyi bilen hem de şiirsel yeteneğe sahip biri olduğundan M.Akif Ersoy'dan rica etmiştir bunu.
Fakat daha sonra M.Akif Ersoy, Atatürk'ün bir kaç islam dini ile ilgili girişimine kızmış ve Türkçe'ye çevirdiği Kuran'ı hiç ortaya çıkartmamıştır.
Mesela bu girişimlerden biri ezanın Türkçe okunması.
Elimde ezanın Türkçe hali var.
Buyrun bir de siz dinleyin...

Bunları yapmasındaki neden ise İslam dininin Türkçemizle daha anlaşılır olmasını sağlamak.

Misal şu anda kaç tane dua bilirsiniz ama bire bir anlamını bimezsiniz.İşte bunları ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.Dili değiştirebilmiş fakat duaların dilini değiştiremediğinden biz bu halde kalmışız...

 

 

Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ocak 25, 2007, 12:18:45
"... 27 Ağustos 1922 sabahı 57. Alay bu tepeyi kuşatmış, saat 10.30'da Mustafa Kemal telefonda komutana;

*Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksiniz?

*Komutanım, yarım saat sonra alacağız.

*Başarilar diliyorum.

10.45 Mustafa Kemal: - Düşmanin halen direndigini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli.

*Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız.

11.00 Mustafa Kemal: - Reşat Beyi istiyorum.

*Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum, komutanım.

*Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım.

Mustafa Kemal'in gözlerinden yaşlar boşanir: -Allah rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir.

11.45 Başkomutanin telefonu çalar: - Çigiltepe alinmiştir komutanim. Yüzlerce ölüsünü birakan düşman Sincanli Ovasina dogru kaçmaktadir, arzederim".

İlgili resmi kayıt burada biter. Sonrasını Başkomutan Mustafa Kemal Paşa şöyle ifade eder:

"Türk Askerine,

Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rastgelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Burada şehit olan kahraman evlâtlarımızı minnetle anıyorum, ruhları şâd olsun. Başkomutan Mustafa Kemal".
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: LEVENT SARI (1511) - Ocak 26, 2007, 21:12:59
Mehmet akif Atatürke kızdığı için kuran-ı kerimin türkçe mealini ortaya çıkarmamıştır demek bu konuda doğru bir bilgiye sahip olmamak demek yada ön yargıların doğurduğu bir sonuç demek gerekir.

Mehmet  Akif bu türkçe meale çeviri işinin büyük bir sorumluluk gerektirdiğini ve bunun sorumluluğunu kendisinin kaldıramayacağını düşünerek bundan vazgeçmiştir. ve bu meallleri yaktırmıştır. Eğer bu sorumluluğun sancısını duymasaydı onu başka bir şekilde ortaya çıkarır dı.

İkincisi Atatürk Mehmet akif ile beraber Elmalılı Hamdi Yazır hocayı görevlendirmiş. Elmalılı hoca tefsir Mehmet akif ise meal çalışması yapacaktı.

Daha sonra bu işi Merhum Elmalılı Hamdi yazır Hem meal hemde tefsir olarak yaptı.

Gelelim türkçe ezan veya duaya bu konuda kesinlikle kişi okuduğu kitabın ilk önce manasını anlamını özümsemeli daha sonra arapçasını okuyabilir Allaha dua etmenin dili yoktur. Önemli olan nasıl dua edeceğini bilmektir. Bunun içinde rehber Yüce kitabımızdır.

Elmalılı hamdi Yazırın tefsiri şu anda ülkemizin her yerinde mevcut o zaman meselenin çözümü bunu anlamak ve okumaktan geçer. Buyrun size türkçe eser ama okumak isterseniz.

Eğer maksadımız üzüm yemekse buyrun o üzümü tadın ama maksat bağcıyı dövmekse ozaman açık ve dürüst olmak gerek
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Silinmiş Üye 1 (1193) - Ocak 26, 2007, 22:01:58
Valla arkadaşlar ellerinize emeklerinize sağlık. Güzel bi arşiv oluyor valla. Okudukça duygulanıyorum, gözlerim yaşarıyor.

Ezan meselesinde ben sadece bir şeye karşıyım. Allah'ın 99 ismi arasında Tanrı kelimesi yoktur. Orda yine Allah kullanılsa iyi olurdu. Dediğiniz gibi okuduğun şeyi anlamak önemlidir. Tükçe mealinide okumak gerekir. Arapçasını güzel okuyandan dinlemek tüyleri diken diken eder. Allah sonumuzu hayr etsin.

Mekanın cennet olsun sevgili Atatürk. Cennetin en güzel köşeleri senin olsun.
"İstanbul'u feth eden kumandan, ne güzel kumandandır"  demiş sevgili peygamperimiz Hz. Muhammed S.A.V.
İstanbul'u feth eden Fatih
İstanbul'la birlikte ülkesini kurtaran K. Atatürk

Allah sizlerden razı olsun.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: HÜSEYİN DENİZ (1826) - Ocak 26, 2007, 23:17:28
Dağhan arkadaşım başta olmak üzere hepinizin elinize sağlık. Çok güzel resimler ve alıntılar eklemişsiniz. sağolun varolun.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: HÜSEYİN DENİZ (1826) - Şubat 02, 2007, 20:04:32
FRANSIZLAR YENİ BULUŞLARI OLAN UÇAĞI TANITMAK İÇİN TÜM ULUSLARDAN
> KATILIMCILARI DAVET EDERLER...
>
> HERKES BÖYLE BİR İCATIN GERÇEKLEŞMİŞ OLMASI NEDENİYLE ŞAŞKIN VE
> MERAKLIDIR...
>
> DÖNEMİN OSMANLI HÜKÜMETİNE DE KATILIMCI İÇİN HABER GÖNDERİLMİŞ...
>
> HÜKÜMET İCATLARA OLDUKÇA MERAKLI OLAN ALİ RIZA PAŞA YI GÖNDERELİM O
> MERAKLIDIR DEMİŞLER...
> VE DERHAL SARAYA ÇAĞIRMIŞLAR...
>
> KENDİSİNE FRANSIZLARIN BULUŞUNDAN BAHSETMİŞLER VE OSMANLI YI TEMSİLEN
> GİTMESİNİ İSTEMİŞLER...
>
> ALİ RIZA PAŞA BU NU BİZ YAPMALIYDIK DEMİŞ İÇİNDEN HAYIFLANARAK...
>
> YALNIZ DEMİŞLER PAŞA YA DAVET 2 KİŞİLİK YANINA 1 KİŞİ DAHA AL ONU DA SEN
> BELİRLE DEMİŞLER...
>
> ALİ RIZA PAŞA BİRAZ DÜŞÜNMÜŞ VE BİR DELİKANLI VAR ONU GÖTÜREYİM DEMİŞ...
>
> NEYSE ALİ RIZA PAŞA VE DELİKANLI PARİS'İN YOLUNU TUTMUŞLAR...
>
> PARİS'TE OTEL E YERLEŞMİŞLER...VE BULUŞUN GÖSTERİLECEĞİ GÜN KALABALIK
> MEYDAN VE PİST HERKES MERAKLA
>
> BEKLİYOR..DERKEN PİLOT HAZIRLIKLARINI YAPIYOR...ÜSTÜNE MONT GİYİYOR BİRDE
> GÖZLÜK TAKIYOR...UÇAK HAVALANIYOR...
>
> PARENDELER TAKLALAR MANEVRALAR MÜTHİŞ BİR GÖSTERİ... PİSTE
> İNİYOR... ALKIŞLAR ARASINDA İNİYOR UÇAKTAN...
>
> HERKES KISKANÇ AMA ŞAŞKIN .... BİR YETKİLİ BİR GÖNÜLLÜ İSTİYOR..PİLOTUN
> ARKASINDA ONA EŞLİK EDEBİLECEK CESARETİ OLAN..
>
> BİZİM DELİKANLI ATILIYOR.. BEN BEN... TAMAM, DENİYOR VE DELİKANLIYA GÖZLÜK
> VE MONT VERİLİYOR...
>
> DELİKANLI MONTU GİYİYOR GÖZLÜĞÜ TAKIYOR.. KALABALIKTAN SIYRILMAK ÜZERE
İKEN
> ALİ RIZA PAŞA KOLUNDAN TUTUYOR..
>
> BOŞVER SEN BİNME BIRAK BAŞKASI BİNSİN DİYOR...NEDEN DİYE SORUYOR DELİKANLI
> BİRŞEY Mİ HİSSETTİNİZ.. YOK, SEN YİNE DE
>
> BİNME EVLAT DİYOR... DERKEN BAŞKASI BİNİYOR UÇAĞA..UÇAK HAVALANIYOR
> DELİKANLI ÖFKELİ PAŞA YA ... PARANDELER..MANEVRALAR.. DERKEN UÇAK ALEV
> TOPUNA DÖNÜYOR VE PİSTE ÇAKILIYOR..2 ÖLÜ...
>
> DELİKANLI PAŞAYA BAKIYOR HAYRETLER İÇİNDE... PAŞA MAĞRUR VE MUTLU BİR
> İNSANI KURTARDIĞI İÇİN...AMA BİR BAŞKASI ÖLMÜŞTÜ....
>
> AMA KURTARDIĞI BİR İNSAN DEĞİLDİ....
>
> BİR ULUSTU...
>
> ÇÜNKÜ DELİKANLI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK' TÜ....
>
> SUNAY AKIN' DAN
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Alp Çalışkan (396) - Şubat 04, 2007, 19:51:38

http://www.ataturktoday.com
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Şubat 11, 2007, 18:15:21
Metnin minik bir kısmını daha önceden vermiştim fakat tam halini okuyunca konuya koymadan edemedim...


Mustafa Kemal’in 06 Mart 1922’de yaptığı ve TBMM Gizli Celse Zabıtları 3. Cildinde yer alan konuşmaları


"... Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana'dan sonra Peşte ve Belgrat'ta yenilmeseydi, Avusturya / Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir."

" ... Bir şeyin (Türkiye’nin) zararıyla, bir şeyin (Osmanlı’nın) yok olmasıyla yükselen şeyler (Batılı Devletler), elbette, o şeylerden (Avrupa’dan) zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve ittifak etmişlerdir.

Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar, duygular, fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir."

" ...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı.

Oysa hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür.

"...Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddî şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlâk bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu 'maneviyatı' ile sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu'yla Batı'nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı’ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez bundan."

"... Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye'nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye'yi atıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye'de fikir adamları, âdeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı.

Diyorlardı ki "Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur." “Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı.”

“BİLELİM Kİ, ULUSAL BENLİĞİNİ BİLMEYEN ULUSLAR, BAŞKA ULUSLARA YEM OLURLAR”

Mustafa Kemal 06 Mart 1922
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Şubat 20, 2007, 16:28:13
Ararştırmacı yazar Prof. İlknur Güntürkün Kalıpçı'nın kaleme aldığı İçimizden Biri Atatürk yazısından alıntıdır.

Biraz da gülelim değil mi

 

'Atatürk’ün hayatta en hoşlanmadığı şey dalkavukluk, ama yemek masasında hiç hoşlanmıyor. Karşısındaki adam da Atatürk’e “Sen Türkler'in şahısın şususun bususun ...”, feci dalkavuk. Yoğurt kasesi adamın önündeymiş diyor ki Atatürk; “Şu yoğurt kasesini bana uzatır mısınız?”. Adam yoğurt kasesi uzatacak, el insaf ayağa kalkıyor, önünü ilikliyor, tam yoğurt kasesini alacak parmakları içine giriyor. Ah diyorlar adama taktı Atatürk, birde zaten sinirlenmiş durumda, birde çok titiz bu konuda, şimdi bir fırtına kopacak. adam perişan, ah paşam vah paşam derken “Ya niye bu kadar üzüldünüz, demin yoğurt yiyecektim şimdi cacık yemiş olurum”.

Evet, bu espriyle 25 yılın sonunda ATATÜRK’ün müthiş espritüel olduğunu keşfettim ve yeni hazırladığım konferansımın konusu ne biliyormusunuz? “ESPİRİLERİYLE ATATÜRK”. Bugün onu hazırlıyorum, 6-7 ay sonra bitecek inşallah sizlerle buluşacağız. O konferansta çok güleceğiz ama inanın çok da düşüneceğiz.'

Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mart 16, 2007, 14:37:26
-Çanakkale'de kendisine karşı savaşırken bir kolunu kaybeden ünlü Fransız Generali Gouraud'ya, yıllar sonra Ankara'da karşılaştıkları zaman -Generalin boş kolunu. işaret ederek- : "Türk topraklarında yatan şerefli kolunuz, memleketlerimiz arasında son derece kıymetli bir bağdır!"

- Çanakkale şehitleri törenine konuşma yapmak üzere giden bir Bakanına, harpte ölen diğer millet askerleri için de: "Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz!" diye not yazdırmıştır...
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Nisan 13, 2007, 23:49:26
Devrimleri :

TARİKATLARIN KALDIRILMASI, TEKKE VE ZAVİYEYERİN KAPATILMASI (30 Kasım 1925)

Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen, farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamaya, çıkarları tehlikeye düştükçe halkı ayaklandırmaya koyulmuşlardı. Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanından sonra da sürdürmeye kalkışmaları ve Menemen Olayı, Şeyh Sait Ayaklanması gibi şeriattan yana ayaklanmalara yol açmaları üstüne "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız" diyen Atatürk'ün sözleri ışığında harekete geçilerek, 30 Kasım 1925'te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatıldı.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Yasemin Güven (1690) - Nisan 24, 2007, 01:06:16
Allah Rahmet Eylesin! Yeri doldurulamayacak kadar kutsal, Ulusu için aşırı derece fedakar, İnsanları seven, çocukları seven bir devlet adamı idi. Aç, susuz, soğuk, sıcak demeden, sıcak yatağından uzak halkı ve ulusu için, elinden gelenin fazlasını yapmış mukaddes insanı rahmet ve saygı ile anıyorum. Ne zaman Kuran-ı Kerim okusam ilk önce Peygamber Efendimize (S.A.V), Daha sonra Atatürk'ümüze her daim dua etmişimdir. Makamları Cennet Olsun!, Ruhları Şad Olsun!
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Alihan Karamehmet (216) - Mayıs 15, 2007, 15:15:11
Seni tebrik ediyorum Dağhan böyle bir köşeyi foruma eklemeniz çok güzel...
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mayıs 28, 2007, 13:19:40
target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=yYHVAJdyl10...related&search=

target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=j9x1xyfeoeU...related&search=

target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=ubeVl6wzDMM&NR=1

target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=6MotTIVauWw...related&search=

Hepsi Atatürk videolarıdır.Muhtemelen seyretmemişsinizdir.Seyretmenizi öneririm...

target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=HDUODA4r5t8&NR=1
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Alper Kutluer (812) - Mayıs 31, 2007, 23:48:22
mükemmel videolar, bir kısmını tv'den seyretmiştim. Dağhan'a ve Cumhuriyete teşekkürler.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Alihan Karamehmet (216) - Haziran 15, 2007, 15:14:51
her bu köşeyi okuyuşumda gözlerim doluyor...
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Coşkun Demiratlı - Haziran 27, 2007, 14:42:30
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Tuba Akkır Kandemir (2655) - Haziran 27, 2007, 17:19:47
bu halının resmi bana mail olarak gelmişti. çok merak ettim. bir gün pera palas'a gideceğim görmek için.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Temmuz 18, 2007, 04:35:38
Cumhuriyet zamanı, Atatürk şair arkadaşı Yahya Kemal Beyatlı'yı sık sık Ankara'ya Köşke çağırırmış.Gerek fikir paylaşımı için olsun, gerek sohbet etmek için olsun.
Atatürk ile İstanbul aşığı Beyatlı'nın bir konuşması aynen şöyle geçmiş:

Atatürk - Ankara'nın en çok nesini seviyorsun?
Beyatlı - İstanbul'a dönüş yolunu...

(Aynı cümleyi Ankara'ya gittiğimde ben de kurmuştum ve eminim ki, Amerika'dan dönerken yine kullanacağım...)
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: H. Erdem Sucu (265) - Ağustos 27, 2007, 23:05:02
Eğer, İstiklal Marşı çalarken, içinizde köpük gibi kabaran bir duygu ile ay yıldızlı bayrağa bakıp bütün benliğinizle �Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak� diyebiliyorsanız,

Eğer, önünüzden bir ip gibi muntazam bir şekilde geçen askeri birliğinizi, damarlarınızdaki kan sirkilasyonu hızlanarak ve duygusallaşarak, iftiharla seyrediyor, tarihin akışını değiştiren kahraman ordunuzla gurur duyuyorsanız,

Eğer, yaşadığınız bu günleri yaratan, bu uğurda canlarını, kanlarını feda eden atalarınızın nasıl bir özveri içinde davrandığını idrak edebiliyor, tarihinizle ve atalarınızla gurur duyuyorsanız,

Eğer, ülkenizin geleceği için siz de, severek ve isteyerek bazı fedakarlıklar yapabiliyorsanız veya yapmaya hazırsanız,

Eğer, dostlarınızla muhabbet içinde geçen bir gecede şarkıların yanı sıra 'Dağ başını duman almış', 'Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız', 'Çıktık açık alınla', 'Yaslı gittim, şen geldim' gibi marşları da büyük bir zevk duyarak söylüyorsanız,

Eğer, milli maçlarda galibiyet sizi sarhoş edip, malubiyet bir o kadar kimyanızı bozuyorsa,

Eğer, yabancı bir ülkede, daha itibarlı olurum düşüncesiyle kendinizi başka bir ülkenin vatandaşı gibi tanıtmıyorsanız ve her yerde gururla �Türküm� diyebiliyorsanız,

Eğer, ülkenizde yapılan her güzel eseri zevk duyarak alkışlayıp, her tatsız olayda üzüntü duyabiliyor ve iyisiyle-kötüsüyle, eğrisiyle-doğrusuyla, tozuyla, çamuruyla, doğduğunuz ve yaşadığınız toprakları seviyorsanız,

Eğer, Laz'ı, Kürt'ü, Çerkez'i, Musevi'si, Ermeni'si, kültürlüsü-cahili, köylüsü-şehirlisi, düzgünü-üçkağıtçısı, sivili-askeri, ile bir bütün olarak bitlikte yaşadığınız insanları seviyor, iyi ve kötü günleri paylaşabiliyor, kendi insanınızı sıcak ve sempatik buluyorsanız,

Eğer, Atatürk'ün 'Onuncu Yıl Nutku'nu her zaman aynı heyecanla dinleyip, kökünüz nereden gelirse gelsin, inançlarınız ne kadar farklı olursa olsun, göğsünüzü gere gere, �Ne mutlu Türküm� diyebiliyorsanız...

Siz bu ülkenin gerçek sahibisiniz...

Ve ne mutlu bize ki, renkli insan yapısı, tarihin her çağını yaşamış toprakları, eşsiz doğa güzelliği, operadan türküye, baleden folklöre geniş bir kültür ve sanatı ile renklerin her tonunu taşıyan bu ülkenin vatandaşlarıyız...

Bu satırları neden yazdım...

Söyleyeyim...

İki nedenle...

Son günlerde gittikçe artan bir biçimde gözlediğim milli müesseselerimize ve özelliklede silahlı kuvvetlerimize yönelik sistemli bir yıpratma faaliyetinden ve Atatürk'ün manevi kızı ve ilk kadın Türk savaş pilotu rahmetli Sabiha Gökçen'le ilgili spekülasyonlardan, rahatsızlık ve endişe duyduğum için,

Bu sistematk faaliyete dikkatinizi çekmek için,

Duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için...

Ne diyor Tolon Paşa; ''Zaman zaman birileri ya kişisel düşmanlıklarından veya ileriye yönelik maksatlı düşüncelerinden dolayı silahlı kuvvetlerin, halkın indindeki güvenilirliğini sarsmak için bir takım gayretlerde ve faaliyetlerde bulunuyorlar. Türk Ordusu halkın ordusudur."

Evet, Türk ordusu, halkın ordusudur, milletin ordusudur, bizim ordumuzdur.

Türk ordusu sadece askeri bir güç değil, bir okuldur, bir ocaktır, bir rehberdir.

Ordusuz millet, ordusuz devlet, ordusuz iktidar olmaz.

Türk halkının gözünde ordusuna olan güveni sarsmak, orduyu yıpratmak ve bölmek için yoğun bir faaliyetin yürütüldüğü bu günlerde bu yazıyı, "Ne mutlu Türküm" diyen bu ülkenin gerçek sahiplerine bir çağrı olarak kabul edin.

Her müessese gibi, orduyu ve mensuplarını da eleştirmek, bazı yanlışlıkları kamuoyuna açıklamak, yapıcı tenkitlerle daha iyiyi, mükemmeli aramak hepimizin hakkı ve hatta bir yerde görevi.

Ancak, tenkit etmek, kamuoyunu aydınlatmak ile yıkıcı olmak, hainlik etmek, zarar vermek arasındaki ince çizgiye çok dikkat edin, bu nüans farkını hassasiyetle irdeleyin.

Arkasında kimin olduğunu bilmediğiniz yayınlara itibar etmeyin, ispatı olmayan söylentilere inanmayın. Kışkırtmalara, spekülasyonlara, komplo teorilerine kanmayın. Biraz muhakeme yeteneğinizi kullanırsanız bunların bir çoğunun arkasında psikolojik savaşın karanlık yüzünü teşhis edebilirsiniz.

Hatalar kişilere mahsustur, hataları milli müesseselerle bütünleştirmeyin. Unutmayın ki milli müesseselerimiz sağlam ve sağlıklı olduğu müddetçe, ülkemiz de sağlam ve istikrarlı olacaktır.

Ülkemize, milli müesseselerinize, askerimize, polisimize sahip çıkın. Onlar bizimle aynı hamurun parçaları, onlar bizim yansımamızdır.

Unutmayın ki onlar yoksa, biz de yokuz, onlar zayıfsa bizde zayıfız.

Bu topraklarda yaşayan, bu toprakları seven, bu ülkeye bağlı insanlar arasında etnik yapılarına ve inançlarına göre ayırım yapmayın. Bu sadece Türkiye'yi bölmeye, kargaşalık çıkarmaya çalışanların işine yarar. Alt kimliği ne olursa olsun, kendini Türk olarak kabul eden herkes bizim kardeşimiz, vatandaşımız, bizim kadar bu ülkenin sahibidir.

Sizler bu ülkenin gerçek sahibisiniz. Başkalarından, çarpık ideolojilerden, aşırılıklardan medet ummayın. Bize bizden başkasının faydası olmaz.

Biz sağlam oldukça, bölünmedikçe, "Bu şafaklarda yüzen al sancağı" kimse söndüremez.

Ne mutlu ki Türküm, ne mutlu ki Türküz.



************************************************************************************************************************


Şaşkınım,gururluyum, bu yaşa kadar hiç bilmediğim özelliklerini öğrenmiş olmanın karmakarışık duyguları içindeyim.Bir mail yoluyla ulaştı bana, ve lütfen siz de olabildiğince dağıtın, okuyup saklamayın, hatırlatın.
Teşekkürler Sn. GÜNTÜRKÜN , Ellerinize, emeğinize sağlık.
Soyadınıza çok ihtiyacımız var.
Araştırmacı Yazar Prof.İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI :
Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal ATATÜRK dünya
döneminin liderleri içerisinden 21 nci yüzyıla geçebilen tek
liderdir. Üstelik diğer liderler kendi halkları tarafından yok
edilmemin acısını yaşamışken, o hala halkının ve dünyanın nabzında
en büyük canlılığıyla, sevgisiyle, saygısıyla hala yaşayabilen
dünyadaki tek lider.
Önemli olanda sanırım, yaşarken ölmek değil, öldükten
sonra da bu kadar uzun süre canlı kalabilmeyi başarmak değil
midir?
ATATÜRK?ü biz hep tarihe mal olmuş yönleriyle tanıdık:
Asker ATATÜRK ya da devlet adamı ATATÜRK olarak.
Bu verdiğim örnek dünyada tek olan örnektir. Zaten
herhalde bir başkasına da rastlamamız mümkün değil. En büyük
düşmanı; hani şu ordularını denize döktüğü düşmanı, Yunan
başkomutanı Trikopis. Hiçbir zorlama olmadan, hiçbir baskı olmadan
her Cumhuriyet bayramı Atina?daki Türk büyükelçiliğine gidiyor Trikopis, ATATÜRK?ün
resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor. Böyle bir
saygıyı en büyük düşmanında uyandırabilen bir Mustafa Kemal.
Yıl 1938, General McArthur?un en zor, en problemli, en
buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüzyirmiden
fazla kişiye döner ve aynen şöyle der:
?Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa
Kemal?i görmek için neler vermezdim? dedirten o büyük özlemi ve
onu oluşturabilen Mustafa Kemal?i.
Yada, yıl 1938. Bir İran?lı şair bir Tahran gazetesine
ölümü üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizlerle
paylaşmak istiyorum. Diyorki;
?Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden
tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir.?
dizelerindeki bu kıskançlığı oluşturabilen Mustafa Kemal.
Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri
paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki ?Bu gün
UNESCO?nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa
Kemal?dir.? Öneri nedir ? Öneri ise onun doğumunun yüzüncü
yılında, 152 üyesi vardı UNESCO?nun 152 ülkenin devletleri aynı
anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve
şöyle söyler:
?Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin
doğum gününü böyle kutlayacak
mıyız?? şeklindeki kinayeli sözlerine, Rus delegesi ayağa fırlar
yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle
söyler;
?Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterimki ATATÜRK
öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl
anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız?
sözlerini döktürtebilen bir Mustafa Kemal. Sonra nemi olur? UNESCO
tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok
152 ülke şu metne imza atar; hani İsveç delegesi demişti ya ?ne
yani? diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona
gelir ve aynen şunları söyler;
Ben ATATÜRK?ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor
ilk imzayı ben atıyorum? diyecektir.
İşte o muhteşem belge diyorki;
? ATATÜRK KİMDİR; ATATÜRK ULULARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ
YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER
GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI
SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ
ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK
AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE
CUMHURİYETİNİN KURUCUSU?
Var mı böyle bir metin! Bir filozof derki ?bir ülke
için kıstas aradığınız zaman o ülkenin en büyük liderini gözden
geçirin? şu anda kıstas arayan ülkelere sanıyorum bundan daha iyi
bir metin gösteremeyiz. İşte bu metin 152 ülke tarafından
imzalanmıştır. Eşi olmayan devlet adamı metni. Peki daha
sonra ne olmuştur; 151 ülkede hemen hemen bir yıl boyunca her
yerde bu metni görebiliriz, soruyorsunuz bana o bir ülke kim? İşte
o ülkenin adını vermeye benim dilim maalesef varmıyor.
Hadi gelin Haiti?ye gidelim. Yıl 1996, Haiti
Cumhurbaşkanı[1] ölür. Bir vasiyet bırakmıştır. Haiti?ye baktım
haritada bir kutup kadar uzak ülke. Haiti Cumhurbaşkanı 1996 da
öldüğünde vasiyeti açılır. Vasiyetinde mezar taşına yazılması için
bir metin bırakmıştır. Haiti Cumhurbaşkanının bugün mezar taşında
yazan hitabeyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki ?Bütün ömrüm
boyunca Türkiye?nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK?ü anlamış ve
uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm?
Peki yıllar bir şey değiştirir mi? Hayır. 2000
yılında bizim medyanın kaçırdığı bir bilgi var, ABD Başkanı
milenyum mesajını veriyor. Mesajın bir yerinde aynen şunları
söyler; ?Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı
Mustafa Kemal ATATÜRK?tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri
olabilmeyi başarmış tek liderdir.? 2000 de ABD Başkanına işte bu
gerçeği de ifade ettirebilen bir Mustafa Kemal var. Asker Mustafa
Kemal?in, Devlet adamı Mustafa Kemal?in çok dışında bir Mustafa
Kemal.
2003 de bir şey değişti mi?, 2004? Hayır. 2004 de bir
konferans veriyorum birden bir hanımefendi ayağa fırladı. Dediki
?Ben Norveçliyim ve şu anda Norveç?te çok sık kullandığımız bir
deyim var, bu deyimin anlamını anladım? dedi. Hanımefendi ?nedir o
deyim? dedim. ?Norveççe?de ?ATATÜRK gibi düşünmek? deyimi
var. Çok sık kullanırız bu deyimi? ?nerelerde kullanırsınız?
dediğimde ?Hani bir problem veririz çöz diye o da tembellik eder
çözmez. Deriz ki ona bu problemin mutlaka çözümü var. Birde
ATATÜRK gibi düşün?. O gün otelime geldim televizyonu açtım o
kadar çok kişiye bir de ATATÜRK gibi düşün dediğimi hatırlıyorumki
galiba Norveççe?den çok bizim dilimizin bu deyime fazlasıyla
ihtiyacı var diye düşünmeden de edemedim.
Bir İngiliz gazeteci ATATÜRK?le bir röportaj yapar.
Röportajını Amerikan Büyük Kütüphanesinden bulup getirttim ve bir
yerinde Mustafa Kemal?e şöyle sorar gazeteci; ?Birleşmiş
Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?? Mustafa Kemal?in cevabı
aynen şöyle :
?Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı. Biz
müracaat etmeyiz üye olmak için. Eğer davet gelirse düşünürüz?.
Evet, Birleşmiş Milletler sadece Türkiye?yi davet edebilmek için
yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke olur Mustafa Kemal?in
ülkesi, Türkiyesi Birleşmiş Milletlere. Sanıyorum ondan feyz
alacağımız çok şey var aslında Mustafa Kemal?den. Ama bu arada
2005?de daha yeni iki üç gün önce yabancı gazeteyi okuyorum.
Sürmanşet büyük puntolarla şu başlığı atmış ?Bu gün Ortadoğu?ya
düzinelerle ATATÜRK lazım?. dedim yazara ATATÜRK ?ü hiç tanımıyor
herhalde. Düzineye hiç gerek yok tek bir tanesi de yeterdi
aslında.
Örnek vermeye devam edersem inanın konferans böyle
biter. Filipinlerden Çin?e kadar o kadar çok örnek varki. Ama
gördük 1925?de 1938?de 1996?da 2000?de 2005?de her ülkeden, her
cinsten, her statüden insanın özlemle, sevgiyle,
saygıyla aradığı ama bizim olan bir Mustafa Kemal?den
bahsediyoruz. Bu gün Türkiye?nin en büyük sorunu nedir? dersem
cevap olarak kulağıma gelenler şunlar; ekonomi diyorsunuz işsizlik
diyorsunuz. Ama bence Türkiye?nin çok önemli bir problemi var o
problemi çözersek Türkiye ekonomiyi de çözer Türkiye işsizliği de
çözer. Evet Türkiye?de lider yetiştirme sorunu var.
Lider deyince de nedense hep siyasi lider anlıyoruz ben
ondan bahsetmiyorum, benim lider dediğim çok kapsamlı bir kavram.
Yoksa içersindeki tek bir terimdir siyasi lider veya sosyal lider.
Ama lider dediğim zaman ben asrın lideri dünya liderinden
bahsediyorum. İşte böyle liderlere ihtiyacımız var. Ben şimdi
soracağım size şu anda karşımda pek çok genç arkadaşım oturuyor.
Bunlardan bir tanesinin bir kaç dönem sonrasının Cumhurbaşkanı,
Genelkurmay Başkanı
yada Başbakanı, Maliye Bakanı yada evinin anne babası olmadığını
bana iddia edebilir misiniz? Belki sizsiniz, ama bilinizki işte
bugün sizlerle paylaşacağım konu asrın lideri, dünya lideri yada
lider olmanın küçük sırlarını ATATÜRK?le sizinle paylaşacağım.
İlk sırrımız; ATATÜRK tamam arkadaşım ben
topraklarınızı kurtardım askeri bir dehayım deyip yerine
çekilmemiş hemen asker elbisesini çıkartıp sivil elbisesini giymiş
ve inanırmısınız sınırlarını hangi sınırın lideri ise o sınırların
içerisinde ne var ise ama ne var ise taşından toprağına hepsinin
ama hepsinin sorumluluğunu omuzlarında hissetmiştir de onun için
Mustafa Kemal bugün dünya lideridir. Nasıl mı ?
ATATÜRK?ü ağlarken tarih çok ender tespit
etmiştir. 25 yıllık araştırmacıyım, 7 tespitim oldu. İlki
Çanakkale?de topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır,
bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikaye ama ben yine de
anlatacağım. O günün Ankarası kurak, çorak bir köy. Çankaya?dan
meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı
varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını
durdururmuş, inermiş ve o iğde ağacına selam verirmiş. ?Aman
demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle??, ?Eee o demiş yediğim
meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az
diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var?. Yani ?niye
şaşırıyorsunuz?? der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan
arkadaşına ?İşte bu benim...? derken bide bakıyor ağaç yok ortada
hemen iniyor ?Ne yaptınız bu ağaca? diyor. ?Paşam? diyorlar ?yolu
genişletmek için mecburduk kestik o
ağacı?. ?Yahu diyor bitek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir
yolu mutlaka bulurdum? diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına
biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür
ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok
zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve
lideri olduğu için de bu toprakların da o iğde ağacının da
sorumluluğu Mustafa Kemal?in omuzlarındadırda onun için.
Galiba şimdi anlatacağım inanılmaz projeyi de o gün
düşünmeye başladı. Hani ?Bir daha böyle bir şeyle
karşılaşabilirsem nasıl müdahale edebilirim? diye. Çok değil doğa
katliamı, en kolay yaptığımız katliam.
Yıl 1930 ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de
bakar bir bahçıvan koca bir
çınar ağacını kesmek üzeredir. ?Yahu? der ?sen hayatında hiç böyle
bir ağaç yetişdirdinmiki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve
niye ?? der. Bahçıvan derki; ?Paşam çınar ağacının kökleri köşkün
temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale
ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de
kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz?. Bir an düşünür; ?Hayır
gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız? der. Derlerki bu gün
Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutupta ağaçtan
uzaklaştırmak? Ama inanırmısınız mühendis değil, mimar değil,
ziraatçı değil ama ne yapar biliyormusunuz? İstanbul?daki köprü
altındaki tramvay raylarını Yalova?ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan
olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve
köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80
santim kenara çekerek hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta
olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.[2]
Yıl 1930. Dünya çevre lafını ne zaman etmeye başladı?
1980 den sonra. 1980 den önce, 1930 yılında dünyaya somut bir
çevre dersi vermektedir Mustafa Kemal aslında. Ama, biraz acı
parantezlerim olacak bu konferansımda. İlk acı parantezimi ATATÜRK
kimdir belgesiyle açmıştım, ikinci acı parantezim burada olacak.
Hadi gelin 5 Mart 1996 ya gidelim yani günümüze yakın bir gün.
?ATATÜRK ve Türk kadını? konulu tiyatrolu konferansımı 25 gençle
sunuyorum. 25 gençle birlikte prova yaptık, yorulduk, oturduk,
televizyonu açtık. ikinci haber olarak 6 dakika müddetle ve 5 kere
görüntü zumlanmak üzere önemli bir haber
verildi televizyonda. Haberi aynen aktarıyorum, diyordi ki
?Amerika da eski bir ünlü bir müzikhal hiç yıkılmadan dünyada ilk
kez uygulanan bir yöntemle raylar üzerinde iki metre kenara
çekilerek yerine yeni bir binanın yapıldığı? haberiydi. Dünyada
ilk kez lafı da beş kere edildi. gençlerden biri kalktı bana ne
dedi biliyor musunuz? ?Ya öğretmenim biz tarihe pek bir daldık.
Bakın el alem neler yapıyor? Teknik, medeniyet biraz da onlara
baksak? diyince arşivimde 1930?da ATATÜRK?ün bu işi yaparken
çekilmiş resimleri, raylar üzerindeki çekilen resimleri gösterdim
kendilerine ve dedim ki ?şu anda ne söyleyeceksiniz bana??. Bir
genç kalktı ne dedi biliyor musunuz? ?Ya öğretmenim suç bizde mi?
Biz bu konuyu ilk defa sizden duyuyoruz, sizden görüyoruz bu
resimleri?. Ama o haberi bugün milyonlarca Türk genci izledi ve
oturdular 25 genç, bu haberi veren televizyona bir faks çektiler.
Faksta aynen şu yazıyordu ?İkinci haber olarak 6 dakika müddetle
ama beş kez şu resimleri göstermek suretiyle bu arada da mutlak
suretle mesajı iletin dediler ?Bu gün 1996, Amerika çekiyor raylar
üzerinde iki metre, yerine yeni bir bina yapıyor, 1930 ATATÜRK
çekiyor 4 metre 80 santim, bir ağaç kurtarmak için? bu mesajı da
çok iyi verin dediler. Yıl 1996 idi. Yıl 2005 hiçbir televizyonda
izlediniz mi? İzlemediniz.
Ya hocam siz bize bir tek çınar ağacı ve iğde ağacı
anlattınız bunlar ATATÜRK?ün hayatında tek tek örnekler olabilir.
Hadi gelin Söğütözü?ne gidelim, hani şu Ankara yakınlarındaki, o
zaman için 80 tane söğüt ağacının olduğu yere. Söğütözüne ATATÜRK
hep dinlenmek için gelirmiş. Bir geldiğinde galiba düşündüğünü
sesli olarak aktarmış;
?Ah ! burda bi kulübem olsaydı keşke?. ?Ya paşam istediğin bir
kulübe olsun hemen yaparız şuraya? demişler. ?Buradaki ağaçlara ne
olacak peki?. ?Paşam burdakiler söğüt ağacı; gönülsüz ağaçtır.
Sökeriz başka bir yere dikeriz, mutlaka tutar? demişler. Bir an
durur, ?Bir tek şartla kabul ederim? der. ?Burda yetecek kadar
söğüt ağacını kendi ellerimle sökeceğim, kendi ellerimle
dikeceğim, önce tuttuklarını göreceğim, sonra kulübe yapımına izin
vereceğim?. Yani bugün betonu yeşile tercih eden zihniyete bence
en güzel örnek teşkil eder bu. Ne yapar biliyor musunuz? Türkiye
Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK makamını
Çankaya?dan Söğütözü?ne taşıtır hasırlar üzerine. Kabullerini orda
yapar, imzalarını orda atar,
çadırda kalır ama söğüt ağacını söker, kendi elleriyle diker,
tuttuklarını görür, ondan sonra bugün çok küçücük ama verdiği
mesaj olağanüstü büyük olan bu Söğütözü?ndeki küçük ATATÜRK
kulübesinin yapılmasına izin verir.
25 yıllık araştırmacıyım. Benim elimde 130 belge var
bizzat çevre hareketine bedenen katıldığına dair. Sade bende 130
belge, kim bilir kaç belge var. Keşke diyorum, keşke bu belgeler,
bazı günler bizi okullar da bu kulübeye götürüpte burada
anlatılsaydı. sanıyorum bugün betonu yeşile tercih eden hiçbir
belediye başkanı yetişmezdi.
İşte bu anlamda sahneye şimdi Tahsin ÇOŞKAN?u davet
edelim. Tahsin COŞKAN o zamanın genç bir ziraat mühendisi. ?Gel
Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum? diyor.
Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık, sivrisinek
salgını, hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazidir. ?Ya paşam
hayrola? der. Atatürk, ?Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere
bir orman çiftliği yapmak istiyorum? der. ?Ya paşam buranın ıslahı
ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit
topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?? der.
ATATÜRK?ün cevabı ATATÜRK?çedir. Derki ?Ben en zor
olanı yapayımda siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız.? Ne
bilsin ki en kolayları bile çabuk yıkabildiğimizi ama, bu
aradaTahsin ÇOŞKAN ?Paşam burda hiçbir şey yetişmez, pek
uğraşmayın? der. Ama dinleyen kim. Derki ?Tahsin buraya
ziraatçileri getir ve incele bana resmi bir yazı getir burasıyla
ilgili?. Biraz sonra Tahsin COŞKAN çok mutlu, kendi dediği çıktı,
üzerinde ?Burada hiçbirşey yetişmez?yazılı, altında da
ziraatçilerin imzasının olduğu bir belgeyi Mustafa Kemal?in önüne
koyar. ATATÜRK biraz mütebbessim okur bu yazıyı. Kaleme alır, bu
kağıdın yanına aynen şunları yazar ?BURASI VATAN TOPRAĞIDIR,
KADERİNE TERK EDEMEYİZ?. Etmez de. Aynı Sakarya savunması gibi
akasya savunmasını ele alır, çam ve köknarı oraya 30 Ağustos
olarak tamamlar ve hiç unutmayacağımız bir gün, lütfen hiç
unutmayın, tarihte atladık bu günü, 25 Mayıs 1933. Ne yapar
biliyor musunuz? Hani 5 Haziranlarda kutladığımız bir gün var,
çevre günü değil mi? Çevre günü ne zaman kutlanmaya başladı? 1980
den sonra. Peki 25 Mayıs 1933, ATATÜRK ne yaptı? İlk Çevre günü
kutlamasını yaptı. Hem de bugün okullara soruyorum diyosunuz ki ne
yaptınız diye ?ya ağaç diktik diyorsunuz ya çöp topladık? öyle
falan değil. Bütün Ankara halkını bedava trenlerle buraya
getirtiyor, ağaçlar boy vermişler, altında dinlenmektedirler,
havuz yapılmıştır, çocuklar yüzmektedirler. Hatta bütün masrafı
cebinden ödemiştir ama karı da almamıştır, buraya bir fabrika
yaptırmıştır, süt ürünleri üretilmektedir, herkes yamektedir.
Herkes çok mutlu ama en mutlusu Mustafa Kemal ATATÜRK.
Nebizade diye bir arkadaşı var, Nebizade?nin kafa çok
karışık. ?Yahu paşam senden başka bir tek kişi burada bir ağaç
yetişeceğine inanmadı. Peki sen nasıl anladın burda orman
olacağını?? der. ?Gel Nebizade gel, şimdi anlatayım sana. Hani
Tahsin ÇOŞKAN?ın burda birşey yetişmez dediği günün akşamı tebdili
kıyafetle Çankaya?dan kaçtım, burdaki köylülere geldim. Köylüler
beni tanımadılar. Köylülere, ağalar dedim burda ağaç yetişip
yetişmeyeceğini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz dedim.
?Al dediler?, bana bir testi su verdiler, bir de kazma kürek. ?Kaz
orayı iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz? dediler.
Ah o iki gün Çankaya?da nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben.
İki gün sonra gittim testiyi çıkardım, testinin içinde su
bitmişti, köylülere uzattım. Dediler ki bana ?ağa testide su
kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna,
biraz uğraş burda ne ekersen biçersin?. Ve hani Tahsin COŞKAN?ın o
raporu bana getirdiği gün ben çoktan projeye başlamış epey de
ilerlemiştim? diyecektir.
Dünya lideri olmak öyle kolay değil biliyor musunuz.
Hani ATATÜRK?e kimdi en çok karşı çıkan, evet Tahsin COŞKAN?dı.
Onu da ATATÜRK buraya müdür tayin eder. Evet lider olmak hakikaten
kolay iş değil. Bu arada biz bu
130 belgeye hiç çalışmamışız. Çalışmadığımızın en acı örneğini
Türkiye yaşadı zaten. Neydi o örnek ?17 Ağustos depremi?. Evet
deprem bir kaderdir ama kader olmanın ötesinde dolgu alan çöktü,
dolgu binalar çöktü. Oysa 1930?dan beri bize ?lütfen tabiatla
oynamayın, tek bir ağaçla bile oynamayın? diye bize örnek olan bir
liderimiz varken yaşadık bu acıyı.
Bizler iyi değerlendirmemişiz onun çevre hareketini ama
bakın dünya ne güzel değerlendirmiş hareketini. Ben size bu
bilgileri vermek için 1919 başladım ve bugüne kadar çıkan bütün
gazete ve dergileri tarıyorum. Taramam sırasında 28 Temmuz 1933
günün Cumhuriyet gazetesinde bir haber okudum. İnanılmaz bir
haberdi. Hani bir çiçek alıyoruz, kırmızı renkte, hediye
götürüyoruz ve adına da ?ATATÜRK Çiçeği? diyoruz. O ATATÜRK
çiçeğinin adını biz koyduk zannediyorduk ama bakın
gazeteyi aynen okuyorum. Gazete haberi şu ?Chicago özel,
geçenlerde Vanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk
Landın laboratuarlarında muhtelif ameliyeler neticesinde kırmızı
renkte yeni bir çiçek elde edilmiştir Profesör bu yeni çiçeğe isim
ararken yanında duran ama Tarsus Kolejinde ATATÜRK?le tanışmış,
ondaki tabiat bilgi ve ilgisine hayran olan bir diğer profesör bu
çiçeğe ATATÜRK isminin verilmesini önermiştir. Ve bu öneri dünya
nebatat dairesine iletilmiş ve ATATÜRK?ün yaptığı çalışmaların
anlatıldığı toplantıda oy birliğiyle kabul edilmiştir?. Yani
dünyadaki her ülkede bu çiçek Gazi ATATÜRK adıyla üretiliyor ve
satılıyor.
Peki başka bir lider varmı diye araştırdım bir çiçeğe
adını veren, başka hiçbir lider yok. Çünkü tabiatıyla bu kadar
bütünleşebilen bir lideri dünya tarihi yazmamıştır. Diyorki
Mustafa Kemal ?çevre hareketi dışında eğer lider olacaksanız eğer
lider olmaya kalkıştıysanız ki içinizde öğrenci arkadaşlar var
mutlaka sınıf başkanları vardır eğer sınıf başkanı olacaksan bu bi
liderliktir sınırın nedir? sınıftır sınıfın içerisindeki tek bir
tebeşir tanesi tek bir sıra tek arkadaşının problemiyle
ilgilenemeyeceksen o liderliği kabul etmeyeceksin demektedir
Mustafa Kemal.
Peki ikinci sırrımız ne? İkinci Sırrımız; dünya tarihi
sadece bir sıfatı Mustafa Kemal?e vermiştir. Başka dünyada hiçbir
liderin alamadığı bir sıfattır bu hangi sıfat mı? Ne dersiniz?
Evet Başöğretmen diyen var aranızda, hoşgörülü evet biliyorum
hepsi gönlünüzden geçen sıfatları ATATÜRK?ün ama soruyorum sizlere
bir insan doğumundan ölümüne kadar ya bir askerdir, ya bir devlet
adamıdır ya çevrecidir ya tiyatrocudur ya sanatçıdır ya
arkeologdur bir şeydir. Ama bunların hepsi birden olabilen
dünyadaki tek lider Mustafa Kemal ATATÜRK olduğu için dünyada
?kültür antropoloğu? sıfatı verilebilen tek lider Mustafa
Kemal?dir.
?Kültür Antropoloğu? nedir ne değildir uzun uzun
başınızı ağrıtmayacağım. Hadi gelin 5 Mayıs 1935, Ahlatlıbel?e
gidelim. Ahlatlıbel Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer
biliyorsunuz. Bütün arkeoloji kazılarının yapılma emrini veren
Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini veren de Mustafa Kemal. Ama
bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza; öyle değil. Nasıl
yetişmiş inanın, 25 yıllık araştırmacıyım hiç anlamadım.
Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor, Konya?da
Asar kazıları başlıyor başında, birde bakıyorsunuz Ahlatlıbel
kazıları
başlamış başında, toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. ?Ya ne yapıyor
Mustafa Kemal? diyorlar. Çankaya?ya gidiyor, Çankaya?da üç gün üç
gece hiç uyumadan; uyumamak için alnına ıslak bezler koydurmuş,
birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor bir heyecan bir telaş. Üç
gün sonra ?gelin diyor Ahlatlıbel?e gidiyoruz?. Hemen geliyor
diyorki ?arkeologlar toplanın?. Biliyorsunuz başlarında en büyük
arkeoloğumuz Zübeyir KOŞAR var. Bu Zübeyir KOŞAR?ın bir e bir
anısıdır. Toplanıyor ve diyorki Mustafa Kemal heyecanla;
?kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir?. Yabancı
arkeologlar ?el insaf paşam, anladık iyi askersin iyi devlet
adamısın ama yani bu işte bizim işimiz niye karışıyorsun? der gibi
aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden. Başlıyorlar
Mustafa Kemal?in gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu? Bütün bulgular
ordan çıkacaktır. İnat
uğruna, kendi ceplerinden öder ve kendi dedikleri yeri kazarlar
hiçbir bulguya rastlamıycaklardır.
Bunun üç gün sonrası, ATATÜRK Galip ARCAN?ın yazdığı ?Sırat
Köprüsü? adlı piyese davetlidir. Davetiyede böyle yazar piyesin
başında mutludur biraz sonra sinirlenmeye başlar bir müddet sonra
bitince ?bana Galip ARCAN?ı çağarın!? der. Galip ARCAN gelince ?bu
piyesi siz mi yazdınız? ?der. ?Evet paşam ben yazdım?. ?Hayır, bu
bir Bolunun Flor Doranj adlı boldvilin?in aynen çevirisi neden
bunu belirtmediniz hakkınızda soruşturma açtırıyorum? diyecektir.
Buna benzer pek çok anıyı da okuyunca ne dedim biliyormusunuz.
Samimi konuşacağım inanın sizlerle. Dedim ki ?a be Atam
boldvilin?e varıncaya kadar ne zaman okursun? ne zaman kafanda
tutarsın?. Ve o sırada ne yaptım biliyor musunuz? Yirmi yıllık
araştırmacıydım, ATATÜRK?le iddiaya girmek gibi, dedim ?senin
başında durmadığın ilerletmeye çalışmadığın bir alan bulmak benim
boynumun borcu olsun?.
O sırada da ?Sanat ve ATATÜRK? adlı araştırmamı
yapıyorum baktım resimde Türk tarihinde ilk resim sergisini o
açıyor, heykelde dinin etkisini kaldırıyor ama karşıma yedinci
sanat dalı geldi. Ne? Sinema. dedim ?herhalde burda iddiayı
kazandım?. Hey hat, baş yönetmen Cezmi AR, başrolde Mustafa Kemal,
film çekiyorlar. Ve Cezmi Ar Mustafa Kemal?e tabi Cumhurbaşkanı ya
diyemiyor şöyle dur böyle dur diye diğer oyunculara şiddetle
bağırıyor. Atatürk ?Gel Cezmi gel, burda başkomutan sensin. ben bu
işi bilmem. Önemli olan
işin iyi çıkması. Bana da aynı şiddet ve hiddetle bağıracaksın?
der. Cezmi AR hayatının son günlerinde ?ben bir daha asla öyle bir
oyuncuyla çalışmadım? diyecektir.
Yıl 1937, Münir Hayri EGELİYLE odalarına çekilirler.
Çankaya? da ne mi yaparlar? ATATÜRK bir film senaryosu yazmıştır,
adını da koymuştur; ?Ben bir İnkilap Çocuğuyum? dur adı. Kendi
yazdığı film senaryosunu Münir Hayri EGELİ çekecektir, ATATÜRK
oynayacaktır. Ama yıl 1937 dir, ömrü vefa etmemiştir. Derim ki
haydi filmciler bulun bu senaryoyu filme çekin pokemondan çok daha
faydalı olacağına ben kesin gözüyle bakıyorum.
Bu arada ATATÜRK?ün her şeyi iyide ben iddiadan
vazgeçtim, tamam dedim. Kesinlikle iddia falan yok artık, iddiayı
Mustafa Kemal kazandı ama merak
ediyorum nasıl yaptı diye. Asıl sır nerde? O sırada en büyük lider
eleştirmeninin sözü geldi elime. Liderleri çok sıkı eleştiren bir
eleştirmen diyorki ATATÜRK için ?Liderler içerisinde eleştiri
acizliği yaşadığım tek lider Mustafa Kemal?dir. Çünkü bütün
Rönesans, bütün reform, bütün aydınlanma çağı etkinlikleri bir
adamın kafasında toplanmış, bir çağa sıran etkinlikler on yılda
başarılmış, bu büyük bir mucizedir en büyük radikal Mustafa
Kemal?dir?. Bunu biz demiyoruz dünyanın en büyük lider eleştirmeni
diyor.
Peki, tamam laf iyid e diyorsunuz ki; laflar karın
doyurmuyor. Esas sır nerde çok merak ediyorum. On yılda bir
bakıyorsunuz kara tahtanın başında harf öğretiyor, bir
bakıyorsunuz şapka giyiyor, bir bakıyorsunuz tiyatro eseri
oynatıyor, yok efendim arkeolojik kazılara gidiyor, tren
raylarının
genleşme hesabını yapıyor, Ankara?daki caddelerin ne kadar
mesafede olacağı konusunda şehirleşme planları yapıyor, E on yılda
bunların hepsi peki nasıl? Ben esas sırrı nerde buldum biliyor
musunuz? Onun bir sözünde. Ama bu bence, ve dedim ki bu sözü
okuyunca keşke şu karga kovalamasını kafalarımıza
yerleştireceklerine şu sözünü yerleştirselerdi herhalde Türkiye
çok farklı biyerde olurdu şu anda. ATATÜRK diyor ki? Çocukluğumda
elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim bu gün
yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım?. Esas sır bence burada.
Çocukluğunda eline geçen iki kuruştan birini kitaplara verdiği
için 35 yaşında general, 40 yaşında başkomutan, 42 yaşında
cumhurbaşkanı, 46 yaşında dünyada pek çok reformist var ama hiç
biri dile dokunabilmeyi cesaret edememiştir; dile dokunabilen tek
reformist Mustafa Kemal?dir. İşte bunu yapabilen ve 53 yaşında
nutku
yazan genç olarak tarihimize geçecektir Mustafa Kemal.
Okumayla, ama nasıl okuma biliyor musunuz? Bildiğimiz
gibi bir okuma değil. Sizi 1914 Anafartalar?a götürüyorum.
Anafartalar?da savaşın bir dinlenme yerinde çadırınıza gelirsiniz
postalları çıkarır rahatça dinlenmek istersiniz. Öyle bir şey yok.
Macar Türkoloğu Nemet?in, Fransız Türkoloğu Devin?in Türkoloji
albümleri duruyormuş. Açıyor onları okuyor Mustafa Kemal. Diyorlar
ki ?niye bunları okuma gereği duyuyorsun? verdiği cevaba bakın.
onlara diyor ki ?Savaştan sonra bu dilin değişme ihtiyacı var onu
tespite çalışıyorum?.
İnsan üstü değildi ATATÜRK,
Tam insandı




Alıntıdır...............
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Semih Akdemir (174) - Eylül 13, 2007, 03:36:04
Yukarıda kayan yazıda Atatürk ve silah arkadaşlarıyla ilgili olan , onlara layık şekilde korumaktır olmayacak mı?
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Niyazi Savaş (76) - Eylül 14, 2007, 02:25:22
Sevgili admin arkadaşlarım bence Atatürk köşesini geliştirsek ve bunu forum içinde bir başlık yapsak ne dersiniz benim ve herkesin koyacagı ve ekleyeceği çok şey var burda çok karışıyo hem herkes çok sayfa oldugu için diğer güzel anı ve resimleri kolayca göremiyor.Konu başlığı ''Atatürk Özel Köşesi yada Alanı'' Olabilir mesela.

Şimdiden Teşekkürler.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Coşkun Demiratlı (2874) - Eylül 14, 2007, 02:38:30
aynen bencede guzel fikir.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 18, 2007, 21:53:03


 

 

Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 19, 2007, 02:04:44
Atatürk'le ilgili yazdığım bir köşe yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum...

O ATATÜRK BENİM!



Artık bir Atatürk daha doğmaz.Doğruya doğru.Zübeyde Hanım erişmiş böyle bir şerefe.Bir daha doğabilir mi Atatürk?Doğmaz…

1881’de, Selanik’te, Kocakasım Mahallesi, Islahhane Caddesi’ndeki üç katlı pembe bir evde doğdu.

O zamanlar daha okul okul değil, mektepti.12 yaşına kadar 3 farklı okulda okudu.Ardından askeri ortaokul ve lise.18 yaşından sonra da harp okulu.Yani gördüğü eğitim sisteminin çoğu askeri.

Artık bir Atatürk daha doğmaz ve böyle büyümez!

Şimdi söyleyin.

Hangimizin anası bizi evimizde doğurdu?
Ve artık ilkokuldan yabancı dil eğitimi başlıyor, yalan mı?
Okulların çoğunda bilgisayar önümüzde.Olmadı evimizde.Olmadı internet kafemizde.Dünyanın her yeri bir kutunun içinde.
İşlenen dersler o zamankiler gibi değil.
Dil Arapça.
Okumak zor, anlamak zor, yazmak zor, konuşmak zor.
Şimdi dilimiz Türkçe.
Üniversitelerle dolu ülkemiz.Yüksek eğitimlerimiz.
Tüm dünyadan haberimiz var ve eğitimimizi yurtdışında da tamamlayabiliyoruz.
Tıp, mühendislik, hukuk.Ne okumak istiyorsak okuyabiliyoruz günümüzde.

Artık bir Atatürk daha doğmaz.Doğruya doğru.
Artık bin Atatürk doğması lazım, bin!
Yeter ki o gücü yüreğimizde hissedelim…

‘Ah bir Atatürk daha çıksa da, şu ülkeyi kurtarsa…’ diye yakınanlara sözüm!

O Atatürk benim!
Sensin!
O!...

20.02.07   saat : 02.38
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Niyazi Savaş (76) - Eylül 20, 2007, 18:11:17


M.Kemal Atatürk Anılarından....
Bursa Nutku

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek.

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir..

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!


Atamızın görülmemiş fotografları ve acıklamaları..

1. Atatürk fotoğraflarını renklendiren Ateş Akkor ve Engin Gökdeniz'in çalışmalarından biri. Tarih* 24 Temmuz 1927. Yer* Dolmabahçe Sarayı... Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhurbaşkanı sıfatıyla İstanbul'a ilk gelişinden 23 gün sonra. Sarayın merdivenlerinden inerken Birisi elini öpmeye çalışıyor. O ise elini öptürmemek için direniyor. Ulusu daima üstte tutmanın erdemini hatırlatıyor. Ayrıca 'o' anda kendisinden yıllar yıllar sonra elini öptürmek için uzatan politikacılarımıza ders vermeye devam ediyor. Mücadelelerin adamı 'o' anda küçücük bir başka mücadele veriyor



2. Atatürk* fotoğrafın çekildiği 29 Mayıs 1936 tarihinde İsmet İnönü ile birlikte Harp Akademileri'nin tatbikatını izlemişti. Bu olaya ait çok fotoğraf var. Ve o gün çekilen fotoğrafların çokluğu bize* o gün epey yorulduğuna dair ipuçları veriyor. Bu pek bilinmeyen fotoğrafsa günün yorgunluğu kanıtlıyor. Gömleğinin yakasından bir düğme açmış* ayaklarını uzatmış* hemen hemen her fotoğrafta olduğu gibi sigarası elinde* kasketi dizinde yorgun ve dalgın bakıyor



3. 17 Temmuz 1936'da İstanbul Florya plajında* denizin* kumun* güneşin keyfini çıkaran bir insan.. Türkiye Cumhuriyeti'nin Birinci Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk. Florya'da o gün sırtüstü uzanıp güneşlenmiş* sonra ne olduysa yerinden doğrulmuş ve 'o' anda da deklanşöre basılmış. Ve elbette sırtında deniz kumuyla ve mayosuyla fotoğrafının çekilmesine hiç aldırmamış. Hatta ulusun denizden* deniz sporlarından yararlanmasını teşvik için bu fotoğrafların yayımlanmasını istemiş.



4. Atatürk* 1919'daki ayrılışından sonra İstanbul'a hiç gidememişti. Zaferden sonra 1 Temmuz 1927'de İstanbul'a gitmek nasip oldu ve bu büyük bir olaydı tabii... İstanbul* halk tarafından gelin gibi süslenmişti. Kent* Atatürk'ü Marmara Denizi'nde karşılamıştı. Denizyollarının 13 küçük* 8 büyük vapuru Şirket-i Hayriye'nin 12* Haliç Şirketi'nin 7 vapuru Marmara Denizi'ne açılmıştı. Ayrıca tamamen dolu 20'den çok özel şirket vapurları da Adalar'a doğru yol almıştı. Diğer özel motorları* sandalları* kayıkları ve benzerlerini saymak mümkün değildi. Marmara Denizi vapurlar* motorlar* sandallar tarafından adeta istila edilmişti. 1 Temmuz sabahı Adalar açıkları böyleydi. Atatürk de 'o' anlarda böylesine mutluydu...



5. Resimdeki mutluluğa bakarmısınız...





6.Ulu Önderimiz....

Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kemal Aksüyek (857) - Ekim 06, 2007, 03:23:44
Atatürk ilkelerini asla yıkamayacaklar, türkiye ne iran olacak nede malezya
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: H. Erdem Sucu (265) - Ekim 08, 2007, 15:24:27
arkadaşlar şu resim çok hoşuma gitti sizlede paylaşmak istedim

 

http://www.komikaze.net/enteresan.asp?gun=20071006

 

 

Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ekim 26, 2007, 01:49:23
“GENÇLER,
VATANIN BÜTÜN ÜMİT VE İSTİKBALİ, SİZE, GENÇ NESİLLERİN ANLAYIŞI VE ENERJİSİNE BAĞLANMIŞTIR…”

M. KEMAL ATATÜRK
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kemal Aksüyek (857) - Ekim 26, 2007, 21:27:50
keşke o isyanları bastırırken tam temizlik yapsaydı, şimdi bu kadar başımıza bela olamzlardı
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ekim 26, 2007, 22:41:50
İtalya devletinin o zamanki başkanı Mussolini, tüm devlet başkanlarına yanında bir büyük top ile beraber çekilmiş fotoğrafını yollamış.
E tabi Türkiye'ye de yollamış.
Atatürk ise, Florya Plajı'nda manevi kızı Ülkü ile oynarkenki fotoğraflarından, kendisinin bacak bacak üstüne atmış sırt üstü gerilmiş olanını aynen geri yollamış

Bunu 'Film Yapım' hocamız geçenlerde anlattıydı
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Muzaffer Yaman Birsayı (2087) - Kasım 07, 2007, 17:45:34
hoş köşe dağhan insanlara bazı şeyleri tekrar anımsatan bir köşe sağol
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Aralık 04, 2007, 21:19:41
Çok Güzel, Anlamlı ve Gerekli bir köşe. Kesinlikle çok iyi olmuş. Teşekkürler, ancak burada kalmasın derim.
 Atatürk'ün hakkında yazılacak daha o kadar çok şey varki. Onun yaptıkları, düşünceleri sanırım anlatmakla bitmez. Birde bazı insanlar kendi kişisel çıkarlarını bırakıp gerçeği kabul etseler işte o zamaqn Türkiye Atatürk'ün yolunda çok daha kolay kalkınır, gelişir. Yol belli ki o Atatürkün çizdiği yol ve asıl zor olanı zaten Atatürk ve onun yanındakiler o zamanlarda  başarmış. Bize kalan kısmı daha kolay eğer birlik olabilirsek. Ben bunların sadece Türkiye için olduğunu düşünmüyorum. Bur yolda tüm dünya ülkelerinin geleceği yatıyor. Aslında Atatürk bu ülkenin içinden bir insan ama diğer ülkelerde sanırım değeri daha iyi biliniyor.
Başlık: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Nisan 14, 2008, 22:27:33
İlk Cumhurbaşkanlığı Meclis Konuşması:

 

Saygıdeğer arkadaşlar, dünya çapında önemli ve olağanüstü olaylar karşısında, saygıdeğer milletimizin gerçek uyanıklığına ve şuurluluğuna değerli bir belge olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun bazı maddelerini açıklığa kavuşturmak için kurulmuş olan özel komisyon tarafından yüksek heyetinize teklif edilen kanun tasarısının kabulü dolayısıyla, Türkiye Devleti'nin zaten bütün dünyaca bilinen, bilinmesi gereken mahiyeti, milletlerarası adıyla adlandırıldı. Bunun tabii bir gereği olmak üzere bugüne kadar doğrudan doğruya Meclis Başkanlığı'nda bulundurduğunuz arkadaşınıza, yaptırdığınız bu görevi, Cumhurbaşkanı unvanıyla yine aynı arkadaşınız, bu aciz arkadaşınıza tevcih ediyorsunuz. Bu münasebetle, şimdiye kadar hakkımda gösterdiğiniz sevgi, samimiyet ve güveni bir defa daha göstermekle, yüksek değerbilirliğinizi ispat etmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı yüce heyetinize gönlümün bütün samimiyeti ile teşekkürlerimi arz ederim."

"Efendiler, asırlardan beri Doğuda haksızlığa ve zulme uğramış olan milletimiz, Türk milleti, gerçekte soydan sahip bulunduğu yüksek kabiliyetlerden yoksun zannediliyordu."

"Son yıllarda milletimizin fiili olarak gösterdiği kabiliyet, istidat ve kavrayış kendi hakkında kötü düşünenlerin ne kadar gafil ve ne kadar gerçeği görmekten uzak, görünüşe aldanan insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz kendisinde var olan vasıfları ve değeri, hükümetin yeni adıyla, medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasında tuttuğu yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir."

"Arkadaşlar, bu yüksek rejimi yaratan Türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere kendini gösterecektir. Bendeniz, kazandığım bu güven ve itimada layık olmak için, pek önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç, yüce heyetinizin şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. Ancak bu sayede ve Tanrı'nın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevlei en iyi şekilde yapabileceğimi ümit ediyorum."

"Daima sayın arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir şekilde yapışarak, kendimi onların şahıslarından bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım. Daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır."

 



 

 

Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Temmuz 07, 2008, 09:08:16
  Herkes Büyük Önder Atatürk'ün yapyıklarının farkında ancak bunu hazmedemeyenlerde var. Onlarda her yolu deniyorlar. Önemli olan yere sağlam basmak. Sonuçta her zaman Doğru ve Haklı olan kazanır.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: kemal cengiz (4977) - Temmuz 07, 2008, 11:50:37
    Kendilerini çağdaş medeniyet seviyesine yakıştıramıyanlar, modern toplum kültürüne ayak uyduramayanlar, ruhları ve gözleri kararmış aydınlığı göremiyenler, Atatürk ilke ve inkılaplarını değiştirmek isteyenler,büyük Türk Milletinin sabrını ve gücünü unutanlar,
     Bir gün gelecek, BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK'ÜN YAPTIKLARINI ÇOK İYİ HAZMEDECEKLERDİR.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Adem Ertaş (5584) - Temmuz 15, 2008, 18:37:14
Bence Atatürk Köşemizi; Sohbet (Bildiğin boynuzlu geyik :) ) konu başlığından çıkarıp anasayfaya koyalım. Yöneticilerimize duyurulur.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ahmet Ozkok (5317) - Temmuz 15, 2008, 18:51:26
Hepimiz askerligimizi yaptik mi arkadaslar? Orada gosterelim yurtseverligimizi. Lafta degil.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Temmuz 16, 2008, 07:49:18
 :polis: bunun asker olanı yoktu. :) ama sanırım cevaplamışımdır. :) Adem beyin fikri bana da mantıklı geldi. Bu konu üzerinde fikir alış verişinde bulunulabilir bence burada.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ahmet Ozkok (5317) - Temmuz 16, 2008, 21:01:50
:) Guzel. Ben de 12 ay askerlik yaptim. Herkes kendi payina duseni yaparsa guzel guzel gecinir gideriz, degil mi?..
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ağustos 19, 2008, 01:04:22
Atatürk'ten Türk Tanımı

Afet İnan; öğretmeni olan İsviçreli antropolog Profesör Eugène Pittard'ın, kendisine doktora tezi olarak verdiği "Türk Milleti’nin Özellikleri" konusunda Atatürk'ten yardım istedi. Atatürk; Afet İnan'ın önce kendi görüşlerini yazmasını ve fikirlerini daha sonra belirteceğini söyledi. Afet İnan'ın uzun çalışmasına karşılık, Atatürk kurşun kalemle, iki küçük not kâğıdı üzerine kendi tanımını yaptı.

“ Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahna 7 bin senelik (en aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. ''
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 04, 2008, 12:41:16
Size kendi yazdığım bir yazıyı sunmak istiyorum...

O ATATÜRK BENİM!



Artık bir Atatürk daha doğmaz.Doğruya doğru.Zübeyde Hanım erişmiş böyle bir şerefe.Bir daha doğabilir mi Atatürk?Doğmaz…

1881’de, Selanik’te, Kocakasım Mahallesi, Islahhane Caddesi’ndeki üç katlı pembe bir evde doğdu.

O zamanlar daha okul okul değil, mektepti.12 yaşına kadar 3 farklı okulda okudu.Ardından askeri ortaokul ve lise.18 yaşından sonra da harp okulu.Yani gördüğü eğitim sisteminin çoğu askeri.

Artık bir Atatürk daha doğmaz ve böyle büyümez!

Şimdi söyleyin.

Hangimizin anası bizi evimizde doğurdu?
Ve artık ilkokuldan yabancı dil eğitimi başlıyor, yalan mı?
Okulların çoğunda bilgisayar önümüzde.Olmadı evimizde.Olmadı internet kafemizde.Dünyanın her yeri bir kutunun içinde.
İşlenen dersler o zamankiler gibi değil.
Dil Arapça.
Okumak zor, anlamak zor, yazmak zor, konuşmak zor.
Şimdi dilimiz Türkçe.
Üniversitelerle dolu ülkemiz.Yüksek eğitimlerimiz.
Tüm dünyadan haberimiz var ve eğitimimizi yurtdışında da tamamlayabiliyoruz.
Tıp, mühendislik, hukuk.Ne okumak istiyorsak okuyabiliyoruz günümüzde.

Artık bir Atatürk daha doğmaz.Doğruya doğru.
Artık bin Atatürk doğması lazım, bin!
Yeter ki o gücü yüreğimizde hissedelim…

‘Ah bir Atatürk daha çıksa da, şu ülkeyi kurtarsa…’ diye yakınanlara sözüm!

O Atatürk benim!
Sensin!
O!...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ahmet Ozkok (5317) - Eylül 04, 2008, 22:08:29
Anam beni evinde dogurmus. Daghan Bey siz daha gencisiniz.Yurdun bircok yerinde eminim ki hala evde dogumlar oluyor...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kunter Alkış (6419) - Ekim 27, 2008, 00:50:26
Forum kurallarina karsi gelerek, etnik kökenlere dayali ayirimcilik yapilmasina bu forumda izin verilmez.

Murat Küden
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: mücahit taşatan (6345) - Ekim 29, 2008, 19:53:29
yaşasın cumhuriyet...yaşasın cumhuriyet...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Emre Ozan (4270) - Ekim 29, 2008, 20:01:56
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun, nice 85. yıllara...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: burak yılmaz (4820) - Ekim 30, 2008, 13:54:26
bende buradayım ;)

Arkadaşlar,Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 11, 2008, 11:05:37
  Tv.'de Anıtkabirdeki minikleri, Dolmabahçedeki insanları gördüm, çok duygululardı. Buradan tekrar Atamızı anıyorum.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: gökhan gül (5141) - Kasım 11, 2008, 13:28:00
türkçe arapçadan daha zor ve teferruatlıdır 
öğrenilmesi enzor lisanlardandır
ki biz bile kullanamıyoruz  :(
değerlerimizi kaybediyoruz  :(
konuya ne oldu ? ::)

Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: tugrul unsal gunes (6533) - Aralık 09, 2008, 21:48:38
gökhan, türkçe en kolay öğrenilen dillerden birisidir, arapçadan da daha basittir, bir çok dilden daha basit ve bir çok dilden daha zengindir. bu konuda kaynak ispat vb ne istersen sunmaya hazırım, saygılar sevgiler.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Aralık 10, 2008, 00:31:55
Bilgilerinizi paylaşırsanız, forumun Türkçeyle oan bir bölümü var oraya ekleyebilirim...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: tugrul unsal gunes (6533) - Aralık 10, 2008, 19:54:41
çok sevinirim, en azından şu an için bir bağlantı ekleyeyim, burada prof.dr.cengiz tosun un dil zenginliği yozlaşma ve türkçe isimli bir bilimsel yazısı bulunuyor.
http://www.jlls.org/Issues/Volume1/No.2/cengiztosun.pdf
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: tugrul unsal gunes (6533) - Aralık 10, 2008, 19:57:56
bu konu daha uzadıkça uzar ama en azından bir örnek vereyim:
aşağıdaki kelimeyi ingilizce ya da fransızca'ya çevirin bakalım :)
"gelemeyebilirlermiş" :)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Aralık 11, 2008, 06:38:07
They said that they cannot come...

Aşağı yukarı budur. Türkçe zengin bir dil, tamam ama bir sürü ingilizce sözcük de var tam olarak Türkçe karşılığı bulunayan. Körü körüne de bağlanmak yanlış olur. Her dilin bazı zorlukları ve bazı kolaylıkları vardır. TÜrkçe özellikle şiir yazmak için harika bir dil. Telafuz olayından dolayı ama şarkı söylemek için (Özellikle 'A' derken) pek güzel bir dil sayılamaz... Yani en azından benim görüşüm bu...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Aralık 11, 2008, 08:06:46
  :) Buyurun birde bunu İngilizceye çevirmeye çalışın ''Afyonkarahisarlılaştıramadıklarımızdanmısınız ?''
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Aralık 11, 2008, 14:47:50
Are you one of the people who we tried but not succeeded to associate as a citizen of Afyonkarahisar :)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Mahmut Altıntaş (6662) - Aralık 11, 2008, 20:24:06
Atatürk' ün Yaverinin Anılarından alınmıştır.
Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı.
> Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
> - Merhaba nine.
> Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
> - Merhaba dedi.
> - Nereden gelip nereye gidiyorsun?
> Kadın şöyle bir duralayıp;
> - Neden sordun ki, dedi. Buraların saabisi misin? Yoksa bekçisi mi?
> Paşa gülümsedi.
> - Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
> malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden
> gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?
> Kadın başını salladı.
> - Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç
> bittiği, atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindeyim. Bizim
> muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
> - Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
> - Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gâvur
> harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez
> görmeden ölmeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi
> Paşa. Bende gün demeyip mihtara anlatinca, o da bana bilet aliverip
> saldi Angaraya, giceleyin
> geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte agsamdan belli böyle kendimi ordan
> oraya vurup duruyom bey.
> - Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadının birden yüzü sertleşti.
> - Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim
> vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin
> mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun
> sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşiyoz. Sunun bunun gâvur dölünün
> köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa
> yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden
> ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir
> yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.
> Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden
> belliydi. Bana dönerek;
> - Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanimizdir... Benim köylüm,
> benim vefalı Türk anamdır bu.
> Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte
> aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar
> koşturan Gazi Pasa yani Atatürk işte karsında duruyor.
> Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp
> Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de
> ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul
> gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın
> ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket
> çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e
> uzattı;
> - Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye
> getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
> Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.
> Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
> -'Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin.
> Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim
> armağanım olsun.'
> Bu yazıyı okurken duygulanan veya ağlayanlar varsa, hala umut var demektir..
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Aralık 12, 2008, 08:30:34
  Olmazmı Mahmut.
 Nasıl ki, Kaşgarlı Mahmut, Alparslan, Osman, Fatih ve daha niceleri bu millet için bir sembol ise, Atatürk'de aynı şekilde bir semboldür ve bu milletin birliğini, gücünü temsil ederler. Bunların hiç biri politika ve çıkar için savaşmamıştır, hepsi bu milletin birliği, özgürlüğü, geleceği ve düzen için savaşmıştır ve bu savaşlar sadece meydanlarda olmamıştır. Zaten güncel olaylar, meydanlarda savaşları kaybetmişlerin oyunudur.
 
 Dağhan birde şöyle olabilir; Are you one of those people whom we unsuccessfully
tried to make resemble the citizens of Afyonkarahisar? :)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: tugrul unsal gunes (6533) - Aralık 12, 2008, 19:22:21
bağlantısını verdiğiğm yazıda dil zenginliğini dört değişik özellikle değerlendirildiği anlatılıyor
1.kelime zenginliği
2.kavram zenginliği
3.yazılı eski eserlere sahip olma
4.kullanıldığı coğrafyanın genişliği
evet bazı kelimelerin bizde tam karşılığı yok, dediğim gibi bu konu çok uzar gider, Türkçe ile ilgili bir başka bölüm olursa orada tartışılır :)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: electronickim - Şubat 27, 2009, 00:49:26
Güneyde askeri bir tatbikatı izleyen ATATÜRK, etrafında bulunan subaylara; Türkiye nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız nelerdir? sorusunu sorar. Subaylar birçok görüş ve düşünce ileri sürerler. ATATÜRK hepsini sabırla dinler, sonra haritaya uzatır ve Kıbrısı işaret ederek:

EFENDİLER! KIBRIS DÜŞMANIN ELİNDE BULUNDUĞU SÜRECE BU BÖLGENİN İKMAL YOLLARI TIKANMIŞTIR. KIBRIS A DİKKAT EDİNİZ. BU ADA BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Şubat 27, 2009, 07:43:59
  Bunu daha iyi irdelemek için Prof. İbrahim S. CANBOLAT'ın kitaplarını okuyabilirsiniz.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Mart 12, 2009, 09:00:23
  Selam.
 Atatürk'ün manevi kızı Ülkü ADATEPE'nin bir açıklamasını HaberTürk kaynaklı bir alıntı ile izninizle sizlerle paylaşayım.

 ''Manevi kızı Ülkü Adatepe, Atatürk'ü anlattı: "Atatürk'e 'dinsiz' diyorlar. Bu doğru değil. Her gittiği savaşa ellerini Allah'a açıp dua ederek gidermiş"

 Atütürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe, "Mustafa filmi yalan dolanlarla yapılmış bir film" dedi. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri çerçevesinde Amasya Üniversitesi'nin davetlisi olarak Amasya'ya gelen Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe, Amasya Üniversitesi'nde verdiği konferansta Atatürk'ü anlattı. Ülkü Adatepe'nin sahneye çıktığı esnada ellerinde Türk Bayrakları'nı sallayan öğrenciler ayakta 10. Yıl Marşı'nı okuyarak sürpriz yaptılar. Hiçbir zaman Atatürk'ün kızı olduğunu söyleyerek ortaya çıkmadığını belirten Ülü Adatepe, "Biz bütün kızları hiçbir zaman onun isminden istifade etmedik. Şimdi çıkmam icap ediyor, çünki Atatürk'ü çok yanlış tanıtıyorlar. Mustafa filmine değinmek istiyorum, bu filmi Atatürk'ü hiç tanımayan bir insana gösterirseniz Atatürk'ü son derece yanlış tanır. Hiç alakası olmayan bir film çekilmiş, görmeyenlerinize tavsiye etmiyorum. Bu yalan dolanlarla yapılmış bir film" diye konuştu.

Atatürk'ün kadınlara verdiği önemi anlatan Ülkü Adatepe, "Atatürk kadınlara son derece kıymet verirdi. Derdi ki, 'Bir milletin kadınlarını bir tarafa alırsak o millet hiç bir zaman ilerleyemez.' Bir erkek çocuk ne yaparsa bir kız çocuğunun da aynısını yapacağına inanır ve güvenirdi" şeklinde konuştu. Atatürk'ün ezan dinleyemiyi de çok sevdiğini açıklayan Adatepe, "Atatürk'ü 'dinsiz' diyorlar. Atatürk hiç bir zaman dinsiz değildi. Atatürk Ezan dinlemeyi o kadar çok severdi ki, büyük bir huşu içerisinde ezan dinler, her gittiği savaşa ellerini Allah'a açıp dua ederek gidermiş. Atatürk yobaz değildi, yobazlıkla dindarlığı lütfen birbirine karıştırmayın" dedi.''
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: HAKAN TÜRKYILMAZ (5135) - Mart 24, 2009, 20:44:42
http://maps.google.com/maps?ie=UTF8&ll=39.789825,39.477181&spn=0.009464,0.016479&t=h&z=16

59. Topçu Er Eğitim Tugayı Tarafından Erzincan'ın Kuzey kısmındaki tepeye 7.500 m²‘ lik bir alana, gönüllü askeri personelin çalışmaları sonucunda Atatürk'ün bu güne kadar yapılmış en büyük portresi işlendi. Bu portre dünyanın ve Türkiye’nin en büyük portresidir. Top.Bnb. Yılmaz Bahar komutasında, ressam Mustafa Aydemir'in yaptığı portrenin işlenmesi 17 kişilik teknik ekip, 3000 kişinin çalışması sonucu 9-Eylül-9 Ekim 1982 tarihleri arasında 1 aylık çok kısa ,bİr zamanda tamamlanmıştır. Atatürk portresinin yapımında 210 ton harç, 600 ton taş, 160 ton kum kullanılmıştır.

Koordinatları;
39.47.18.71 KUZEY
39.28.44.29 DOĞU

Bana gelen bir mailden alıntıdır. Daha önce paylaşıldıysa özür..
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakkı Saygılı (276) - Mart 24, 2009, 21:28:31
Hiç görmemiştim, paylaşım için teşekkürler.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Mart 25, 2009, 08:03:01
  Bende görmemiştim, paylaşım için teşekkürler.

 Şimdi gördüm, güzel olmuş.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kemal Aksüyek (857) - Mart 25, 2009, 16:58:27
http://maps.google.com/maps?ie=UTF8&ll=39.789825,39.477181&spn=0.009464,0.016479&t=h&z=16

59. Topçu Er Eğitim Tugayı Tarafından Erzincan'ın Kuzey kısmındaki tepeye 7.500 m²‘ lik bir alana, gönüllü askeri personelin çalışmaları sonucunda Atatürk'ün bu güne kadar yapılmış en büyük portresi işlendi. Bu portre dünyanın ve Türkiye’nin en büyük portresidir. Top.Bnb. Yılmaz Bahar komutasında, ressam Mustafa Aydemir'in yaptığı portrenin işlenmesi 17 kişilik teknik ekip, 3000 kişinin çalışması sonucu 9-Eylül-9 Ekim 1982 tarihleri arasında 1 aylık çok kısa ,bİr zamanda tamamlanmıştır. Atatürk portresinin yapımında 210 ton harç, 600 ton taş, 160 ton kum kullanılmıştır.

Koordinatları;
39.47.18.71 KUZEY
39.28.44.29 DOĞU

Bana gelen bir mailden alıntıdır. Daha önce paylaşıldıysa özür..

şimdi izmir yeşilderede bir yamaçta dev bir atatürk büstü tamamlanmak üzere, sanırım bu daha büyük olacak, inşallah bu yönetim günün birinde bunları yıkmaz
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Murat ÇAM (7343) - Mart 25, 2009, 17:13:48
Dağhan kardeşim
sen adamsın adam
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Mart 25, 2009, 19:58:26
  O şimdi asker :)

şimdi izmir yeşilderede bir yamaçta dev bir atatürk büstü tamamlanmak üzere, sanırım bu daha büyük olacak, inşallah bu yönetim günün birinde bunları yıkmaz
Bizde yenisini yaparız.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: gökhan gül (5141) - Mart 26, 2009, 00:41:16
şimdi izmir yeşilderede bir yamaçta dev bir atatürk büstü tamamlanmak üzere, sanırım bu daha büyük olacak, inşallah bu yönetim günün birinde bunları yıkmaz
kimse yıkamaz ,kaldıramaz
 o eskidendi  ;) hemde çok eskiden
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kemal Aksüyek (857) - Mart 27, 2009, 14:59:46
kimse yıkamaz ,kaldıramaz
 o eskidendi  ;) hemde çok eskiden

bende öyle sanıyor-umuyorum ama öylesine sistemli ve sinsi bir karartma varki...esnafın konuşma tarzı değişti yahu , bizim bakkalın söylediği 5 kelimenin 4 tanesini anlayamıyorum ya, eskiden gayet güzel konuşuyor birbirimizi anlıyorduk, herif şimdi yarı arapça yarı farsça konuşuyor, araya  bazan bir iki türkçe kelime katıyor....la havle ve la kuvvet... bak görüyormusun bende arapça konuşmaya başladım.. sonumuz hayır ola inşallah.. aminnn
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ahmet Ozkok (5317) - Nisan 01, 2009, 02:02:17
Endiseye mahal yok :D  (Arapca ve Farsca ama.... )  Halk, Cumhuriyet yonetimini benimsedi coktan. Kimse saati geri donduremez. Kimsenin de oyle bir niyeti oldugunu sanmiyorum.Olanlar varsa da ucta bucakta kalmis azinliklardir. Yapmamiz gereken ayrilik nedenleri bulmak degil, bir arada olmamizi saglayan unsurlari pekistirmek olmali...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Nisan 01, 2009, 07:47:45
  Çok doğru, ayrılmamak, birlikte olmak bu toplumun ilerlemesini sağlar. Bu yüzden bu toplumda zamanında önemli şeyler başarmış kişilerin uyarılarınıda dikkate almalıyız. Bu yüzden de okumamız lazım.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Nisan 10, 2009, 08:53:25
 Atatürk'ün Harbiyeye girişinin 110. yılı çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: ceyhun bostancı (6338) - Nisan 13, 2009, 05:18:04
arkadaşlar çanakkale savaşından sonnra Atatürkün bir ifadesi var. "truvalıların intikamını aldık." !!!
nasıl yorumlarsınız?
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: kemal cengiz (4977) - Nisan 20, 2009, 00:00:52
 Atatürk!ün bilinmeyenlerini,  bilenler ve bilmeyenlerin tekrar izlemesinde her zaman yarar vardır...

http://www.dailymotion.com/video/xmj76_ataturk_shortfilms
Başlık: Mustafam
Gönderen: OZAN YILMAZ (7981) - Mayıs 07, 2009, 22:29:51
Dağ başını efkâr almış,
gümüş dere durmaz ağlar,
gözyaşından kana kesmiş gözlerim,
ben ağlarım, çayır ağlar, çimen ağlar,
ağlar, ağlar, cihan ağlar.
Mızıkalar iniler, ırlam ırlam dövülür,
altmış üç ilimiz, altmış üç yetim,
yıllar gelir geçer, kuşlar gelir geçer,
her geçen seni bizden parça parça götürür,
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.



Diz dövdüm,
gözlerim şavkı aktı Sakarya'nın suyuna,
Sakarya'nın suları nâmın söyleşir.
Hemşehrim Sakarya, öksüz Sakarya.
Ankara'dan uçan kuşlar,
Kemal'im der günler günü çağrışır,
kahrolur bulutlara karışır,
gök bulut, yaşmak bulut,
uca dağlar, dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir,
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.



Nasıl böyle varıp geldin, hoşgeldin,
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin,
şol yüzünde güneş südü sıcaklık,
ellerinden öperim, Mustafa Kemal.
Senin dalın, yaprağın, biz, senin fidanların,
biz bunları yapmadık,
sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal.
Elsiz, ayaksız bir yeşil yılan,
yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal.
Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler,
çün buyurdun kesenleri astılar,
sen uyudun asılanlar dirildi,
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.



Karalar kuşanmış, Karadeniz akmam diyor,
dokunmayın, ağlamaktan bıkmam diyor,
bu gece kıyamet gecesi, bu vapur Bandırma vapuru,
yattığı yer nur olsun Mustafa Kemal,
ben ölümden korkmam diyor,
korkmam diyen dilleri toz oldu, toprak oldu,
değirmen döndü dolandı, yıllar oldu,
bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir,
o bize öğretmedi kazan kaldırmasını,
günahı vebali öğretenin boynuna,
erdirip oldurana ana avrat sövmesini,
yüreğim kırıldı kanım kurudu,
var git Karadeniz var git başımdan,
mızıka çalındı düğün mü sandın,
bir yol koyup gideni gelir mi sandın,
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.



Ankara'nın taşına bak,
tut ki baktım, uzar gider efkârım,
çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım,
gözlerimin yaşına bak,
Ankara Kalesi'nde, Rasattepe'de
bir akça şahan gezer dolanır,
yaşın yaşın mezarını aranır,
şu dünyanın işine bak,
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im...


~ Attila İLHAN ~
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hande Bayram (8284) - Haziran 23, 2009, 18:38:18
Bu yazıyı okurken duygulanan veya ağlayanlar varsa, hala umut var demektir..


:( umut var mı gerçekten!!! :(

bu bölümü oluşturan herkesin eline yüreğine sağlık....
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Haziran 24, 2009, 07:54:52
  Aslında umut var demekte çok doğru olmayabilir. Çünkü bilen herkes için herşey sağlıklı her ne kadar saldırılar, bozmaya çalışanlar olsada. O bozmaya çalışanlar, saldıranlar doğru birşey yapmadıkları, güzellikleri, doğruları, gerçekleri örtmeye çalıştıkları için yenilmeye mahkumlar, işte onlar için umut yok. Yeterki bizler bilinçli ve birlik olalım.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 04, 2009, 22:42:36
29 Ekimde Cumhuriyetin ilanından sonra meclisin yaptığı ilk icraatlar...

30 Ekim 1923 Cumhuriyet'in İlk Hükümetini, Başvekil sanı ile İsmet (İnönü) kurdu.
31 Ekim 1923 Seferberliğin 1 Kasım 1923 tarihinde kaldırılmasına ilişkin Kanun T.B.M.M.'nde kabul edildi. (Seferberlik 3 Ağustos 1914'de ilan edilmişti).
1 Kasım 1923 Fethi (Okyar) Bey T.B.M.M. Başkanlığına seçildi.
14 Kasım 1923 Temyiz'in (Yargıtay) Ankara'ya taşınmasını öngören kanun, T.B.M.M.'nde kabul edildi.
19 Kasım 1923 Gazi Mustafa Kemal, Halk Fırkası başkanlığına vekalet etmesini bir yazı ile İsmet (İnönü)'den istedi.
20 Kasım 1923 Halk Fırkası "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" örgütlerini kendi içinde topladı.
24 Kasım 1923 Hindistan'daki İsmaillerin başkanı Ağa Han ve Emir Ali, İsmet (İnönü) Paşa'ya Hilafet konusunda yazılar yazdılar.
10 Aralık 1923 Türkiye-Arnavutluk arasında dostluk antlaşması imzalandı. (Ankara)
15 Aralık 1923 Türkiye-Macaristan dostluk antlaşması imzalandı. (İstanbul)
26 Aralık 1923 "Zafer ve Barış Şerefine" kimi suçlar dışında "Aff-ı Umumi Kanunu" T.B.M.M.'nde kabul edildi.

www.ataturk.net'ten alıntıdır.

İlk dikkatimi çeken, imzalanan dostluk anlaşmaları oldu. Yanlış mıyım :)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: atakan gürbüz (8291) - Eylül 04, 2009, 23:53:24
UMUT YOK
biz,biz olmadığımız sürece umut yok sorun kendinize biz bir Atatürk daha hak ediyormuyuz?
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 05, 2009, 00:01:13
Bir de bu köşe yazımı bir kez daha gündeme getirme hissi duydum!

O ATATÜRK BENİM!

Artık bir Atatürk daha doğmaz. Doğruya doğru! Zübeyde Hanım erişmiş böyle bir şerefe. Bir daha doğabilir mi Atatürk? Doğmaz…
1881’de, Selanik’te, Kocakasım Mahallesi, Islahhane Caddesi’ndeki üç katlı pembe bir evde doğdu.
O zamanlar daha okul okul değil, mektepti. 12 yaşına kadar 3 farklı okulda okudu. Ardından askeri ortaokul ve lise... 18 yaşından sonra da harp okulu. Yani gördüğü eğitim sisteminin çoğu askeri...
Artık bir Atatürk daha doğmaz ve böyle büyümez!
Şimdi söyleyin...

Hangimizin anası bizi evimizde doğurdu?
Ve artık ilkokuldan yabancı dil eğitimi başlıyor, yalan mı?
Okulların çoğunda bilgisayar önümüzde. Olmadı evimizde! Olmadı internet kafemizde! Dünyanın her yeri bir kutunun içinde.
İşlenen dersler o zamankiler gibi değil.
Dil Farsça.
Okumak zor, anlamak zor, yazmak zor, konuşmak zor.
Şimdi dilimiz Türkçe. Anlamak kolay, yazmak kolay, konuşmak kolay...
Üniversitelerle dolu ülkemiz. Yüksek eğitimlerimiz.
Tüm dünyadan haberimiz var ve eğitimimizi yurtdışında da tamamlayabiliyoruz.
Tıp, mühendislik, hukuk.Ne okumak istiyorsak okuyabiliyoruz günümüzde.

Artık bir Atatürk daha doğmaz. Doğruya doğru.
Artık bin Atatürk doğması lazım, bin!
Yeter ki o gücü yüreğimizde hissedelim…

‘Ah bir Atatürk daha çıksa da, şu ülkeyi kurtarsa…’ diye yakınanlara sözüm!

O Atatürk benim!
Sensin!
O!...

20.02.07   saat : 02.38
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ali Rıza TEKSAN (5860) - Eylül 05, 2009, 03:33:03
Hani hep yapılan bir geyik vardır... Atatürk 10 yıl daha yaşasaydı şimdi şöyle olurdu, böyle olurdu diye...

Hayır, hiç bir değişiklik olmazmış... Şimdiki yobaz kafa sayısı 1920 lerdeki yobaz kafa sayısından yüzbinbinlerce hatta milyonlarca kat fazla... Benim için yobaz demek dinci, laiklik karşıtı demek değil... Atatürk'ün açtığı ve milletçe varmamızı istediği o aydınlık yolu anlamayan, anlamak istemeyen, bu yola taş koyan herkes yobazdır... Ve sayıları maalesef oldukça fazla... Sayıları da bu çağda azalması gerekirken maalesef giderek artıyor...

Bence bunun tek sebebi var... Türk milleti cumhuriyeti, laikliği, çağdaş inkılapları hazır buldu... O zaman ki halkın büyük çoğunluğunun ömründe duymadığı, hayal bile edemeyeceği devrimler şıp diye önüne geliverdi... Bunlar için mücadele etmediğinden kıymetini bilemiyoruz şimdi... Hazıra dağ dayanmaz derler ya şimdi yiyip bitirmekle meşgulüz...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: atakan gürbüz (8291) - Eylül 05, 2009, 03:45:48
ali rıza abi bunlar için çok mücadele verdi çok.bu saydıkların için çok kanını feda etti.darbelere kadar bir kaç hata dışında her şey iyiydi.senin bahsettiğin olayı videodakileri hedefliyor
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ali Rıza TEKSAN (5860) - Eylül 05, 2009, 04:05:12
Hayır, halkın büyük çoğunluğu devrimler için mücadele vermedi Atakan... Esasen bu büyük devrimlerin maksadını kavrayacak kadar eğitilmiş değildi doğrusu... Büyük bir kısmı cahil idi... Bir çok devrim yapılacağı günden çok az bir süre öncesine kadar halka duyurulmadı bile... Bir çok devrim Meclis iradesinden çok Mustafa Kemal' in o müthiş iradesi ile yapıldı... Yani Türk Milleti'nin büyük çoğunluğu kendi refahı için yapılan devrimlerin maksadını, anlamını kavramaktan çok uzaktı... Güvendikleri tek bir şey vardı... Atatürk ve onun müthiş iradesi...

Halk savaş yıllarında bağımsızlığı için, özgürlüğü için savaştı, kanını döktü... Devrimler için gerekli olan ortamı hazırladı... Eğer Atatürk bu devrimleri hiç dile getirmemiş olsaydı ne halkımızda bu tür devrimleri yapacak bir bilinç bulunurdu, ne de ona yol gösterecek bir aydın iradesi... Atatürk, bu millete Allah'ın bir lütfudur... Ama insanoğlu nankördür... Bu lütfun bile kıymetini bilemedik...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: atakan gürbüz (8291) - Eylül 05, 2009, 04:12:05
peki ali rıza abi atatürk'e ve müthiş iradesine güveniyorlardı dedin zaten budabir devrim değilmiydi.attürk'ün ozamanki kişiliğide bunu göstermiyormuydu.padişaha karşı çıkması onun devrimden yana olduğuna bir sinyal değilmiydi.farkettiysen videodaki kahverengi türbanlı kız genelde şunu söylüyor bize öğretilen , anlamıyorki kendi küçük beynminin sadece bir kukla olarak kullanıldığını anlamaıyorki nekadar cahil olduğunu anlamıyorki aslında bir robottan farkı olmadığını.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ali Rıza TEKSAN (5860) - Eylül 05, 2009, 04:57:30
Avrupa Fransız İhtilalin'den sonra hem siyasi hem toplumsal hem de düşünsel bir değişim gerçekleştirdi... Yani o gerici ortaçağ kafasını, yobazlığı yok ettiler... Bunun en önemli sebebi ise, aydınların öncülüğünde aydınlanma devrinden sonra  devrimleri ve gerekli değişimleri bizzat halkın kendi iradesi gerçekleştirdi... Ama bizim ülkemizdeki devrimler (hem de bir çok Avrupa ülkesinden daha ileri seviyede idi) halkın aydınlanması beklenmeden hazır halde önüne sunuldu... Çünkü zaman yoktu, çağdaş dünyaya bir an evvel ayak uydurmak lazımdı...

O halde cumhuriyeti kuran nesilden sonraki nesillere düşen sadece bu aydınlanmayı becerebilmekti... Aydınlanmayı reddeden, bunu dine aykırı sanan gafiller var... Videodaki kız gibi... İşte biz Avrupalının becerdiği aydınlanmayı, düşünsel değişimi topyekün beceremedik... Bunu din elden gidiyor şeklinde yorumladık... Yobazlığı söküp atamadık... Millet siyasal ve toplumsal devrimlerin hızına aydınlanmayı katamadı... Bunun sıkıntısını çekiyoruz, ümitsizlik için çok erken belki ama bu gidişle hiç bir zaman topyekün aydınlanamayacağız ve yapılan o güzelim devrimler de boşa gidecek... 
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Eylül 05, 2009, 05:36:48
Çanakkale'yi geçtim, Kurtulu Savaşı'nda kaçan 20.000 küsür asker vardı silahlarıyla. Ölen kişileri de düşündüğünüzde bu sayı hiç de az değil... Ölenlerler, kaçanlardan daha az... Bülent Arınç'ın dedesi Atatürk tarafından asılan Cumhuriyet karşıtı kişilerdendi o zamanlarda... Ne demek istediğimi anlamadıysanız şöyle diyeyim... Bugün, Türkiye çıkarlarına çalışmayan kim varsa işte o Kurtuluş Savaşı'nda kaçanlarının evlatlarıdır!.. Irkçılık mı bu? Evet ırkçılık ama belki de yeri geldiğinde böyle yapmak lazım...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ali Rıza TEKSAN (5860) - Eylül 05, 2009, 17:10:04
Kurtuluş Savaşı'nda cepheden kaçanlar gerçekten büyük bir dertti... İstiklal Mahkemeleri bunu biraz olsun önlemeye çalıştıysa da çok fazla başarılı olamadı... Dağhan dediklerin doğru tabii, niye ırkçılık olsun? O zamanlar bu savaştan kaçmayı seçen, cumhuriyeti yıkmak için isyan eden zihniyetin torunları bugün de farklı bir şey yapabilir mi?

Büyük Taarruz'dan bir kaç gün önce Mustafa Kemal Paşa Konya'yı ziyaret eder... Konya'da ziyaret ettiği yerlerden biri de bir medresedir... Medrese imamı mı desem hocası mı desem neyse artık Mustafa Kemal Paşa'dan gepegenç müridlerinin askerlikten muaf tutulmasını ister... Mustafa Kemal Paşa çılgına döner ve derhal Ankara'ya durumu bildirterek bunlar ve bunlar gibilerin de derhal silah altına alınmasını ister...

Şimdi sorun şurda... Peygamberimiz sakal bırakıyor diye sakal bırakmayı sünnet sayanlar, peygamberimizin giyindiği gibi giyinmeyi kutsal bilenler, vatanın ve milletin savunulması gereken o zor günlerde askerlikten muaf tutulmak istiyor... Peki Bedir'de, Uhut'ta, Hendek'te Peygamberimizin ashabından gücü yetip de savaştan muaf tutulan bir kimse var mıydı? Herşeyi sünnet bilen bu yobazlar, iş savaşa gelince aslında farz olan şeyi unutuverip miskinlik yolunu seçiyorlar...

Günümüzde bazı din tüccarlarının ordumuzu karalayıp, "bu orduda askerlik yapmak caiz değildir" diye halkı kışkırtmaya çalıştıklarına şahit olmadık mı? İşte bu yobaz kafaların sayısının artması beni çok endişelendiriyor...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ekim 17, 2009, 02:38:41
Atatürk'ün en sevdiğim fotoğrafıdır :)

(http://img203.imageshack.us/img203/1491/atatrksalncakta.jpg)

Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakkı Saygılı (276) - Ekim 17, 2009, 08:15:11
Ben de çok severim bu fotoğrafı.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Selim Melen (9225) - Ekim 22, 2009, 13:53:47
Son 1 haftaki olaylara bakınca,
"Atatürk tam da bugünleri görmüş değil mi ?"
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ekim 23, 2009, 00:00:13
Bu yazının burada durması iyi olur diye düşündüm...

İslam ve Laiklik
Prof. Ahmet Taner KIŞLALI


Nedir laiklik?

Laiklik,toplum ve devlet düzeninin akla ve bilime dayalı olmasıdır.
Din-devlet ayrımı,ya da din ve vicdan özgürlüğü,bu bütünün birer parçasıdır.
Laikliğin ortaya çıkışını zorunlu kılan iki temel neden var.

Birincisi;farklı inançtan insanların barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamak.İkincisi;değişen koşullara,aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunu açık tutmak.

Bu gereksinme ilk kez Batı'da,Hristiyan dünyası içinde doğmuş.
Çünkü din savaşlarını,mezhep ayrımı nedeni ile komşuların birbirini öldürmesini ilk kez onlar yopun olarak yaşamışlar.Din adına yapılan baskılarla,onlar bin yıl kadar süren karanlık bir dönem yaşamışlar.

Ve gericilikten ve kardeş kavgasından kurtulmanın ön koşulu olarak laiklik gündeme gelmiş.

* * *

Acaba onları laikliğe zorlayan nedenler İslam dünyasi için geçerli değil mi? Anadolu müslümanları için geçerli değil mi?

Hristiyanlık uzun bir geri ve karanlık dönem yaşarken,İslam aydınlıktaydı.Endülüs müslümanları,sanatta,bilimde,felsefede çok ilerideydiler.Bir İbni Rüşt çıkıyor,''Tanrı'ya imanla değil akılla ulaşılabilir'' diyordu.Ve sadece İslam düşünürlerini değil,Hristiyan din adamlarını ve düşünürlerini de etkiliyordu.

Bundan birkaç yıl önce,ANAP'lı bir milli eğitim bakanı,ders kitaplarından Darwin'in evrim kuramını çıkattırdı..Niçin?.İnsanın kökenini maymuna götürdüğü ve bu nedenle de dinsel inançlara ters düştüğü için.

Oysa zamanımızdan yaklaşık elli yıl önce yaşamış olan bir İbni Haldun vardı.Tunuslu bir İslam bilgini,'Mukaddime'' adlı kitabında neyi savunuyordu biliyor musunuz? İnsanın kökeninin maymuna kadar değil,bitkiye kadar uzandığını..

Yanlış olup olmaması önemli değil!

Asıl önemli olan,İbni Haldun'un bunu yazabilmiş ve yazdığı için de başına birşey gelmemiş olması.. Kimsenin ne onu,ne de kitabı yakmaya kalkışmamış olması.. Hatta tam tersine,toplumda ''dini bütün bir müslüman'' olarak da saygınlığını sürdürmüş olması..

İşte o zamanlar İslam dünyası aydınlıktaydı ve ilerdeydi.Ama ne yazık ki,Hristiyan dünyası -laikliği de içeren- bir Aydınlanma Devrimi ile karanlıktan ve gerilikten kurtulurken,İlsam dünyası aydınlıktan karanlığa geçti..Kaçınılmaz olarak geri kaldı.

Osmanlı'da ilk gözlemevi,Şeyhülislamın fetvası ile top atışıyla yıkıldı.Astronomi,matematik,ilk çağ tarihi kitapları,kitaplıklardan Şeyhülislamın fetvası ile atıldı,yakıldı.

Basımevi,bulunmasından çok geçmeden Osmanlı'ya geldi.Hatta 1660 yılında padişahın başçevirmeni Ali Bey,Tevrat ve İncil'i Türkçeye çevirdi ve basıldı.Ama aynı basımevinin müslümanlar için kullanılabilmesi için iki yüzyıldan fazla zaman gerekti..Hele Kuran'ın Türkçe basılabilmesi için,Atatürk'ün laik Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması beklendi!

Yapılan araştırmalar -laik Türkiye dışında tutulursa- tüm İslam dünyasının bilimin ve teknolojinin gelişmesine katkısının sıfır dolaylarında olduğunu gösteriyor.Koskoca Arap dünyasının bilime ve teknolojiye katkısı,küçük bir İsrail'in sadece yüzde 4'ü kadar..

Bunun suçu elbette ki dinde olamaz!Eğer olsaydı geçmişte de Hristiyan dünyası ilerde İslam dünyası geride olurdu.

* * *

İnanç kavgaları nedeni ile çıkan acımasız kavgaları biz de yaşadık ve yaşıyoruz.1978'de Kahramanmaraş'da yüzden fazla insanımız komşuları tarafından öldürüldü.Arkasından bir Çorum kıyımı meydana geldi..Ve daha birkaç yıl önce Sivas'ta olanları biliyoruz.37 pırıl pırıl insanımız,inançlarından dolayı,düşüncelerinden dolayı,çıra gibi yakıldı!

Dini bir çıkar aracı gibi kullananların baskılarıyla,koyulaşan geriliğin bazı örneklerini ise yukarda gördük..Laikliği Batı'da zorunlu kılan koşulların bizim için de geçerli olduğu açıktır.

Geriye,yanıtlanması gereken bir soru kalıyor:Laikliğin Hristiyanlık ile bağdaşıp,Müslümanlıkla bağdaşmayacağı savları doğru mu?

Hristiyanlık,çok güçlü bir merkezi otoritenin bulunduğu Roma İmparatorluğu toprakları üzerinde doğdu.Roma eşitsizlik,kölelik,sömürgecilik üzerine kuruluydu.Oysa İsa'nın insanların eşitliliğine dayalı bir söylemi vardı.Öyleyse -ezilmekten kurtulmak için- Roma'ya güvence vermek gerekiyordu.

''Sezar'ın hakkı Sezar'a,Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya'' sözü işte bu koşulların ürünüdür.Buna dayanarak,Hristiyanlığın din-devlet ayrımı içerdiğini söylemeye olanak yoktur..Nitekim kendisi güçlenip de Roma zayıflayınca,Hristiyanlığın da tavrı değişmiştir:

''Ruh bedene üstündür.Öyleyse ruhun iktidarı da bedenin iktidarına üstün olmalıdır!''

Ppa'ların kralları,imparatorları ''aforoz'' ettiğini,edebildiğini bilmiyor muyuz?Afaroz edilenlerin karda kışta Papa'nın şatosuna gidip,ayaklarına kapanıp af dilediklerini ve ancak bu sayede tahtlarını koruyabildiklerini unutabilir miyiz?

* * *
Hristiyanlık üç yönetim biçimi yaşadı.

Dinin devlete egemen olduğu,zamanla engizisyon işkencelerinin devreye girdiği yönetim biçimi..Bizans'taki gibi kralın kiliseye -yani devletin dine- egemen olduğu yönetim biçimi..
Ve üçüncü olarak da laiklik.

Bu yönetim biçimini Anadolu'da biz de yaşadık.

Anadolu Selçukluları'nda ve Osmanlı'nın yükselme döneminde devlet dine egemendi.Sadrazam devlet işlerine,Şeyhülislam da din işlerine bakardı.Padişah kızdığında Şeyhülislam'ın kafasını bile vurdururdu.

Osmanlı hiçbir zaman hırsızın kolunu kesmedi,içki içene ağır ceza vermedi,kocasını aldatan kadını taşlatarak öldürtmedi.Hatta faizi yasaklamadı.Bazı fadişahlar ferman çıkararak,o yılın faiz oranlarını bile ilan ettiler..Ünlü Fatih Kanunnamesi'nin hiçbir yerinde şeriat yoktur.Osmanlı'da ''şeriat hukuku'' değil ''örfi hukuk'' egemendi..

Osmanlı'nın duraklaması ve giderek gerilesi ile durum tersine döndü.Dinci güçler devlete egemen olmaya başladılar.Her ileri atılım,''din elden gidiyor'' çığlıkları ile boğuldu.

Ve Atatürk laikliği getirdi.Anadolu yeniden aydınlığa döndü.

* * *
Kuran bir ahlak kitabıdır,hukuk kitabı değil!

Hukuk hükmü içeren ayet sayısı sadece 55'tir.Ve bunlar da aile hukuku ve kısman de borçlar hukuku ile ilgili hükümlerdir.

Hrisyianlığın tersine,İslam dini merkezi otoritenin bulunmadığı,aşiretlerin,kabilelerin yan yana yaşadığı bir ortamda doğdu.Bu nedenle de Hz.Muhammed bir yandan dinini yaymaya çalışırken bir yandan da devleti kurmak zorunda kaldı.Boşluğu doldurdu.

Şeriatı uygulama savında olan devletlere bakın!Hangisinin yönetimi birbirine benziyor?Hangisinin uygulamaları aynı?Var mıdır Kuran'da Suudi Arabistan'daki gibi,insanlara sokakta namaz kıldıran bir ''din polisi''?

Ve var mıdır,laikliği kabul etmemiş bir İslam ülkesinde,demokrasi ve aydınlık?

Fransız müslümanlarının manevi önderi,Arap kökenli Şeyh Abbas'ın,Avrupa'daki müslümanlar konusunda geniş kapsamlı bir araştırma yapan gazeteci-yazar Sıtkı Uluç'a söyledikleri daha çok taze:

''Türklerin Ata'sı dine karşı savaşmadı,cehalete karşı savaştı!''
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Selim Melen (9225) - Ekim 23, 2009, 22:44:57
Son birkaç gündür ülkemizde yaşananları gördükçe dinden de nefret geldi. Teröristler kahramanlar gibi karşılandı. Onlara kızmak gereksiz. Şu 5 vakit namaz kılıp ülkesine devletine kin duyup 80 yıldır yılan gibi çalışıp iktidarı ele geçirenler var ya. onlara kızmak gerek....
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: murat kara (8526) - Kasım 01, 2009, 17:32:45
değerlerimize sahip çıkalım Mustafa Kemale sahip çıkalım
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: kemal cengiz (4977) - Kasım 02, 2009, 22:39:54
  Atatürk'ün Soy  Ağacı

  Cumhuriyetimizin Kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Şeceresi
Sultan Murat Hüdavengidar zamanında başlamak üzere, bütün Türk Devleti padişahlık döneminde, Rumeli'yi Balkanlar'ı ve Avrupa'yı Türkleştirmek için soyunda ve sopunda hiçbir karışım olmayan Türk ailelerinden oluşan özel güçleri buralara göndermişlerdir. Bu göçlerin büyük çoğunluğu Oğuz Türkleri, Müslüman Oğuzların Yörük Türkmen boylarından gönderilen aileler teşkil ermektedir.

SOY AĞACI

Müslüman Oğuzların, Tanrıdağı ve Karagöz Yörüklerinden olup, Konya ve Aydın yöresine yerleşmiş bulunan isimler, teker teker yazılı bulunmaktadır. Buradaki, 950 tarih ve 82 numaralı l yazıcı defteri ile 1051 tarih ve 469 numaralı il yazıcı defterinde Anadolu'dan Rumeli'ye geçen Türk boy ve ailelerinin isimleri açıkça yazılı bulunmaktadır. Bunların Müslüman Oğuz Türk'ü Yörük Türkmen boylarından oluşan ailelerinin kimler olduğunu kayıtlarda belirtmektedir. İşte bu kayıtlarda, Ulu Önder Atatürk'ün atalarının, Anadolu'dan Konya ve Aydın yöresinden geldiği yazılmaktadır. Atatürk'ün dedeleri; Anadolu'dan Rumeli'ye gidip, Yunanistan'da Manastır Vilayeti'nin derbei bala sancağına bağlı bulunan

Kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Alüş Efendi derlerdi.Kocacık Nahiyesinin tamamen Türk'tür. Atatürk kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Efendi'nin torunudur. Hafız Ahmet Efendi'nin saçları kırmızı olduğu için adına ;Kırmızı Hafız Efendi; derlerdi. Ulu Önder Atatürk'ün dedesi kırmızı Hafız Efendi kocacık Nahiyesinde ilkokul eğitmenliği yapmakta idi. Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi de bu kocacık nahiyesinde dünyaya geldi.

Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendiye Alüş Efendi derlerdi. Kocacık nahiyesi tamamen Türk'tü. Burada yerleşenlerin çoğu Aydın ve Konya yöresinden gelen Türklerdir. Hatta bu aileler Yörük Türkmenleridir. Bu Yörük Türkmenlerinin Tanrıdağı ve Karagöz olduğu yukarıda adı geçen il yazıcı defterinde kayıtlı bulunmaktadır. Keza yine belgelerde Aktan ve naldöken Yörüklerinde buralarda bulunduğu yazılmaktadır.

Fetihnamelerde, buralardaki Konya Türklerine hudut gazileri ünvanı verildiği yazılmaktadır. Bu Türklere miri, Yörülen Türkmenlerden denilmekteydi. Ulu Önder Atatürk özbe öz Türk olup, Konya ve aydın yörelerinden gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde

Hanımefendi'nin babası aydından Selanik'e gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde Hanımefendi'nin babası Aydınlıdır.


·Bu bilgiler Başbakanlık Eski Müşaviri Şecaattin Zenginoğlu'nun ;Bilgi Çağındaki Türk Gençliğinin Yükselen Sesi-1999; isimli kitabından

alınmıştır.



ATATÜRK'ÜN KENDİSİNİ TANIMLAMASI:



Benim hayatta yegane fahrim (onurum), servetim, Türklükten başka bir şey değildir.

Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik, Türk olarak dünyaya gelmemdir.

Bir İngiliz'in;siz hangi asil ailedensiniz? sorusuna verdiği yanıt:

Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Teodoz, İtalya Yarımadasına inmek isteyen Türk Atilla'ya barış görüşmesinden önce sormuş: 'Siz hangi asil ailedensiniz?' Atilla'da ona cevap vermiş: 'Ben asil bir milletin evladıyım!' işte benim cevabımda size budur!

Türk, Türk olduğu için asildir... çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız.

Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın buluruz.Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım .Millî mevcudiyetimize düşman olanlarla dost olmayalım.

Böylelerine karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!'

Diyelim Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır... Atatürk kendisini böyle tanımlıyor. Ben bir Türk'üm diyor ve bundan gurur duyuyorum diyor. Kişi, hissettiği milletten olduğuna göre bu sözler üzerine daha denecek bir şey yoktur. M. Kemal, bir Türk'tür ve koca bir Türk'tür, Türk'ün Atası'dır. Türk milletine, unuttuğu milli kimliğini tekrar kazandıran, ümmetten Türk milletine dönmesini sağlayan bir Türk'tür.

Hiç gerek olmadığı halde, konuya tam açıklık getirmek için, ana ve baba soyunu da irdeleyeceğiz. Kimdir, kimlerdendir ona bakacağız


MUSTAFA KEMAL'İN ANNESİ YÖRÜK TÜRKMEN’ DİR

Zübeyde Hanım'ın soyu Yörük'tür. Fatih döneminde Karamanoğlu Beyliği'nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar'da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Konya bölgesinden geldikleri için bunlar, ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır.

Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilir. Zübeyde'nin babası Sofi-zade Seyfullah Ağa, Selanik yakınlarındaki Lankaza'ya göçer ve bir çiftlik sahibi olur. Ve Zübeyde

Hanım 1857'de burada doğar. Annesi, babasının üçüncü eşi Ayşe Hanım'dır

Zübeyde Hanım'ın soyunu birde anlatılanlardan görelim.M. Kemal'in kız kardeşi Makbule

Hanım (1885-1956)Annemden sık sık şunları dinlemişimdir. Bizim esas soyumuz Yörük'tür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişi diyor ve atalarından bazılarının da sonradan

tekrar Konya'ya geri döndüğünü de şöyle açıklıyor: Dedem Feyzullah Efendi'nin büyük amcası Konya'ya gitmiş, Mevlevi dergahına girmiş, orada kalmış. Yörüklüğü tutmuş

olacak.Makbule Hanım Yörüklük için şunları söylüyor Annem her zaman Yörük olmakla

iftihar ederdi. Bir gün Atatürk'e Yörük nedir?diye sordum. Ağabeyim de bana 'Yürüyen Türkler' dedi.Yörük ile Türkmen eş anlamlıdır. Atatürk, soyunu açıklarken bunu da vurgular:

Benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenler'dendir.Zübeyde Hanım'ın babasını, kocası Ali Rıza Efendi'yi ve Ali Rıza'nın babası Kızıl Hafız Ahmet Bey'i de tanıyan Selanik doğumlu Aydın Milletvekili Hasan Tahsin San (1865-1951)şu bilgileri verir: Atatürk'ün validesi, Zübeyde Hanım, Sofu-zade ailesinden Fethullah Ağa'nın kızıdır. Selanik'te doğmuştur. Bu aile bundan 130 sene evvel (1800'lü yılların başı oluyor.)

Sarıgöl'den Selanik'e gelmişlerdir. Vodina sancağının batısında Sarıgöl nahiyesinde onaltı köyden ibaret olan bu nahiye ailesi, Makedonya ve Teselya'nın fethinden sonra Konya civarı ahalisinden Osmanlı hükümetinin sevk ve iskan ettirdiği Türkmenlerdendir. Son zamanlara

kadar beş asır müddet içinde hayat tarzlarını, kılık-kıyafetlerini değiştirmemişlerdi.

Bir yabancı yazar da Atatürk'ün annesi hakkında edindiği bilgileri şöyle aktarıyor:Mustafa'nın babası Ali Rıza Efendi, anası da Zübeyde Hanım'dı. Zübeyde Hanım... sarışındı; düzgün, beyaz bir teni, derin ama berrak, açık mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik'in batısında

Arnavutluk'a doğru, sert ve çıplak dağların geniş, donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden

geliyordu. Burası, Türklerin Makedonya'yı ve Teselya'yı almalarından sonra Anadolu'nun

göbeğinden gelen köylülerin yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım, damarlarında ilk

göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve hala Toros Dağlarında özgür yaşamlarını sürdüren sarışın Yörükler'in kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı. Mustafa da annesine çekmişti; saçları onun gibi sarı, gözleri onun gibi maviydi.Zübeyde Hanım'ın kendi ifadesi; oğlunun, kızının, kendisini tanıyanların ve de konu üzerinde çalışanların ortak ifadesi; Zübeyde

Hanım'ın Yörük-Türkmen olduğudur. Yani Zübeyde Türk'tür.

Kaynak: (1)Bilgiler Başbakanlık Eski Müşaviri Şecaattin Zenginoğlu'nun ;Bilgi Çağındaki Türk Gençliğinin Yükselen Sesi-1999; isimli kitabından;
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Kasım 02, 2009, 23:01:31
Kızcağız diyorki; ATATÜRK savaşı laik cumhuriyet için yapmadı. Kurtuluş savaşına kısmen liderlik etmiş olması, sarayı ve saltanatı kurtaracağı içindi. Halk eğer laik bir cumhuriyet kurulacağını bilseydi kimse onun arkasından savaşmazdı....................................................
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 03, 2009, 08:04:57
  Kurtuluş Savaşına kısmen liderlik mi, Saltanat mı, Osmanlı'da Halk mı? Pardon, farklı ülkelerden bahsediliyor galiba.
 Benim bildiğim Anadolu ve Trakya'daki halkın düşman işgaline karşı yaptığı İstiklal ve Bağımsızlık savaşı Kurtuluş Savaşı idi ve onun yegane lideri de Mustafa Kemal ATATÜRK idi.
 Osmanlı ecdadının kurduğu İmparatorluğu karış karış satan, arkada cahil, ilimsiz, fakir kalmış halkı gözünü kırpmadan feda eden Saltanat ve onun yardakçıları idi.
 Tüm dünya o döenmde çoktan Millet kavramını benimsemiş ve tüm politikaları o yönde giderken ''Ne mutlu Türküm'' ile millet ve bağlı olduğu soy kavramını toplumuna aşılamak çok ilginç ve manidar şekilde hor görülmeye çalışılmıştır. Demek hala bazı isimlerden korkan güya medeniyetler mevcut.
 En başta İslamiyet Laik bir dindir ve devletin Laik olması kadar da doğal birşey olamaz. Onun yerine asıl konu insanların, yöneticilerin reklam yaparak, bağıra bağıra ben müslümanım derken İslamiyetin asıl gerçeklerini her nedense (kamu malını yememe, zor kullanmama, adil olma, barışa yönelik iş yapma...) göz ardı etmeleri ya da bi haber olmaları ne ilginçtir. !!!

 Osmanlı'da halk bırakın Laikliği, Cumhuriyeti, Müslüman Halk İslamiyeti bile bilmiyordu çünkü okuma yazması bile yoktu. Bakınız; I. Dünya Savaşı: Müslüman arapların, Müslüman Türklere karşı savaşması. !!!
 Osmanlıyı ise ilk 300 senesi ile son 300 senesini ayrı olarak inceleyerek bir yerlere gelinebilir.
 Bu konularda ise herkes öncelikle fikri hür, vicdanı hür bir şekilde, NUTUK ve ardından Şu Çılgın Türkleri en az bir kez tamamlamalıdır.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: kemal cengiz (4977) - Kasım 03, 2009, 11:08:56
ATATÜRK’ÜN OTUZ ÖZELLİĞİ

1.”ATA” LAFINI SEVMEZDI
“Atatürk” hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak
almıştı.Kendisine” Ata” diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDIGI YEMEK
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en
sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi
ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BASUCU KITABI “CALIKUSU” YDU.
Binlerce kitabi vardı.Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca
hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin’in unlu
Çalıkuşu” romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar,
birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. “Fox” adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki
bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin
Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6.TAM BIR SALON ADAMI
En sevdiği dans valsti. Muzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına onculuk edebilmek
için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi.Lacivert takım giymeyi
sevmezdi.

9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46′ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı
giyerdi.

10.RUMELI SIVESI
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle
telaffuz ederdi.

11.HAZIN BIR HIKAYE
Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanım`in mezarının
nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak
geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği
halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa
çıkmaları yasaklanınca, Monsenyor Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı
eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanın üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi.Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DUZEN TAKINTISI VARDI
Evinde ,çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları
düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOSGORULU LIDER
Koylunun birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış,”Alin bunu kendi içsin” diyerek Atatürk`e
küfretmişti.Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra “Onu
mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin” dedi.

17.SIGARA PAZARLIGI
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç
paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk “sekiz” demişti. Doktor bunu günde bir
pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:”Ben
zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım”.

18.”BU NASIL HALKCILIK?”
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti.Kondüktörün milletvekillerinden
bilet parası almamasına şaşırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, “Ne de güzel halkçılık ama” demişti.

19.”LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!”
İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini
kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: “Adam olmak
demektir hocam,adam olmak!”

20.KURBANLARI BAGISLARDI
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle
durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DILE MERAKI
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca’yı sonraki yıllarda geliştirdi.
Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya
Fransızca sözcükler de eklerdi.

22.FASULYESINE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı.Oyun sonunda
kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GORMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düşmanla göğüs göğse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği
savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor
olmasına şaşırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: “T.C`de bir
tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar”.

25.BIR RICASI BAS ACTIRDI
Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, “Hafız Hanim
benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın?” diye sormuştu. Kadın bas
örtüsünü açarak , Atatürk`un önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BILARDO VE YUZME
Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.

27.EN BASARILI DERS.
Eğitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayati boyunca surdu.

28.YAGCILARA GECIT YOK
Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasıda kendisine gereksiz şekilde iltifat
eden Abdulhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rustu
Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana
hediye etmişti.

30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakıcının ilgilendiği
güvercinliği vardı.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 03, 2009, 17:22:38
  :alkis:
  Atatürk'ümüzü gerçekten tanımak ve tanıtmak lazım.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Kasım 03, 2009, 23:27:45
Neyzen Tevfik'i bu güzel dizeleriyle bir kez daha anıyoruz...

Ne ararsın tanrı ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa neden türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne,
Yoksa sana bir zararım, içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem, sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkünmüdür ibadet.
Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilmezdin şerefsiz…
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: ZEYNAL SARIKAYA (8970) - Kasım 03, 2009, 23:40:55
Atatürk'ten muhteşem bir ders !!!
 
Konu azınlıklar. İnönü bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor. Atatürk'ün huzuruna çıkıyor. Bu muhteşem anekdotu okuyun deriz!
 Bugünlerde "özür diliyoruz" kampanyası ile Türkiye yine bir "azınlık" sendromu yaşamaya başladı. İşte bu dönemde Atatürk ile İnönü arasında yaşanan bir olay ders niteliğinde.
 
Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş:
 
ATATÜRK - Hayırdır İsmet... Habersiz geldin.
İsmet İnönü - Paşam, azınlıklar meselesi.... Konuyu Meclis'e getireceğiz.. . Ne diyorsunuz?
ATATÜRK - İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.
 
İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış:
ATATÜRK - Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal.
 
İsmet İnönü sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş:
İsmet İnönü - Ne oldu böyle?
Görevli- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük..
 
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:
İsmet İnönü - Paşam, bahçenin durumu nedir?
ATATÜRK - Azınlıkları söküp attım İsmet.
 
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş:
 
ATATÜRK: - İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü boş yere söylemedim.... .
Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.
 
 
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Selim Melen (9225) - Kasım 05, 2009, 14:06:12
Dağhan,
Çok güzel metinler ve fotoğraflar koymuşsun buraya.
Çok teşekkürler..
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Kasım 06, 2009, 00:08:31
Alıntıdır... Atatürk'ün yaşadığı olaylara tepkisi ve bir minik anı...

— Her gün geçtiği yolunun üzerindeki iğde ağacının kesildiğini görünce ağlayan,
— Çok sevdiği köpeği Foks öldüğünde matemini tutan,
— Yalova’da köşke zarar veren ağacın dalı kesilmesin diye köşkü kızaklarla kaydırtan,
— Savaş sonrası Çankaya’da ücretle çalıştırılan ve ayrılışlarında çantalarında Gazi markalı sigara çıktığı için görevli personel tarafından dövüldüklerini gördüğü Yunan esirlerinden  özür dileyerek sigara ve para ile onları uğurlayan,
— İçki içmeyen ve beş vakit namaz kılan Mareşal Fevzi Çakmak yemekte olacağı zaman masaya içki koydurmayıp limonata ile yetinen,   
— Ramazanlarda Hafız Yaşar Okuyan’a, gündüzleri Hacı Bayram Veli ve Zincirlikuyu camilerinde şehitlerimizin ruhu için hatim okutan, akşamları da huzurunda okuttuğu sureleri derin bir hazla dinleyen,
— Ankaralı lar tarafından kendisine hediye edilmek istenen Çankaya’daki evin tapu tescilini, 1.İnönü savaşını kazanan orduya bağışlanmak üzere M.S.B’ye yaptıran
— Yurt gezilerinde, Kara Fatma, Satı Kadın gibi Kurtuluş Savaşı’nın kahraman Türk kadınlarını buldurup ellerini öpen,
vefalı, şefkatli, merhametli, inançlı, saygılı, dürüst, yüreği sevgi dolu bir insan olan Atatürk.
Her şeyimizi borçlu olduğumuz böyle bir Önder nasıl sevilmez ?
Onun; parasal yardım yaparken dahi, ne kadar zarif bir tutum sergilediğini Yaveri Muzaffer Kılıç’ın aşağıdaki anısı ne güzel anlatıyor.(1)
“Bir gün Atatürk’le beraber Abidinpaşa’dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus’a geçiyorduk.
O zamanlar Samanpazarı’nda bulunan üç beş dükkan dan birisi Ali Efendi isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankara’da böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu halı Atatürk’ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.
Beraberce dükkana yürüdük. Kitapçı Ata’yı görünce, ”Buyurun Paşam” diyerek heyecanla bir Emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı  çok güzel bulduklarını ifade ettiler. Kitapçı;
-Paşam, bu halı bir müşterimin.Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok dedi.
Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı ezile büzüle;
-Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler, müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim dedi.
Bu sefer Atatürk daha çok merak edip;
-Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek isteriz dediler.
Kitapçı;
-Paşam 40 lira istemişlerdi
deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak;
-Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam dedi.
Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak Meclis’te görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, Akıllı, sevimli, hoş sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.
Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40 lira bırakmamı emretti.
Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.
Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi’nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;
-Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama, kapısını kimseye kapamıyor
diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;
-Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi’nin evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz.
Dediler. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık.
Aynı akşam Abdülhalim Efendi’nin evine gittik. Kendisi bizi avlu kapısında karşıladı.
Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu. Mütevazı evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.
Abdülhalim Efendi;
-Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım. Dedi.
Atatürk de;
-Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz.
Diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.
Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi kapıya kadar uğurlayarak;
-Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı…..
derken  Atatürk sözünü keserek mütebessim,
-Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz.
Diyerek veda edip ayrıldılar.
Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi’ye, kitapçıya bile belli etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı.”   
Bu ibret verici anı; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin, en az bu nitelikleri kadar
Büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra Onun, gerçek dindar ve üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebi’ye saygısını göstermek bakımından da ayrı bir önem taşıyor.
Ayrıca; Herkese açık sofrasını sürdürebilmek için halısını satan bir tarikat ehlinin, dini siyasete  alet ederek para, mevki ve güce ulaşan, yurt içinde ve dışında saf  ve eğitimsiz vatandaşları sömürerek trilyonluk mal varlıklarının sahibi olup sefa süren günümüz din ve tarikat bezirganlarından farklılığını da ortaya koyuyor.
Tabi anlayana ve anlamaktan yana nasibi olanlara !
Reşit ÇAĞIN   
E.Dz.Kur.Alb.
 
(1)Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar
-Prof.Yurdakul Yurdakul
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ali Rıza TEKSAN (5860) - Kasım 06, 2009, 00:57:58
Büyük Taarruz'un son günlerinde Hacıanesti'nin yerine Yunan ordusunun başkumandanı olan ve başkumandan olduğunu Atatürk'ün önünde esir iken bizzat Atatürk'ten öğrenen General Trikopis, Yunanistan'a döndükten sonra ölene kadar her yıl 10 Kasım'da Atina'daki Türk Büyükelçiliği'ne gelerek Atatürk'ün resminin önünde saygı duruşunda bulunmuştur.

YÜCE ATATÜRK'ün kıymeti işte buradadır. Düşmanları bile onun dehasının önünde eğilmektedir.


 
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: dursun kelkit (9353) - Kasım 06, 2009, 01:13:13
 :alkis:
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ali Rıza TEKSAN (5860) - Kasım 06, 2009, 11:59:58
"Alın götürün bunu Atatürk'e, kendisi içsin" deyip, Atatürk'e bir de küfretmişti çiftçinin biri... Gazete kağdının içine sardığı tütünü yakıp içmeye çalışırken ağzı yanmıştı...

Çiftçiyi mahkemeye verdi yetkililer... Olay Atatürk'ün kulağına gidince, ilgililere:"Adamı mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin." demiştir....

_____________________________________________________________________________________

Daha bugün bir haber okudum... Başbakana beddua eden bir vatandaşı mahkemeye vermişler... Sebebi ise vatandaşın
evinde tüpü bitmiş, parasızmış, yıkanmak için arkadaşlarının evine gitmek zorunda kalıyormuş... ???
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 09, 2009, 08:02:12
  Açıkçası şaşırdım desem yalan olur Ali.
 Bence büyük liderler ile diğerleri arasındaki farkı gösteriyor verdiğin örnek. Atatürk'ü çekemeyenler zaten bu yüzden çekemiyor değil mi? !!!
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Kasım 10, 2009, 00:06:49
MERHABA,

Merhaba demek ne demek? Hiç düşündünüz mü? yada bilen var mi içinizde? 'merhaba' ne anlama geliyor diye?.

Çok ilginç bir o kadar da hoş ve sıcak bir anlamı  varmış meğer...

'Merhaba' aslında Farsça kökenli olup  ''benden size zarar gelmez'' anlamına geliyormuş. Çok hoş değil mi?

Bunu öğrendikten sonra karşımdaki insana merhaba demek daha bir anlamlı oldu benim için, bu mesajı okuyan herkese benden;

'Merhaba'

NOT: Atatürk Türk Ordusuna Merhabayı sokan bir lider.

Bilindiği gibi Osmanlı ordusunda İçtimalarda Komutanlar Askeri ''Selamün aleyküm asker '' diye selamlar, askerde ''esselâmün aleyküm '' diye cevap verirdi. 

Atatürk üsteğmen. Selanik'te Alay komutanı rahatsızlanıyor istirahat verilip gönderiliyor. Alayda bir çok kıdemli subay olmasına rağmen Alay komutanı vekilliği geçici olarak Atatürk'e veriliyor. Atatürk ilk içtima sabahı atının üstünde alayın önüne geliyor ve birden aklına Selamün aleyküm yerine '' MERHABA ASKER '' demek geliyor. Asker  önce ne cevap vereceğini bilemiyor bir an alay efradında duraksama yaşanıyor.

Atatürk ikinci kez ve daha gür ve sert bir şekilde

MERHABA ASKER'i tekrarlıyor. Asker de o an kendiliğinden ''SAGOL''  ile cevap veriyor.

Atatürk can dostu Nuri CONKER İLE iSTANBUL FLORYADA sohbet yaparken ''Nuri biliyor musun Merhaba Askeri bu orduya ben soktum '' diyerek yukardaki olayı anlatmıştır.

Alıntıdır...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Kasım 10, 2009, 00:09:41
TEK ADAM

4 Şubat 1919 tarihinde, Alemdar gazetesinin yazarlarından Refii Cevat (Ulunay), Mustafa Kemal Paşa ile Şişli’deki evinde bir görüşme yapar.

Refii Cevat, bu görüşmeyi şöyle aktarır:

Sorularımı bitirip veda etmek üzere ayağa kalktığımda dedi ki:

-"Biraz daha oturunuz lütfen."

Oturdum. Şöyle bir konuşma geçti aramızda:

-"Soracağınız sorular bitti mi?"

-"Bitti Paşam."

-"Bu vatan içine düştüğü bu felaketten nasıl kurtarılır, istiklaline nasıl kavuşturulur? diye bir soru sormanızı beklerdim."

- "Af buyurunuz Paşa hazretleri, bugün içinde bulunduğumuz bu şartlardan bu vatanın kurtulmasını en uzak ihtimalle dahi mümkün görmediğim için böyle bir soru sormadım."

- "Siz gene de böyle bir soru sormuş olunuz, ben de cevabımı vereyim, fakat yazmamak şartıyla."

- "Zatıalinizi dinliyorum Paşa hazretleri."

-"Bakınız Cevat Beyefendi, sizin imkânsız gördüğünüz kurtuluş yolları vardır. Bugün herhangi bir teşkilatçı Anadolu’ya geçer de milleti silahlı bir direnişe hazırlarsa bu yurt kurtarılabilir. Heyecanlanmıştım. Birinci Dünya Savaşı süresince gücümüzü öylesine tüketmiştik ki elimizde hiçbir şey kalmamıştı. Harplerden sağ kalanların ise ayakta duracak hâlleri yoktu."

-"Nasıl olur Paşa’m?" diye yerimden fırladım. Paşa sakindi:

-"Aklınızdan geçenleri tahmin ediyorum, dedi; doğrudur. Görünüş tamamen aleyhimizde. Ama düşmanlarımız olan bu büyük devletlerin bir de iç yüzleri var."

-"Nasıl Paşam?"

-"Anlatayım. Siz sanıyor musunuz ki savaşı kazanmakla müttefikler aralarındaki bütün sorunları çözmüşlerdir. Aralarındaki asıl rekabet şimdi başlayacaktır. Asırlarca birbirleriyle boğuşan Fransızlarla İngilizleri ortak düşman tehlikesi birleştirdi. Şimdi o eski rekabet, bıraktıkları yerden tekrar başlayacaktır. İtalya’nın da başı dertte. Onlar da her an bir iç karışıklık yaşayabilirler. Sonuçta, Anadolu’da başlayacak bir millî direnişle hiçbiri mücadele edecek durumda değildir. Böyle bir mücadelenin tam sırasıdır."

-"Paşam, millî direniş... Güzel, ama neyle? Hangi askerle, hangi silahla,hangi parayla? Malesef Paşa’m, kupkuru bir çölden farksız oldu bu güzel vatanımız."

-"Öyle görünür Refii Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir hayat çıkarmak lazımdır. Çöl sanılan bu âlemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse vatan da millet de kurtulur."

Mustafa Kemal’e veda ettim; matbaaya geldim. Ne kafam almıştı ne mantığım. Daha doğrusu anlattıkları bana deli saçması gibi gelmişti. Matbaada arkadaşlar anlat diyorlardı; neler söyledi?

Anlattım:

Şu sıralar Anadolu’ya geçilir, orada teşkilat kurulur, vatan bağımsızlığına kavuşur, millet de özgürlüğüne kavuşurmuş, anladınız mı arkadaşlar?

Bu deli değil, zırdeliymiş. O günlerde, o şartlar içinde İstiklal Mücadelesi’ne atılıp Türkiye’yi kurtarmaktan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü. O günlerde böyle düşünen tek adam oydu; tek adam!

Kaynak: Atatürk’ün İstanbul’daki Hayatı, Sadi Borak, Kuleli Dergisi, 1996/1, Sayfa: 1-2
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ali Rıza TEKSAN (5860) - Kasım 10, 2009, 11:52:58
Bizi yönetenleri gördükçe (daha doğrusu seçtiklerimizi gördükçe) Atatürk'ün ufkunu ve büyüklüğünü her geçen gün daha iyi anlıyorum...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: kemal cengiz (4977) - Kasım 10, 2009, 13:55:08
ATATÜRK’TEN SON MEKTUP

Siz beni hala anlayamadınız
Ve anlamayacaksınız çağlarca da...
Hep tutturmuş “Yıl 1919 Mayıs’ın 19” u diyorsunuz
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz.
Mustafa Kemal’i anlamak bu değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil

Bırakın o altın yaprağı artık,
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler:
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin;
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin?
Mustafa Kemal’i anlamak yerinde saymak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil,

Bana muştular getirin bir daha
Uygur uluslara eşit yeni buluşlardan,
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı?
Mustafa Kemal anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Hala o acıklı ağıtlar dudaklarımızda,
Hala oturmuş on kasım’larda bana ağlıyorsunuz.
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın!
Uluslar fethine çıkıyor uzak dünyaların,
Mustafa Kemal’i anlamak göz boyamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız;
Lâboratuarlarda sabahlayın, kahvelerde değil,
Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar,
Ancak böylece aydınlanır o sonsuz karanlıklar.
Mustafa Kemal’i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü,
Görüyorum ki hala aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek dururken,
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen?
Mustafa Kemal’i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla;
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan sizden çalışmak ister,
Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter yeter!
Mustafa Kemal’i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Halim Yağcıoğlu
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: bekir öztürk (7416) - Kasım 10, 2009, 15:25:57
Çok değerli paylaşımlar için başta Dağhan Baştuğ ve tüm arkadaşlara  çok teşekkür  ediyorum
:alkis: :alkis: :alkis:
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: atakan gürbüz (8291) - Kasım 10, 2009, 16:07:50
Daha önce paylaşılmamış heralde
Gerçek Lider
Almanya Basını

Berlin, Alman Ajansı
Almanya, Atatürk'ün eserine ve mücadelesine hayrandır.Onda tarihi eseri özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir.


Alman Volkischer Beobachter Gazetesi
Atatürk Türkiye'yi tek düşman kalmaksızın bırakmıştır. Bu zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır.


Alman Illustrierte Dergisi
Kendisinin tarihi büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye'ye bakılarak bu günden ölçülebilir. Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir ruh aşılamıştır.



Amerika Birleşik Devletleri Basını

Chicago Tribune Gazetesi
Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti.



İran Basını

Tahran Gazetesi
Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır.

Atatürk gibi dehalar sadece görünüşte ölürler. Oysa, gerçekleştirdikleri eserlerle daima hayattadırlar.


İran Gazetesi
Atatürk yalnız kahraman milletinin büyük bir Şef'i olmakla kalmamıştır. O, aynı zamanda insanlığın da en büyük evladı olmuştur.



Japonya Basını

Japan Times Gazetesi
Şaşırtıcı ve çekici bir kişi. Asker olarak büyük, fakat devlet adamı olarak daha büyük.



Mısır Basını

El-Mısri Gazetesi
Atatürk'ün yaptıkları insanoğlunun kolay kolay yapabileceği şeylerden değildir. O; büsbütün başka bir insandı.


Egyptian Gazetesi
Çağının, belki de tüm tarihin en olağanüstü kişilerinden biri.



Suriye Basını

Elifba Gazetesi
Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak devlet gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimesinin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi...


El Tekaddum Gazetesi
Atatürk'ün başardığı işler mucize ve harika kabilindedir. Birkaç yıl içinde memleketinde yaptığı inkilaplar, birkaç yüzyılda gerçekleştirilmeyecek işlerdir.



Yunanistan Basını

Elenikon Mellon Gazetesi
Atatürk, ölümünden önce herkes tarafından saygı gösterilen, değer verilen güçlü, dinç, ve çalışkan bir Türkiye yaratma ülküsünü tamamiyle başardı.


Messager D'Athenes Gazetesi
Çok, pek çok devrimciler görüldü. Fakat hiçbiri Atatürk'ün cesaret ettiği ve muvaffak olduğu şeyi yapmadı.

 
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Kasım 10, 2009, 22:18:35
MERHABA,

Merhaba demek ne demek? Hiç düşündünüz mü? yada bilen var mi içinizde? 'merhaba' ne anlama geliyor diye?.

Çok ilginç bir o kadar da hoş ve sıcak bir anlamı  varmış meğer...

'Merhaba' aslında Farsça kökenli olup  ''benden size zarar gelmez'' anlamına geliyormuş. Çok hoş değil mi?

Bunu öğrendikten sonra karşımdaki insana merhaba demek daha bir anlamlı oldu benim için, bu mesajı okuyan herkese benden;

'Merhaba'

NOT: Atatürk Türk Ordusuna Merhabayı sokan bir lider.

Bilindiği gibi Osmanlı ordusunda İçtimalarda Komutanlar Askeri ''Selamün aleyküm asker '' diye selamlar, askerde ''esselâmün aleyküm '' diye cevap verirdi. 

Atatürk üsteğmen. Selanik'te Alay komutanı rahatsızlanıyor istirahat verilip gönderiliyor. Alayda bir çok kıdemli subay olmasına rağmen Alay komutanı vekilliği geçici olarak Atatürk'e veriliyor. Atatürk ilk içtima sabahı atının üstünde alayın önüne geliyor ve birden aklına Selamün aleyküm yerine '' MERHABA ASKER '' demek geliyor. Asker  önce ne cevap vereceğini bilemiyor bir an alay efradında duraksama yaşanıyor.

Atatürk ikinci kez ve daha gür ve sert bir şekilde

MERHABA ASKER'i tekrarlıyor. Asker de o an kendiliğinden ''SAGOL''  ile cevap veriyor.

Atatürk can dostu Nuri CONKER İLE iSTANBUL FLORYADA sohbet yaparken ''Nuri biliyor musun Merhaba Askeri bu orduya ben soktum '' diyerek yukardaki olayı anlatmıştır.

Alıntıdır...

Baya büyük bir iş başarmış yahu hayret ettim. islamiyetin doğuşundan beridir müslümanlar arasında gelenek haline gelen Selamın Aleyküm " ALLAH'ın selamı üzerinize olsun" lafzını 1400 küsur sene sonra kaldırıp farsça kökenli bir kelimenin yerine koymak gerçekten büyük bir iştir. Aslına bakaçak olursanız gerçekten çok akıllı ve zeki bir liderdi. Zira ondan başkası bukadar inkilabı yapamazdı. Düşünsenize bir sabah kalkıyorsunuz ve ülkenizin yazma dili değişmiş. Bir gecede birsürü yazma bilmeyen insan türetmek. Yazı kültürünü kaldırıp yerine daha kolay olan latinceyi getirmek... Düşünüyorumda gerçekten ULU önder Atatürk diye boşuna söylemiyorlar. Dediğim gibi bütün bunları onun gibi bir liderden başkası başaramazdı...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: atakan gürbüz (8291) - Kasım 10, 2009, 22:51:41
vede bunları çok kısa bir süre öğretmek benimsetmek kim yapabilir bunu
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Kasım 11, 2009, 02:40:32
Baya büyük bir iş başarmış yahu hayret ettim. islamiyetin doğuşundan beridir müslümanlar arasında gelenek haline gelen Selamın Aleyküm " ALLAH'ın selamı üzerinize olsun" lafzını 1400 küsur sene sonra kaldırıp farsça kökenli bir kelimenin yerine koymak gerçekten büyük bir iştir. Aslına bakaçak olursanız gerçekten çok akıllı ve zeki bir liderdi. Zira ondan başkası bukadar inkilabı yapamazdı. Düşünsenize bir sabah kalkıyorsunuz ve ülkenizin yazma dili değişmiş. Bir gecede birsürü yazma bilmeyen insan türetmek. Yazı kültürünü kaldırıp yerine daha kolay olan latinceyi getirmek... Düşünüyorumda gerçekten ULU önder Atatürk diye boşuna söylemiyorlar. Dediğim gibi bütün bunları onun gibi bir liderden başkası başaramazdı...
+1 Evet gerçekten büyük iş başardı! Dilin zorluğundan dolayı ülkede %3 kadar olan okuma düzeyi bu sayede kısa bir zamanda yükseklere çıktı! Kuran Türkçeye tercüme edildi ve insanlara bahşedilen dünyadaki en kutsal dini, başkası aracılığıyla öğrenmesini engelledi! Nasıl ki okuma-yazma bilmeyen birine burada şu yazıyor demek başka, yazanı kitap olarak tercüme etmek başka (Bir yanlış tercüme olsa kıyamet kopar da ondan!)...

Dilden çok şey gittiği bir gerçek ancak öz dilimize döndüğümüz de başka bir gerçek. Sadeleşti dilimiz. Hani şu meşhur İngilizcede 24 sözcükle anlatılabilen 'Yoksa siz Çekoslavakyalaştıramadıklarımızdan mısınız?' lafı gibi... Daha da güzel bir hal aldı Atatürk'ten sonra da! Eski Türk filmlerinde harika bir Türkçe konuşma dili kullanılır. Bakmayın, özel kanallarla sonradan bu kadar yabancı sözcük girdi dilimize! Türkçe de çok güzel bir şekilde Latin alfabesine uyarlandı. Yabancı bir dil öğrenmek bu şekilde daha kolaylaştı.

'Merhaba' olayına gelelim, askerin dini ve siyasal düşüncesi olmaz, olmamalı bilirsiniz. Bunu da gerçekten çok güzel bir şekilde yoluna koymuş görebiliyoruz... Yoksa bugün kimi namaz kılmak isterdi askerlerin, kimi kiliseye gitmek! İleri görüşlü olmak başka bir şey gerçekten...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 11, 2009, 08:15:45
  :) Değişik fikirlerin ve bakış açılarının olması güzel. Ancak bence birde gerçekler vardır.

 Bildiğim kadarı ile Selamün Aleyküm Müslümanlığın şartlarından birisi değil. :) Ayrıca yine bildiğim kadarı ile anlamı Selam Millet, Selam üzerinize olsun gibi anlamı vardır. Asıl kaynağı ise muhtemelen Yahudilerdeki Salom Alekum dür.
 Merhaba ise; Benden sana zarar gelmez, Rahat ol anlamlarındaki sözcüktür. Bu yüzden karşılığında as rütbeli askerler Sağol der.

 Din, kul ile inandığı arasındadır. Bunu reklam yapmaya çalışmak bir eksiklik, itikatte zayıflık belirtisidir. Kendine, iradesine güvenenin böyle şeylere ihtiyacı yoktur. İslamiyette de sadece kul ve elçi vardır. Elçi'nin görevi sadece ve sadece haber vermektir (bakınız: Kuran-ı Kerim). Bu yüzden kendi dünyasında fikirler üretip bunu din diye insanlara çeşitli şekillerde (ekonomi, politika, siyaset vs.) empoze etmenin, baskılamanın dinde yeri yoktur. En azından bizim dinimiz İslamiyette (pek tabiki başka dinlerden arkadaşlarımızda yanımızda, içimizde burada var olabilir). Büyük Önder Atatürk'de gelenekleri değil, İslamiyetin getirdiği gerçekleri vurgulamış ve bunların anlaşılıp sindirilmesini istemiştir. Gelenek ile kültürü, gelenek ile dini karıştırmamak gerekir. Din, akıl dinidir ve bunu da en güzel vurgulayanlardan birisi Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK olmuştur. Sadece biraz hür irade ile, temiz kalp ile ve gönül gözü ile bakmak, bunları görmemiz için yeterli olacaktır.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Kasım 11, 2009, 15:33:06
Fikirlerinize saygı duyuyorum :) Fakat islamiyeti tartışmak, din şudur budur dinde şöyle olur böyle olmaz gibi birtakım aydın!!! kişilerin evrensel fikirlerini !!! beyan etmek olmaz. O açıdan lütfen köşemiz ATATÜRK köşesi olarak kalsın. Bunu sizden altını çizerek istirham ediyorum. Yani Dinimiz hakkında yorum getirmek bizim haddimize değil. Bu konuda dini alimler var.

@Dağhan :Askerin dini ve siyasi düşüncesi olur. Hemde bal gibi olur. Eğer olmazsa düşmandan kaçan bir amerika ordusu gibi bi ordunuz olur. Hemde amerika ordusu dünyanın en milliyetçi ordusu iken. Fakat eskisi gibi Orduya salt Türk ordusu değil, Peygamber Ocağı olarak bakarsanız, bir çanakkale destanı daha yazabilirsiniz. Zira en büyük katılım Çanakkale savaşında olmuştu ve katılanlar Türk ordusuna katılıyorum diye değil, peygamber ocağına gidiyorum diye gitmişlerdi. Bu arada ben özbe öz yedi kuşak Türk'üm. Selanikliyim :)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Kasım 11, 2009, 15:39:09
   Bildiğim kadarı ile Selamün Aleyküm Müslümanlığın şartlarından birisi değil. :)

Evet hakan abi şart değil fakat en baştaki mesajımda belirttiğim gibi müslümanlar arasında bir gelenektir. Aslına bakacak olursanız Hz. İbrahim'den bugüne süren bir kelime bütünüdür. Hz. İbrahim ve ondan sonra "Allah'ın selamı üzerinize olsun" cümlesi birebir arapça olarak söylenirdi. Şimdi tam bilemiyorum. Fakat bir süreden sonra Selamın Aleyküm şeklini almış, kelime kökeninin anlamı farklı dahi olsa "Allah'ın selamı üzerinize olsun" anlamını yitirmemiştir. :)

Saygılar...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Kasım 11, 2009, 16:00:04
Hadi birtane de benden :)
--------------------------------------------------------------------------------

1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ Atatürk" hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir
konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak
almıştı.Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDİĞİ YEMEK
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı
boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya
düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih
ederdi.

3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU
Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı
boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri
Güntekin'in ünlü "Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast
gele bir yerinden acar, birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o
dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş
bir tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile
emretmişti.

6.TAM BİR SALON ADAMI
En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik
Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de
özel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük
edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACİIVERTE YER YOKTU
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım
giymeyi sevmezdi.

9.ÖLÇÜLERİ
Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu
hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara
siyah rugan ayakkabı giyerdi.

10.RUMELİ ŞİVESİ
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli
şivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZİN BİR HİKAYE
Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in
evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye
Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU
Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı
olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok
sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını
düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSEKıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle
sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi
Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DÜZEN TAKINTISI VARDI
Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran
eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER
Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış, "Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti.
Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu
mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17.SİGARA PAZARLIĞI
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde
kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor
bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek
cevap vermişti: "Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu
sizin izninizle yapacağım".  Burası çok hoşuma gitti :rofl:

18."BU NASIL HALKÇILIK?"
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"
İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini
kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam
olmak demektir hocam, adam olmak!"

20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara
bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DİLE MERAKI
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda
geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya
Fransızca sözcükler de eklerdi.

22.FASULYESİNE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun
sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç
özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının
duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esprili bir dille
anlatmıştı: "T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da
Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25.BİR RİCASI BAŞ TACIDIR
Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına
rastlamış, "Hafız Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acar
mısın?" diye sormuştu. Kadın bas örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde
eğildi ve ellerini öptü.

26.BİLARDO VE YÜZME
Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.

27.EN BAŞARILI DERS
Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif
bilimlere ilgisi hayatı boyunca sürdü.

28.YAGCILARA GECIT YOK
Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde
iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik
Rüştü Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı
elbiseleri bakana hediye etmişti.

30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK
Kuşları çok severdi. Çankaya Köşkü`nde özel bir bakıcının ilgilendiği
güvercinliği vardı.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 11, 2009, 18:23:34
  Demek ki, söylenen selamlaşma kelimesi aslolan değil niyettir. Bunu her dilde söyleyebiliriz.
 Her gördüğümüz ve duyduğumuz arapçayı da Kuran dili sanmayalım lütfen. !
 Kusura bakma Ümit, öncelikle sana ve düşündüklerine saygı duyuyorum ancak din ona inanan herkesindir. Din alimi elbetkide vardır (din adamı değil). Ancak yukarıda aktardıklarım Kuran-ı Kerim'de var olan şeylerdir. Bunu konuşmaktan da (kesinlikle saygı ve gerçekleri yitirmeden) sakınca yoktur. Zaten zamanında bunlar bilinmediği, konuşlmadığı, araştırılmadığı için bir imparatorluk o hale gelmedi mi? I. Dünya Savaşında bazı emperyalist güçler Müslüman arapları! Müslüman Türklere karşı nasıl ayaklandırdı sanılıyor, Lawrence sadece tek kişi idi mi sanılıyor acaba? Daha onun gibi niceleri vardı ve halkı yönlendirmek için kullandıkları yollar biliniyor. Ayrıca dinimizde, İslamiyette verilen mesajlara dikkat etmek gerek, kendi algılayışımıza, işimize gelene göre değil, örfe göre değil.
 Tüm bunların üzerine şu soru güzel olur kanısındayım; Sizce Türkler İslamiyeti neden kolayca seçmiştir? !!!

 Not: Konumuz elbetkide Atatürk ve onun bu ulusa, halka vermek istedikleri. Unutmayın her konuda (Din, ilim, Teknoloji, vs.) bu halkın gözü Atatürk sayesinde açılmış ve bilgilenmiştir.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ali Rıza TEKSAN (5860) - Kasım 14, 2009, 01:40:44
Bugün açılım konuşmalarını dinledim de... Bu meclis hiç bir açılımı çözemez... Hiç bir inkılâp niteliğindeki kanunu çıkaramaz... Bir damla ümidim varsa bile o da eridi gitti...

Gazi Paşa iyi ki toprakta... Hani hep deriz ya, görseydi bu günleri gerçekten yığılır kalırdı...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Mart 27, 2010, 22:57:21
Atatürk'ün Kürt'ler İle İlgili Görüşleri

“İKİ HALKI ÇARPIŞTIRAN HAİNDİR!”

Mustafa Kemal’in, 17 Eylül 1919 günü, İstanbul’daki Senato Üyesi Fuat Paşa’ya gönderdiği mektuptan:“...Bu Başbakan’ın (Damat Ferit) cinayetlerine ortak olan İçişleri ve Savaş İşleri Bakanları da ulusun sesini boğmak, yasal bir toplantısını (Sivas Kongresi) tanımamak, Kürt’ü Türk’ü birbirine düşürerek, Müslümanlar arasında çarpışmalara neden olmak gibi haince girişimlerde bulunuyor...”

(Atatürk’ün Özel Arşivi’nden Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayını, Sayfa: 71)

BELGE:2

“KÜRT,TÜRK KARDEŞİNDEN AYRILMAYACAK”

Mustafa Kemal’in, 3. Ordu Müfettişi olarak Amasya’dan, Erzurum’daki Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği, 24 Haziran 1919 tarihli mesajın ilk maddesi:
“1- Mr.Novil adındaki bir İngiliz Yüzbaşısı, Urfa’dan Siverek yoluyla Viranşehir’e giderek, Milli aşiretlerinin ileri gelenleriyle görüşmüş ve Urfa’ya dönmüş. Osmanlı hükümeti için çok kötü propağandalar yapmış. Ancak aşiret reislerinden aldığı kesin cevaplara sevinmemiştir. Kürtler, Türk kardeşlerinden kesinlikle ayrılmayacaklarını, bu uğurda son kişilerine varıncaya kadar ölüme hazır olduklarını söylemişler. Ayrıca İngilizler’in kendilerine vermek istediği önemli miktardaki parayı almayarak namus ve yurtseverliklerini göstermişlerdir...”

(Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 43)

BELGE:3

“KÜRTLER OYUNUN FARKINA VARDI”

Mustafa Kemal’in, Sivas’tan 24 Eylül 1919 günü, Amerika Birleşik Devletleri İnceleme Kurulu Başkanı General Harbord’a gönderdiği ayrıntılı rapordan:
“İmparatorluğu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasında bir kardeş savaşı çıkarmak ve bağımsız bir Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtler’i kışkırttılar. İleri sürdükleri tez, İmparatorluğun nasıl olsa dağılacağıdır. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar. Her türlü casusluğa başvurdular. Noil adında bir İngiliz subayı, uzun süre Diyarbakır’da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya başvurdu. Ama bizim Kürt yurttaşlarımız düzenlenen oyunun farkına vararak, O’nu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular...”

(Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 74-84)

BELGE: 4

“TÜRK,KÜRT,ÇERKES KARDEŞİZ”

Mustafa Kemal’in, Ankara’dan, Çerkes Ethem’in ağabeyi Reşit Bey’e gönderdiği 7 Ocak 1920 tarihli telgrafından:
, “konu dışı olarak, şunu da belirteyim ki, Anzavur’un alçaklığı, kendisine ve kışkırtıcı olan İngilizler ile ayakçılarına yöneliktir.Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkez kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baştacımızdır. Asıl, bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkez ve diğer din kardeşlerimizin elele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur...”

(Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 34, Belge no: 849 )

BELGE: 5

“KÜRTLER, TÜRKLERLE BİRLEŞTİ”

Mustafa Kemal’in, “NUTUK” adlı eserinin, “Samsun’a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş” başlıklı bölümünden:
“Anadolu halkı, baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Bütün kararları, bütün komutanlar ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizden yanadır. Anadolu’daki ulusal örgütler ilçe ve bucaklara kadar yayıldı. İngiliz koruması altında bir bağımsız Kürdistan kurulmasıyla ilgili propağanda ortadan kaldırıldı ve bu amacı güdenler yola getirildi. Kürtler Türkler ile birleşti...”

(Nutuk, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1976, Sayfa: 15)

BELGE: 6

“KÜRDİSTAN’I AYAKLANDIRIYORLAR!”

Mustafa Kemal’in, Nutuk adlı eserinde yer alan ve 6. Kolordu Komutanı’nın, Padişah’a gönderdiği mektuptan söz ettiği bölümden:
“...komutanlar, mektupta hükümetin savaş yoluna gidep kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan’ı ayaklandırarak, yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenmiş olduğu belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğrayarak kaçmak zorunda bırakıldıklarından söz ediyorlar...”

(Nutuk, İnkılap Yayınevi, Ankara,1966, Sayfa: 100)

BELGE: 7

“KÜRDİSTAN’A OTONOM YÖNETİM!”

Altında “Büyük Millet Meclisi ve Mustafa Kemal” imzası bulunan ve El-Cezire KomutanıTuğgeneral Nehat Paşa’ya gönderilen masaj:
“Kişiye Özel.

El-Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa Hazretlerine,

1-Aşamalı olarak, bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk gruplarının ilgili ve etkili olduğu bir biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç politikamızın gereğidir. Kürtlerle dolu bölgede ise, hem iç politikamız ve hem de dış politikamız açısından ölçülü yerel bir yönetim kurulmasını savunmaktayız.

2-Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtler’in bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerinikurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları BMM (Büyük Millet Meclisi) buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan’daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikaya yöneltilmesi El-Cezire Cehpesi Komutanlığı’nın görevidir.

3-Kürdistan’da Kürtler’in Fransızlar ve özellikle Irak sınırında İngilizler’e karşı düşmanlığını silahlı çarpışmayla durdurulamaz bir düzeye vardırmak ve yabancılarla Kürtler’in birleşmesini engellemek aşamalı olarak yerel yönetimler kurulmasının zeminini hazırlamak ve bu yolla yürekten bize bağlılıklarını sağlamak Kürt yöneticilerinin sivil ve askerlik görevleriyle görevlendirilerek bize bağlılıklarını pekiştirmek gibi genel yollar benimsenmiştir.

4-Kürdistan’ın iç politikası El-Cezire Cephesi Komutanlığı’nca belirlenecek ve yönetilecektir. Cephe Komutanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Başkanlığıyla yazışmalar yapar. İller tarafından izlenecek yolu düzenleyip uyumu sağlayacağı için sivil yöneticilerin de bu konuda bağlı oldukları yer, Cephe Komutanlığı’dır.

5-El-Cezire Cephe Komutanlığı yönetim, adalet ve maliye (parasal) konularda değişiklik ve düzenlemeye gerek gördükçe, bunun uygulanmasını hükümete önerir.
BMM Başkanı
Mustafa Kemal.”

(TBMM.Gizli Celse Zabıtları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1985, Cilt: 3, Sayfa: 550)

BELGE: 8

“KÜRDİSTAN’DA BULUNMAKTAN KIVANÇ DUYDUM!”

Mustafa Kemal’in, Adana’dan, 24 Mart 1919 günü, kendisi ve arkadaşlarıyla ilgili olarak ortaya atılan bir iddiaya karşılık, İstanbul’a Savaş İşleri Bakanlığı’na gönderdiği mektuptan:

“Arkadaşlarımın bu alçakça suçlamaya karşı ne diyeceklerini bilemem. Yalnız kendi adıma açıklıyorum ki; Benim Anafartalar’da, Kürdistan’da, Suriye’de, başlarında bulunmaktan kıvançz duyduğum kahraman ordular, haydutların değil, Osmanlı ulusunun namuslu çocuklarından kurulmuştur..”

(Öyküleriyle Atatürk’ün Özel Mektupları, Sadi Borak, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1980, Sayfa: 139)

BELGE: 9

“AYRILIKÇI KÜRTLER KAZANILDI!”

Mustafa Kemal’in, Amasya’dan, 22 Haziran 1919 günü, Sivas Valisi Reşit Paşa’ya çektiği telgrafın ikinci parağrafı:

“Devletin bütünleşmesinin önem kazandığı bir sırada İngiliz propağandasının etkisinde ortaya çıkan ve Kürdistan’ın bağımsızlığını isteyenler, görüşmeler yoluyla kazanılarak Halifelik ve Saltanat çevresindeki ortak amacımıza getirildi. Çok şükür hata anlaşılarak aramıza dönmüşler ve kongreye (Sivas) çağrılmışlardır. Bu ulusal ve yaşamsal sorun için sizin gibi yurtsever, sözünü bilir düşünürlere düşen özveri, özellikle çok büyüktür..”

(Tarih Vesikaları Dergisi, Ankara, 1949, Sayı: 15, Sayfa: 162)

BELGE: 10

“BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN İSTEYENLERLE GÖRÜŞÜLDÜ"

Mustafa Kemal’in, 3. Ordu Müfettişi ünvanıyla, İstanbul’a, başta Halide Edip Adıvar, Senato Başkanı Ahmet Rıza Bey ve eski Başbakan Ahmet İzzet Paşa’nın da bulunduğu çok sayıda aydın ve polotikacıya gönderdiği mesajdan:

“...Bu düşünceme siz de katılıyorsunuzdur, herhalde. Anlattığım durum, bugün genel bir kongrenin acele olarak taplanmasını gerektirmektedir. Bu çağrı her yere ulaştırılmıştır. Devletin parçalanmasının sözkonusu olduğu bir sırada, İngilizler’in propağandasıyla ortaya çıkan ve Kürdistan’ın bağımsızlığını isteyenler gibi akımlar da, karşılıklı görüşmelerle, bu düşüncenin savunucuları, halifelik ve saltanat çevresindeki ortak amacımıza çekilerek durdurulmuş ve kongreye çağrılmışlardır..”

(Milli Mücadele, Sebahattin Selek, Cilt: 1, Sayfa: 324)

BELGE: 11

“OSMANLI ÜLKESİNİN PARÇALARI”

11 Eylül 1919 günü yayınlanan Sivas Kongresi Bildirgesi’nin 1. Maddesi:
“1- Yüce Osmanlı devletiyle anlaşık devletler arasında yapılan antlaşmanın imzalandığı 30 Ekim 1918 günündeki sınırlarımız içinde kalan ve her yerde ezici çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı ülkesinin parçaları (ki, bu parçalar bir sonraki belgede, yani Amasya Protokolü’nün ilk maddesinde –Osmanlı toprağı, Türkler ve Kürtler’in yaşadığı topraklardır.- diye açıklanıyor.) birbirlerinden ve Osmanlı bütünlüğünden hiçbir nedenle koparılamaz bir bütün oluşturur. Bu parçalarda yaşayan bütün Müslümanlar; birbirlerine karşı, karşılıklı saygı ve özveri duygularıyla dolu, etnik ve sosyal haklarıyla, bulundukları yöne koşullarına bütünüyle bağlı öz kardeştirler...”

Sivas Kongresi, Vehbi Cem Aşkın, Ankara, 1963, Sayfa: 158

BELGE: 12

“TÜRK VE KÜRTLERİN OTURDUKLARI YERLER”

Amasya Protokolü Tutanağı’nın 1. Maddesi aynen şu cümlelerle başlıyor:
“Bildirgenin 1. Maddesinde Osmanlı devletinin düşünülen ve kabul edilen sınırları, Türk ve Kürtler’in oturdukları yerleri kapsadığı ve Kürtler’in Osmanlı topluluğundan ayrılmasının olanaksızlığı belirtildikten sonra, bu sınırın en az bir istek olmak üzere elde edilmesinin sağlanması gereği ortaklaşa kabul edildi.Bununla birlikte yabancılar tarafından, görünüşte Kürtler’in bağımsızlığı amacı altında uydurulan yalanların önüne geçmek için de, bu durumun Kürtlerce şimdiden bilinmesi uygun görüldü...”

(1-Yurt Ansiklopedisi, Cilt: 1, Amasya maddesi.
2-Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Mustafa Onar, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995, Cilt: 1, Sayfa: 268, Belge no: 348)

BELGE: 13

“KÜRDİSTAN’L A İLGİLENMEK GEREKİYOR”

9. Ordu Birlikleri Müfettişi Mustafa Kemal, Havza’dan, 29 Mayıs 1919 günü Genelkurmay Başkanlığı’na çektiği telgraf:

“Bağımsız Kürdistan görüşünü savunan, Diyarbakır’daki Kürt Kulübü ile hükümet yandaşı olan öteki kulüpler arasındaki çelişkinin arttığını araştırmalarımdan öğrendim. Kürtler’e ve Kürdistan üzerinde etkili, savaş sırasında yakınlık ve sevgilerini çok iyi kazandığım Kürt ileri gelenlerinden bazılarına doğrudan, bazılarına Kolordu aracılığıyla telgraflar çekerek, devletin gerçek durumunu ve kendilerince alınması gereken önlemler için gereği kadar bilgi vererek, etkili öğütlerde bulundum.

Son günlerde edindiğim bazı bilgilere göre, Kürdistan bölgesiyle de ilgilenmek gerekiyor, Bunun için bağımsız Kürdistan olmak üzere, İngilizlerce de desteklenen hangi bölgelerdir ve ileride çok...(bu cümlenin sonu okunamıyor.) Yine İngilizlerce kışkırtılan bölgeler hangileridir? Bu konuda yüksek Başkanlığınızdaki bilgilerin bildirilmesi için emirlerinizi dilerim...”

(Har Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 4)

BELGE: 14

“KÜRTLER’LE UZLAŞIN!”

Mustafa Kemal’in, 15 Haziran 1919’da Diyarbakır Valiliği’ne gönderdiği telgraftan:
“Bütün milletin, hayat ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu önemli günlerde, bir yabancı devletin korumasına sığınarak düşük ve esir yaşamayı tercih eden her türlü ilkenin, ülkeyi parçalayarak her türlü derneğin kapatılması çok hayati ve gerekli bir görev olduğundan, Kürt Kulübü konusundaki uygulamanız tarafımızdan da uygun görülmüştür..
.......
Bu nedenle, Diyarbakır ve bağlı yörelerde Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Derneklerinin oluşmasına ve kurulmasına yardım edilmesini önemli salık veririm. Ve özellikle Kürt Kulübünün üyeleriyle, bugünkü telgrafım kapsamında görüşerek uzlaşmak uygundur...”

(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 10)

BELGE: 15

“KÜRTLER’İ TEMSİL ETMİYORLAR”

Mustafa Kemal’in Diyarbakır Valisi’ne gönderdiği yukarıdaki telgrafa karşılık, Erzurum’daki Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği telgraftan:
“Diyarbakır’da Kürt Kulübünün İngilizler’in kışkırtmasıyla, İngilizler’in koruyuculuğunda bir Kürdistan kurmak amacını izlediği anlaşıldığından kapattırılmıştır. Üyeleri hakkında soruşturma yapılıyor. Kürdistan’ın tanınmış beylerinden aldığım telgraflarda, dağıtılan bu Kürt Kulübü’nün hiçbir Kürt’ü temsil etmediği, birkaç kendini bilmezin girişimlerinin sonucu olduğu, ülke ve ulusun bütünüyle bağımsız ve özgür yaşaması uğrunda her türlü özveriye ve bu konuda emirlerinize hazır oldukları bildirilmektedir...
...Hükümetin (İstanbul) bayağı tutsak bir durumda olması, başkentin baskılı bir askeri işgal altında bulunması dolayısıyla ulusun kurtuluşunun, yine ulus ordusuyla gerçekleşeceği sizcede bilinmektedir. Bu nedenle, ben Kürtler’i daha ötesi bir öz kardeş olarak, bütün ulusu bir nokta çerçevesinde birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuk dernekleri aracılığıyla göstermek karar ve çabasındayım...”

(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 49)

BELGE: 16

“EZİCİ COĞUNLUK TÜRK VE KÜRT”

Mustafa Kemal’in, Edirne’deki 12. Kolordu Komutanı Mehmet Selahattin Bey’e gönderdiği bir mesajdan:
“Ezici çoğunluğu Türk ve Kürt olan bu illerden bir karış bile verilemez...”

(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cilt:1 Sayfa: 72)

BELGE: 17

“BEDİRHANLAR VE MALATYA OLAYI”

“Bay Novel adında bir İngiliz Binbaşı, Bedirhanlar’dan Kamuran, Celadet ve Cemil Beylerle ve yanında 15 kadar Kürt atlısıyla Malatya’ya gelmiş ve kendilerini Mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey karşılamıştır. Harput (Elazığ) Valisi de, bir posta hırsızını izliyor görünerek otomobille Malatya’ya gelmiştir. Bu amaçla bunlara Adıyaman’daki birlik de verilmiştir.
Amaçlarını, Kürdistan kurmaya söz vererek Kürtler’i, işlerimizi bozmaya ve bizi öldürtmeye yollamak olduğu anlaşılmış ve karşı önlemlere başvurulmuştur. Bu arada Vali ve ötekileri yakalatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya’ya çağırmıştır. Bunun üzerine 13. Kolordu işe girişti. Gereken önlemler alınmıştır. Yarın akşam Harput’tan gönderilen bir birlik, ortalığı karıştıranları tepeleyecektir...”

(Nutuk)

BELGE: 18

“DİN VE ULUSUNU SATMIŞ KÜRTLER!”

Mustafa Kemal’in, Erzincan’ın Kemah ilçesinde yaşayan ve Kürt aşiretlere yakınlığıyla bilinen eski Milletvekili Halet Bey’e, Sivas’tan, 9 Eylül 1919 günü gönderdiği mesajdan:
“...İngiliz korumasında bağımsız bir Kürdistan kurulması amacıyla propağanda yapmakta olan İngiliz Binbaşılarından Mr. Novel’in, din ve ulusunu satmış Kürt Beylerinden Ekrem, Kamran, Ali, Celadet’le birlikte Malatya’ya geldiği ve İstanbul hükümetini tutan, açıkçası ulus ve yurt haini olan Elazığ Valisinin de bunlara katıldığı ve Bedirhanilerden Malatya Mutasarrıfı Halil Beyle birlikte sözde postayı soyan hırsızları izlemek gibi uydurma bir gerekçeyle silahlı Kürtleri toplamaya giriştikleri öğrenildi.

Şöyle ki, Kürtler’in kutsal halifelik mak***** ve ülkeye olan bağlılık ve ayrılmazlıklarını göstermek üzere bazı ağaların birtakım Kürt kuvvetiyle birlikte Malatya’ya doğru yola çıkıp, padişah ve ulusa karşı İngilizler’le işbirliği yapmak hainliğine kalkışan ve yörenin temiz yürekli Kürtler’ini toplayarak onların askerlerce boş yere öldürülmelerine ve padişaha, ulusa başkaldırmış duruma sokulmalarına neden olan vatan hainlerinin alçaklıklarını sözünü ettiğim Kürtler’e en çabuk yoldan bildirip, çağrıya uymalarının sağlanmasına çaba göstermelerini önemle bekler. Olanak varsa bu işe hemen girişilerek sonucun hemen bildirilmesini dileriz...”

"""ALINTIDIR"""

Buradan Atatürkü birkez daha rahmetle anıyoruz. Bence ATATÜRK, faşistlik-milliyetçilik-halkçılık terimlerinde bu ayırımı iyi yapmış, Kürt-Türk-Alevi-Sünni ekseninde zekasını olumlu yönde kullanmış bir liderdir.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Mart 27, 2010, 23:01:22
(http://j.imagehost.org/0204/26603_377685333357_223353968357_3785565_415234_n.jpg) (http://j.imagehost.org/view/0204/26603_377685333357_223353968357_3785565_415234_n)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Mart 28, 2010, 12:58:50
  Çok doğru Ümit, güzel paylaşım.
 Malesef aynı oyunlar devam ediyor.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: oguuz136 - Mart 28, 2010, 13:50:05
Atatürk'ün Din İle İlgili Sözleri

Bizim dinimiz en makul ve tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olabilmesi için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. »

31. 1. 1923 İzmir?de Halk ile Konuşama.

ilk parlamento
(http://i44.tinypic.com/15ib4f5.jpg)

İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. Eksiksiz dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa, hakikate tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.? »

07. 02. 1923, Balıkesir?de Halka Konuşma.

« Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, bunada öyle inanıyorum? »

29. 10. 1923, Fransız Muhabiri Maurice Pernot?ya Demeç.

heyet-i temsiliyye
(http://i44.tinypic.com/16c2hlj.gif)

« Dini fikir ve inançlara hürmetkâr olmak, öteden beri tabiî ve genel bir anlayıştır. Bunun aksini düşünmek için sebep yoktur. »

11. 12. 1924, Times Muhabirine Cevap.



DİNSİZLİK


« ? Bence, dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur? »
Dinsiz kimse olmaz. Bu genelleme içinde şu din veya bu din demek değildir. Tabiatıyla biz, içine girdiğimiz dinin en çok isabetli ve çok olgun olduğunu biliyoruz ve imanımız da vardır? »


02. 02. 1923, İzmir, Türkiye?nin Geleceği Üzerine Konuşma.

sivas kongresi
(http://i39.tinypic.com/14u7uh2.gif)

kaynak....http://www.elt-time.com/forum/index.php?topic=3428.0;imode
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Mart 28, 2010, 17:21:15
  Zaten Atatürk'ü din karşıtı gösterenler, din daha doğrusu Kuranı Kerim ile bilgisiz müslümanları kandırmış olan emperyalist casusların devletleridir. Evet Atatürk o Emperyalistlerin ileri sürdüğü İslamiyete (hurafeler ve bilgisizlikler içindeki) dine karşı idi ve ona savaş açtı ve gerçek İslamiyet'in de önünü açmış oldu.
 I.Dünya Savaşın'da Müslüman Arapların hangi yöntemler ile oyuna getirildiğini iyi araştırmak gerekir. !!!

 Çok anlamlı paylaşım Kaan.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Mart 28, 2010, 18:34:15
OKD abi teşekkürlerimi sunuyorum faydalı bir paylaşım.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: kemal cengiz (4977) - Nisan 07, 2010, 12:10:36
   Atatürk'e Farklı Bir Bakış Açısı..
 

  BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE YAZMIŞ. İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI İYİ DE YAPMIŞ.

 Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK...

 Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

 Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu... Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş... Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş... Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar...

 Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş!

 Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..

 Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp,elnde bayraklarla sokaklarda tur atamadı. Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.

 Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah...

 Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken...

 Bunları yapmadı Atatürk... Keyif çatmadı... Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

 ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE SADECE BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI. BÜTÜN SUÇU 2 KADEH RAKI IÇMEKTI O KADAR.....

Alıntı
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Nisan 07, 2010, 12:16:05
Çok faydalı bir paylaşım. Ortaokul öğrencisinin yazabileceği şeyler değil bunlar, çoğu yeri editlenmiş olabilir ama, yinede çok yerinde bir yazı. Beğenilmemesi için hiçbir neden yok yazdıklarının %99'u doğru benim bakışıma göre tabi. Yalnız son cümlesini beğenmedim. Tek suçu iki kadeh rakı değildi !!!
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: kemal cengiz (4977) - Nisan 07, 2010, 12:52:33
Çok faydalı bir paylaşım. Ortaokul öğrencisinin yazabileceği şeyler değil bunlar, çoğu yeri editlenmiş olabilir ama, yinede çok yerinde bir yazı. Beğenilmemesi için hiçbir neden yok yazdıklarının %99'u doğru benim bakışıma göre tabi. Yalnız son cümlesini beğenmedim. Tek suçu iki kadeh rakı değildi !!!
Annesi, babası öğretmiş olabilir. Önemli olan bu düşünceleri taşıyabilmektir. Daha önemli olanı da somut verilere dayanmayan suçlamalara inanmamaktır. Aralarında bir konuyu tartışıp karara varamayan tarihçiler bile varken bizim önemli konularda kesin karar vermemiz biraz gerçekçi olmaz düşüncesindeyim. :)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Nisan 07, 2010, 14:50:33
Kemal abi, bu ülkede en azından bir elli sene daha cumhuriyet döneminin gerçekleri konuşulmaz çünkü konuşulamaz ;) Konuşulmazlığı vardır gerçeklerin aynı dokunulmazlıklar gibi.
Abi şimdi bak mesela, ben biraz daha konuşursam benimde yazımı editleyecekler :D Hoop kardeşim dur bakalım bu bölgede konuşma yasağı var :)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Nisan 07, 2010, 16:24:46
  Çok güzel bir paylaşım olmuş.
 En önemlisi, bu ülkeyi bizlere miras bıraktı, kendi yakınlarına ya da yakın gördüklerine değil.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Nisan 07, 2010, 18:02:54
  Çok güzel bir paylaşım olmuş.
 En önemlisi, bu ülkeyi bizlere miras bıraktı.

+1
Nur içinde yatsın, Mekanı cennet olsun, ALLAH c.c. günahlarını affetsin inşallah
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Nisan 22, 2010, 09:49:08
http://benbilirim.tr.msn.com/quiz/quiz.aspx?id=1b73b5a3-0386-4e5e-87eb-e32bfdb03250
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit BAĞIRAN (6122) - Nisan 22, 2010, 09:52:17
8/10 doğrum var :)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Haziran 28, 2010, 21:15:08
  ''Nazi döneminde ailesiyle Türkiye'ye sığınan Yaşar Kemal'in çevirmeni Cornelius Bischoff, Hitler'in esmeye başladığı yıllarda Atatürk'ün "zalimin zulmüne" nasıl karşı koyduğunu anlattı.

Almanya'nın Lübeck kentinde 19 Mayıs Türkiye Halk Kültür ve Gençlik Merkezi (TÜRGEM) ve Verdi Sendikası tarafından düzenlenen “Ayyıldız Altında Kurtuluş" başlıklı konferansta Cornelius Bischoff'un ilginç açıklamalarına sahne oldu.

Tarihi belediye sarayındaki konferansı Türgem Başkanı Remzi Uysal ve dönemin SPD milletvekili dedesi Nazi toplama kampı Buchenwald'da öldürülen Verdi Bölge Başkanı, Ernst Heilmann yönettiler. Heilmann, Nazi döneminde Alman muhaliflere Türkiye gibi cesaretle kucak açan çok az ülke olduğunu söyleyerek, “Türkiye hayat kurtarıcı bir ülkeydi. Bugün Türkiye AB'ye dahil olmalı mı, olmamalı mı tartışmalarını yürütülenlerin tarihe bir göz atmasını diliyorum" dedi.

Hitler'in aptallığına gülüyordu

Babası sosyal demokrat ve sendikacı olduğu için 1939'da Türkiye'ye sığındıklarını söyleyen ve kendisi Türkiye'de liseyi bitiren, “Bizden önce Hitler'in ilk Başbakan olduğu 1933'de Türkiye'ye sığınan çok sayıda bilim adamı vardı. Bazıları bizzat Atatürk ile tanışma imkanı bile bulmuşlardı. Onlar daha sonra lisede, üniversitede hocalarımızdı. Hep Atatürk'ün Hitler'in aptallığına güldüğünü anlatırlardı. Atatürk, akıl almaz ırki ve siyasi sebeplerden dünyaca ünlü bilim adımlarını Almanya'dan kovan Hitler'in aptallığına gülermiş. Atatürk, hatta Türkiye'nin bu bilim adamlarını ülkeye almamasını talep eden Hitler'in bir elçisini kapı dışarı etmiş.

Nazi devleti Türkiye'nin Alman muhaliflere sığınma hakkı vermemesi için baskı kurmaya çalıştı ama ne Atatürk ne de İnönü buna boyun eğdi. Hatta Türkiye'ye muhalif bilim adamlarına kapılarını açmaması ve aldıkları kovması için Almanya'dan Nazi yanlısı bilim adamları gönderme ve maaşlarını ve tüm masraflarını Alman devletinin ödemesi bile teklif edildi. Atatürk Türkiye'si bu ahlaksız teklifi tabii ki reddederek büyüklüğünü gösterdi" dedi.

"Pasaportlarımızı almaya cesaret edemediler"

Bischoff, muhalif Almanların kaçtığı diğer ülkelerde Alman Büyükelçiliklerini ve Başkonsolosluklarının muhaliflerin pasaportunu uzatmadığını ve hatta ellerinden aldığını söyleyerek, “Türkiye'de,, Türk devletinin tepkisinden çekinerek buna cesaret edemediler. Biz muhaliflerin pasaportları devamlı geçerli kaldı, süresi dolanlar hiç sorun çıkartılmadan uzatıldı" dedi.

1933-45 arası başta Almanya olmak üzere Avrupa kapkaranlık bir devreden geçerken, Türkiye'nin yeni kurulan Cumhuriyet'in coşkusuyla aydınlık, dinamizm dolu olduğunu söyleyen Bischoff, “İnönü hem Almanya, hem de İngiltere'nin yoğun baskısına rağmen Türkiye'yi savaşın dışında tutmayı başardı. Ben ve ailem gibi bir çok Alman muhalifin Türkiye minnet borcu var. Türk yazarlarının kitaplarını Almanca'ya çevirerek bu borcunu ödemeye çalışıyorum" diye konuştu.

Sayısız çeviri ödülü sahibi olan Cornelius Bischoff, Yaşar Kemal ile Türkiye'deki okul döneminde başlayan dostluğunun hala sürdüğünü ve Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk ile de çeviri işleri dışında da yakın arkadaşlığını bulunduğunu söyledi.

Konferansta ayrıca edebiyat araştırmacısı Doç. Dr. Wolfgang Beutin Nazi döneminde Türkiye'ye sığınan ve en önemli eserlerini yazan dil bilimcileri Leo Spitzer ve Erich Auerbach'ın Türkiye'deki yaşamı ve eserleri hakkında detaylı bilgi verdi.''

 Alıntı adresi: http://www9.gazetevatan.com/ataturk-hitlerin-elcisini-kapidan-kovmus/313632/1/Manset
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Suphi Errolan (10629) - Temmuz 06, 2010, 15:05:20


YIKIN HEYKELLERIMi

Ey milletim Ben Mustafa Kemal'im.
Çagın gerisinde kaldıysa düsüncelerim
Hala en hakiki mürsit degilse ilim
Kurusun damagım dilim. Özür dilerim
Unutun tüm dediklerimi.Yıkın diktiginiz heykellerimi

Özgürlük hala en yüce deger degilse eger
Pırangalı kalsın diyorsanız köleler
Unutun tüm dediklerimi. Yıkın diktiginiz heykellerimi.

Yoksa çagdas medeniyetin bir anlamı
Ortaçaga tasımak istiyorsanız zamanı
Bas tacı edebiliyorsanız Sanatın içine tüküren adamı
Unutun tüm dediklerimi.Yıkın diktiginiz heykellerimi.

Yetmediyse acısı siddetin,savasın
Anlamı kalmadıysa Yurtta Sulh dünyada barısın.
Eger varsa ödülü silahlanmayla yarısın
Unutun tüm dediklerimi. Yıkın diktiginiz heykellerimi.

Özlediyseniz fesi, peçeyi Aydınlıga yegliyorsanız kara geceyi
Hala medet umuyorsanız Sıhtan,seyhden,dervisten
Sifa buluyorsanız Muskadan,üfürükçüden
Unutun tüm dediklerimi. Yıkın diktiginiz heykellerimi.

Esit olmasın diyorsanız Kadınla erkek
Karaçarsafa girsin diyorsanız Yobazın gazabından ürkerek
Diyorsunuz ki okumasın Kadınımız kızımız Budur bizim alın yazımız
Unutun tüm dediklerimi.Yıkın diktiginiz heykellerimi.

Fazla geldiyse size Hürriyet,Cumhuriyet
Özlemini çekiyorsanızSaltanatın,sultanın
Hala önemini anlamadıysanızMillet olmanın
Kul olun ümmet kalın Fetvasını bekleyin seyhülislamın
Unutun tüm dediklerimi. Yıkın diktiginiz heykellerimi.
Rahat bırakın beni...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Temmuz 07, 2010, 12:54:09
(http://www.minibilisim.com/atasoyu/ata_soyu_2_02.png)

(http://www.minibilisim.com/atasoyu/ata_soyu_2_01.png)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kemal Aksüyek (857) - Temmuz 07, 2010, 14:14:02
Kalabalık aileymiş, atatürkün neden çocuğu olmadı acaba
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Ekim 06, 2010, 22:01:27
ATATÜRK'ÜN ÖNERDİĞİ PROJE                                                   


Dünya’da bir ilk:

Karadeniz Vapuru Projesi, Cumhuriyet'in ilanından 3 yıl sonra Atatürk'ün önerisiyle hayata geçirildi.

Türkiye'yi tanıtan çeşitli ürünlerin sergilendiği gemi, 12 Haziran 1926 tarihinde İstanbul'dan demir aldıktan sonra 12 ülkede 16 şehri ziyaret etti. Karadeniz Gemisi, 86 günde 10 bin mil yol katettikten sonra 5 Eylül 1926 tarihinde İstanbul'a döndü.
Karadeniz Gemisi'nin yolcuları arasında 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın oğlu Refi Bayar, Anadolu Ajansı'nın kurucularından Şair Kemalettin Kamu, İstiklal Marşı'nın bestecisi Zeki Üngör, ilk Türk kadın gazetecilerden Bedia Arseven, ilk Türk kadın milletvekillerinden Mebrure Gönenç ve Şair Orhan Veli Kanık'ın babası müzisyen Veli Kanık da yer aldı.
1926 Atatürk sabah saat 8.00'de Bursa'dan hareketle Mudanya'ya, buradan da Karadeniz Vapuru'yla Bandırma'ya gelmişti. Atatürk'ün, Karadeniz Vapuru'nda açılan gezici sergiyi ziyareti ve geminin hatıra defterine yazdıkları:

"Sergi, başarıya ulaşmış bir eserdir. Bende gayet iyi izlenimler meydana getirdi. Sunuş tarzı çok iyidir. Hazırlayıcısını takdir ve tebrik ederim."

Alıntıdır...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kemal Aksüyek (857) - Ekim 06, 2010, 22:08:45
Garibim savaronanın başına gelenler geldi aklıma şimdi
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Ekim 07, 2010, 14:37:13
  Savarona olayında da şüphelerim var...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kemal Aksüyek (857) - Ekim 07, 2010, 14:38:17
"komplE" mi var diyorsun
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Selim Melen (9225) - Kasım 01, 2010, 11:15:42
Dağhan Baştuğ,
O kadar güzel yazmışsın ki ekleyecek birşey bulmak gerçekten çok zor.
Eline sağlık....
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 10, 2010, 09:22:59
  Bugün 10 Kasım. :(
 Elbetkide insanın içi bir hüzün doluyor ama birde üzüldüklerim oluyor, Atamızı anlayamayan, değerlerinin farkında olmayan, saygı göstermekten aciz insanlar ama böyleleride olacak illaki değil mi? Sanırım Kurtuluş savaşında firar eden tümenin askerlerinin torunları ve benzerleri hala aramıza dolaşıyorlar, amaçsızca, bencilce.  ;)

 Atatürkümü saygı ile anıyorum.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 10, 2010, 09:55:53
  Hepsi bizim için.  ;)
 
  (http://kepsut.meb.gov.tr/images/news/sonsuza_dek.jpg)

  (http://img225.imageshack.us/img225/3856/22atafg5.jpg)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hande Bayram (8284) - Kasım 10, 2010, 10:46:32
10 Kasım Oratoryosu

Oratorya nedir:solo şarkıcılar, koro ve orkestra için, belirli bir metin üzerine bestelenen çok bölümlü sahne eseri.çeşitli konuları içeren düzenli eserlerin koro ve orkestra için bestelenmiş şekli.

Giriş

Erkek anlatıcı
Seneler nasıl da geçiyor Ata'm?
Seneler nasıl geçiyor sarı sarı?
Dağlarda çiçekler açıyor, mavi mavi.
Ben mavi mavi çiçekleri seviyorum.
Ve bütün bu toprağın çocukları Sana hasret çekiyor Ata'm.
Sana hasret çekiyor.
Söyle bana mavi gözlü kumandanım.
Söyle bana, rahat mısın yerinde?
Eminim ki şimdi.
Mavi mavi, sarı sarı çiçekler açmadadır.
Ankara'nın beyaz mermerlerinde.

Erkek KORO:
Atatürk düşüncesidir.
Sonsuza açılan yıllar boyu
Işır sessiz yüzü yarınların,
Güçlü bir umudu kucaklar.

Kız KORO:
Bayrak direğine düşer sevincim.

Erkek KORO:
Anılar saygıya duranda,

Kız KORO:
Ulaşır yücesine bakışlarım.
Dağlarla, ovalarla bir


DOĞUM FİLMİ

Kız anlatıcı
Bir dağ taşıyorum omuzlarımda ,
Mahşere dek götüreceğim koşaraktan ,
Adı şanlı , yiğit paşam , genç paşam,
Sana ağıt değil destanlar yaraşır .
Ilık rüzgarlar esiyordu
Selanik ovalarında ;
Çiçekler sabaha doğru...
Dağ başka, sokaklar başkaydı;
Gün doğumundan önce.
O gece en güzel yıldızlar kaydı,
Nereden geliyordu bu aydınlık ?
Neydi insanları birden mutlu kılan ?
Bir yeni mevsimdi sanki
Selanik bahçelerinde yayılan
Aylardan Mayıs'tı ;
Yıllardan 1881
Selanik'te Ahmet Subaşı Mahhallesi'nde,
Zübeyde Ana ile, Ali Rıza Baba
Mutlulukların en yücesinde ... ( Adnan Ardağı )
1893 Mustafa Selanik Askeri Rüştüyesinde...
Mustafa adı MUSTAFA KEMAL oldu !

Erkek Anlatıcı:
Ardından Manastır Askeri İdadisi
1899 İstanbul Harp okulunda MUSTAFA KEMAL
1902 Harp Akademisi ve 1905'te Kurmay Yüzbaşı olarak orduya katıldı.
İşte bir dev gibi aramızdasın işte!
Bu, gündüz gözlerin öylesine açık
Bu, gündüz gözlerin öylesine görür.
Sen demokrasi, sen özgürlük,
Böyle tanıdık, böyle gördük.
Halk bitkin, halk ümitsiz, bir bela var başımızda

Erkek KORO:
Trakya, Makedonya, Balkan kan içinde
Şehirler ardı ardına düşüyor düşman çatalca önlerinde
Şehirler aç yıldırım çarpmış ağaç gibi yerde ölüler
Gözlerine mil çekilmiş köylüler

Erkek anlatıcı
Yıllar, yıllar önceydi... Savaşlar, savaşlar... Ulus yorgun, bitkin, yılgın.
Bir kurtarıcı, bir yıldız adam, bir güneş adam arıyorduk.
Yoksa, bir zaman sınırlarında güneş batmayan koca yurt yok olacaktı.



ÇANAKKALE FİLMİ

Kız anlatıcı
Yıl 1915
18 indeyiz martın
Bir dünya çullanmış üzerimize
Topuyla tüfeğiyle
Ne çıkar bundan
Türk olarak doğmuşuz bir kere
İsterse felek
Her türlü cefasını toplasın gelsin
Biziz cefaları serecek yere

Erkek anlatıcı
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Kız anlatıcı
Çanakkale'de sisler ardında bir güneş doğmuş, düşmanı Boğaz'ın yiğit sularına gömmüştü
Adı Mustafa Kemal'di, yavaş yavaş herkes O'nu tanıyor; ondan bir şeyler umuyordu.
Bu arada Türk'ün elinde kalan son vatan toprakları da parça parça işgal ediliyordu.
Saraydan yıllardır ümit yoktu. Keyfinde, çıkarındaydı beyler, paşalar. Zaten bu yiğit halkı hiç tanımamışlardı ki...
O zaman ulus, O'na yöneldi.

Erkek KORO:
Kemal Paşa / Yenilmez yiğit / şanlı komutan / Savaşa gider gibi yetiş bize / Yetiş bize çöllerde bile olsan / inanç doldur / Güç doldur içimize.

Kız KORO
30 ekim 1918 ordular geri dönecek MONDROS ve artık bütün ümitlere paydos

Kız anlatıcı
Kötü bir gün geldi
Susuverdi mehter
Susuverdi davullar
Bozuluverdi dirlik düzenlik
Gölgemde serinleyen Milletler
Dayadı vatanın bağrına hançer
Ve ağlıyor kader

Erkek anlatıcı
(solo) Madde 1 (koro) Çanakkale ve İstanbul boğazları açılacak Karadeniz'e serbest geçiş sağlanacak
(solo) Madde 3 (koro) Sınırların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli görülecek askeri kuvvetten başkası hemen terhis edilecek
(solo) Madde 7 (koro) Müttefikler güvenliklerini tehdit edecek durum olduğunda herhangi bir stratejik noktayı işgal hakkına sahip olacaktır

Kız anlatıcı
15 Mayıs 1919... İzmir düşman elinde... Ve Hasan Tahsin, yiğit gazeteci Hasan Tahsin, Türk'ün namusunu savunan ilk kurşunu atıyor.
Artık duramazdı Mustafa Kemal... Görev zamanıydı. Önce dış, sonra iç düşman içimiz-den sökülüp atılıncaya kadar, görev başındaydı.
16 Mayıs sabahı Samsun'a doğru yola çıkan Bandırma Vapuru bir başka gururluydu. Ulusun kaderiydi yükü...


SAMSUN'A ÇIKIŞ FİLMİ

Erkek KORO:
Ben, Bandırma Vapuru,
Mustafa Kemalim güvertede,
Deniz yorgun duruyor.

Kız KORO:
Samsun önlerindeyiz
Dalgaların üstünde alı al, moru mor bir güneş doğar.
Hiçbir zaman bu kadar ağarmadı bu deniz.
Ortalık aydınlık içinde, gümüş dere durmaz akar.
Karanlık günleri geride bıraktık.

Erkek KORO: On dokuz Mayıs / Mayısın on dokuzu.

Kız KORO: Hiçbir kuvvet / Bükemez artık kolumuzu.

Erkek Anlatıcı
Sisli ufuklara dalan mavi gözler, yurdun geleceğini düşünüyordu. Uzun ve yorucu, ama şanla, şerefle dolu çetin bir yolda ilk adımını atıyordu, ilk adam, vatan adam.
ilk adam mavi gözlerle baktı toprağa, Toprağın haritasını çizdi bayrağa.
Artık dünya egemenliği gibi bir ham hayal peşinde, Türk'ün gücü tüketilmeyecekti. Mustafa Kemal, "Misak-ı Millî" ile son ve sonsuz Türk yurdunun sınırlarım çiziyordu.
Bir kere bir öndere inanmaya görsün bu halk, kendinden yana olana bağlanmaya görsün. Canım verir uğruna, seve seve kılı kıpırdamadan.
Fakir Anadolu'nun tozlu yollarında zengin yürekli Anadolu'lunun kanı canı, ekmeği, cepheye taşınıyordu. Yurdun damarlarında taze bir kurtuluş kanı dolaşıyordu artık.

Erkek KORO:
Sağ olasın, var olasın Gazi Paşa
Gelişinle içimizi bir sevinçtir aldı
Gayrı veda ettik yasa.

Kız KORO:
Ağarttın güneş gibi yurdumuzu Ve geçtin Erzurum'a, Sivas'a

Erkek KORO:
Sağ olasın, var olasın Gazi Paşa!

Kız Anlatıcı:
Asker yazıldık yediden yetmişe dek - Kimseye sorulmadı yaşı.
Takıldık peşine genç, ihtiyar, kadın, erkek.

Kız KORO:
Ve başladı Kurtuluş Savaşı.
Sen Mustafa Kemal-Gür sesinle haykırıyorsun:

Erkek KORO:
Ya istiklal Ya ölüm!
Erzurum, Sivas, Ankara... Ankara'nın burcunda bir bayrak.

Erkek anlatıcı
Vatanım tümü milletin hayatı tehlikededir

Kız anlatıcı
Ülkemizin istekleri milletin kararına bağlıdır

Erkek anlatıcı
Tok adam olup dikilmek duyurmak milletin sesini

Kız anlatıcı
İki yer var iki ihtimal ya ölüm ya istiklal

Erkek KORO:
Dağ, taş, selam durmuş Ata'ma-Yollara düşmüş Anadolu'm.

Erkek anlatıcı
Amasyalı Celal oğlu Mıstık
Bilecikli kadayıfçı oğlu Emin
Kırşehirli Mehmet oğlu Samet
Mehmet edip bey kızı Halide Edip
Ardahanlı emin oğlu Rüstem
Erzurumlu İbrahim bey oğlu Yavuz
70. Alay komutanı Kahraman Halil bey Kızı 12 yasındaki Nezahat hanım

Kız KORO:
Yollarda kağnılar geçiyor dostlar

Erkek anlatıcı
Çatma,kurban olayım,çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır,Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Erkek KORO:
Ve İnönü'de, Sakarya'da-Yaman oldu hesabın ödenmesi-Bir savaş ki benzeri görülmemiş dünyada.

Erkek anlatıcı
Yanında duranları gölgede bırakarak
Bir vücut parıldıyor: keskin, ipince, kıvrak
Belli resimde bile: saçı ipek, bakışı çelik
Gerilmiş göğüs, geniş bir şeye siper gibi
Elinde duran kamçı dinini döver gibi

Kız KORO:
Bir savaş ki yangınlarla alev alev-Ağardı vatanın dört yanı

Kız anlatıcı
Gece vakti
Karınca gibi yıldız üşmüş gökyüzüne
Çiğ inmişte az öncesi
Ufacık tefecikte çiğ inmiş
Uzanmış yatmış çiğ üstüne Mustafa'm
Samur kalpak başında
Sırtında bir asker kaputu
Tiril tiril incecikten
Top arabaları geçer uykusunda
Mehmetler Mustafalar bir ordu
Elleri bayrak, elleri süngü, ellerli tüfek
Süvariler geçer yalın kılıç
Şimşekler çakar gözlerinden

Erkek anlatıcı
En güzeli, en yiğidi, en canlısı
Bir milleti kurtaran adam
Ağır ağır Kocatepeye çıkıyor
Bu resim çok güzel, insanı alıp götürüyor
Başında kalpağı, parmaklarında cıgarası

Kız anlatıcı
İzmir'e girişini Mustafa Kemali'n
Bir kahve duvarındaki resimde gördüm
Bir ılık güz öğlesinde
Şanlı haki urbası üstünde
Koymuştu kılıcını içine kınının
Yürüyordu arasında sevgili halkının
Ayağında Anadolu'dan getirdiği TOZ
Bir inanç gözlerinde tükenmez
Alabildiğine insan kalabalığı
Bir aydınlık geleceğe bakıyordu
Işıktı sevinçti türküydü
Görseydiniz o resimde Mustafa Kemal'i

Erkek anlatıcı
Dudaklarında bir milletin kaderi

Erkek KORO:
"Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir…ileri"

Erkek Anlatıcı:
Nehirler uykusundan habersiz
Ovalar vahşi rüzgarlara gerindi

Kız KORO:
Bir savaş ki baş geri etti düşmanı.

Erkek KORO:
Dış düşman yenilmişti.

Kız anlatıcı
İstiklal

Erkek anlatıcı
İstiklal

Kız KORO:
İstiklal

Erkek KORO:
İstiklal

Erkek-Kız KORO:
İstiklal

Erkek anlatıcı
Ama yüzyıllardır yaşamı gölgeleyen gerilik, bilgisizlik, yobazlık da yenilmeliydi. Çünkü bizi bu hale getiren asıl düşman oydu.

Kız anlatıcı
İlk adam, tek adam, dünyada benzeri olmayan Türk devrimini gerçekleştirecekti.

Erkek anlatıcı
29 Ekim 1923.., Yurtta şenlik, düğün, işte en büyük Devrim: Türkiye Cumhuriyeti, geleceğin ufkunda yeni bir güneş gibi doğuyor, yükseliyor. Ve ardından birbirini izleyen, birbirini aşan yüce devrimler...

Kız anlatıcı
Artık her 29 Ekim'de bayram yapıyorduk. O, güneş gibi bizi izlerken, biz O'nu yüreğimizden kopan marşlarla selamlıyorduk:

Erkek KORO
Yılmaz, çelik ordularla biz/Yıldırımlar saçan bir cihanız
Millet yolunda vatan için/Ateşe saldıran kahramanız.

Erkek Anlatıcı
Bize yan bakan/Nice bin düşman
Kahroldu/Kahreder bu sarp kuvvet.
Yasasın bu şan/Yasasın vatan

Kız KORO
Dünyada ölmez bu cumhuriyet
Arslan gibi fertlerle biz/Garba ibret saçan bir cihanız.
Cumhuriyet yasasın diye/Zulmete nur saçan bir şahabız.
Benliğimize biz hakimiz/Sultan da hakan da hep bizleriz.
Güneş gibi parladı bahtımız.

Erkek Anlatıcı
Çalışan da/Kazanan da/Hep bizleriz.
Yaratan bize saadeti/Kurtar bu milleti.

Erkek-Kız KORO
Yaşasın Cumhuriyet

Erkek anlatıcı
1 Mart 1924 halifelik kaldırıldı,öğretim birleştirildi.

Kız anlatıcı
20 Nisan 1924 Teşkilat-ı Esasiye kabul edildi.

Erkek anlatıcı
17 Şubat 1925 Aşar vergisi kaldırıldı.

Kız anlatıcı
25 Kasım 1925 şapka kanunu Mecliste kabul edildi.

Erkek anlatıcı
30 Kasım 1925 Tekkeler kapatıldı.

Kız anlatıcı
25 Aralık 1925 uluslar arası takvim ve saat kabul edildi.

Erkek anlatıcı
17 Şubat 1926 Türk medeni kanunu kabul edildi.

Kız anlatıcı
9 Ağustos 1928 Türk harfleri kabul edildi.

Erkek KORO
Yasa milletinle başbaşa.

Kız KORO
Türk'ün gözbebeği Gazi Paşa.

Erkek anlatıcı
Bugün yaşıyorsam güler yüzle emin,/ Tertemiz gökler altında/Dağlarım, denizlerimle dost.
Toprağımda dolaşıyorsam/Ümitli, memnun ve rahat.
Gecem, gündüzüm hürse,
Damarlarımda kanım/Tenler içinde canım korkusuz yürürse.
Ekmeğim, suyum tatlı-Toprağım da, türküm de bereketli.
Rüzgarlarım alabildiğine hürriyetli ise, Bacamda tütünüm tütüyor Ölülerim huzur içinde yatıyor Ağacım dal yürüyor, boy atıyorsa, Görüyor, biliyor, inanıyorsam Dün yokken, bugün varsam,

Kız KORO
Sendendir,

Erkek KORO
Sendendir Atatürk.

Kız anlatıcı
M. Kemal onuncu yıl marşı'nı güftesi ve bestesi ile her zaman aklında tutmuştu.Bayram yakını, otomobilini durduruyor. "Onuncu yıl marsı'nı öğrendiniz mi?"diye okuldaki oğlunun ödevini yoklayan baba gibi soruyordu."Sesim söylememe el verişli değil" diyenlere sözlerini yineletiyor,şaşırırlarsa hemen düzeltiyordu.Hele "On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan" dizelerini pek beğendiğini belli ediyordu.

Kız KORO
Öğrenci,asker,esnaf ona dönüp başını:
Söylüyor bir oğuzdan onuncu yıl marsını
Çıktık acık alınla on yılda her savaştan
On yılda on beş milyon genç yarattık her yastan.
(MARŞTAN SONRA)

Erkek anlatıcı
Bir özlem çizgisinde her düşünce uludur, Bu yol insanlık yolu, Atatürk'ün yoludur, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesiyle doludur, Sevgide yeryüzüdür, güçte Anadolu'dur. Uzanıyor çağlara destanlaşan yüce Türk, Yaşama sevindiniz büyük önder Atatürk. Yüzyılın çağrısı bu: Tatlı, düş kutsal emek, Dimdik adımlardayız: Yolumuz sonsuza dek Duygumuz, sevgimiz bir, ülkümüz, andımız tek:
Yaşamak Atatürk'ü, Atatürk'ü söylemek.

Kız anlatıcı
Bir kasım sarılığı sarmış yurdu. Herkeste bir telaş, bir üzüntü. Rüzgarlar şaşkın esiyor, gözlerde yağmur gibi yaşlar.
10 Kasım 1938...-O sabah gök karardı birdenbire-. Kuşlar kanat çırptı. Yaprakları döküldü ağaçların.
O ki ölmez olandı.

Erkek KORO
Mustafa Kemal'di adı

Kız KORO
Son kere, çaldı kapısını ölüm Başı düştü yastığa ve kalkamadı.

Erkek KORO
Yıl 1938

Kız Anlatıcı
Kasım On
Ve O Kocatepe'de
Bir çadırdan bir çadıra geçer gibi,
Rahat ve cesur öldü.

Erkek Anlatıcı
Dünyada bir suskunluk: "Dünya artık eskisi kadar ilgi çekici olmayacak; çünkü Türk'ün Ata'sı toprakta" diyorlar.

Kız Anlatıcı
"Atatürk'ün kendi eliyle çizdiği yeni Türkiye'nin dış siyaseti, bu memleketi batılı uluslar topluluğuna katmış ve eski düşmanlarını kendisine dost yapmıştır."
İngiliz-Times Gazetesi

Erkek Anlatıcı
"Hiçbir kimse bu muzaffer general,bu yılmaz inkılapçı,bu insan kahraman,bu çok popüler adam kadar halkın kalbine yakın olmamıştır"
Fransa,Pekit Prasien Gazetesi

Kız Anlatıcı
"Türkler Atatürk'ü olağan üstü bir tutkunlukla seviyorlar"
Mıısr, El Belag Gazetesi

Erkek Anlatıcı
"Atatürk'ün ölümü yalnız Türk Ulusu için değil, O'nun benzerlerine muhtaç olan çoğu uluslar için de en büyük kayıptır.
Suriye Gazetesi

Kız KORO
Ama Mustafa Kemal toprak değil ki.

Erkek KORO
Mustafa Kemal toprak değil ki.
Mustafa Kemal vatan, Mustafa Kemal bayrak, ama
Mustafa Kemal toprak değil ki Ölüm, yeni bir canlanıştır. Yeni bir hayat


Kız KORO
Ölmedi,

Erkek KORO
Ölmez. Bir ulu, yeşil ağaçtır Yaprağı dökülmez


ÖLÜMÜNÜ ANLATAN FİLM

Kız KORO
Kırılmaz, parçalanmaz, bükülmez
Ölüm, maddeyi terkedip anılarda yaşamaktır.

Erkek KORO
Mustafa Kemal ölmedi.

Kız KORO
Ölmedi.
Ölmedin Ata'm, her an içimizde bitmeyen saygı, sonsuz muhabbetsin.
Andederiz ki, eserin ölmeyecek,

Erkek Anlatıcı
Andederiz ki sen, sonsuza dek yaşayacaksın

Erkek KORO
Yaşayacaksın

Kız KORO
Yaşayacaksın

Erkek-Kız KORO
Yaşayacaksın ATAM
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Levent Karagöz (8830) - Kasım 10, 2010, 11:27:34
Bu hüzünlü günümüzde, Ata'mızı saygı ile anıyorum.
Ruh'û şâd olsun.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Şubat 12, 2011, 12:08:23
  Dinleyiniz ve izleyiniz.

 Atatürk'ün Amerikaya Seslenişi (http://www.youtube.com/watch?v=HmbEOO-We54#)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Dağhan Baştuğ (16) - Mart 25, 2011, 03:15:47
Baktım ki fazla önemsenmemiş bu konu! Dedim yeniden hortlatayım!

ATATÜRK’ÜN İSMİ

Atatürk’ün Babası Ali Rıza Efendi küçükken kardeşi Mustafa’nın salıncağını sallarken, salıncaktan bebek Mustafa’yı düşürüp ölümüne sebep olmuş, kardeşinin hatırasını yaşatmak için oğluna Mustafa adını koymuştur.

Mustafa Adı “Seçilmiş”, “Seçkin” anlamına gelir.

Selanik Askeri Rüştiyesinde (Ortaokul) Üsküplü Mustafa Sabri Bey adında Matematik öğretmeni vardır. Sert, yüzü gülmez, kaşları çatık bir öğretmendi. Bu yüzden “hırçın hoca” diye anılırdı. Öğrenci adaşının çalışkanlığına, davranışlarına ve matematikteki üstün yeteneklerine değer veriyordu. Bu nedenle adaşının adına “olgunluk, mükemmellik” anlamına gelen Kemal adını da eklemeyi uygun buldu.

ATATÜRK’E VERİLEN İSİMLER

Soyadı Kanunundan sonra aldığı yeni harflerle yazılmış nüfus, hüviyet cüzdanında adı yalnız Kemal olarak kayıtlıdır. Mustafa Kemal İmzalarında M. Kemal diye kısaltarak imza atmıştır.

Halk arasında ve basında Atatürk’e çeşitli isimler ve lakaplar verilmişti.

•    Mustafa Kemal Paşa

•    Paşa

•    Sarı Paşa

•    Sarı Yüzbaşı

•    Sarı Bey

•    Gazi

•    Gazi Paşa

•    Atatürk

•    Gazi Mustafa Kemal Atatürk

•    Gazi M. Kemal Atatürk

•    M. Kemal Atatürk

•    Kemal Atatürk

Atatürk imzasını K. Atatürk olarak atmıştır.

Kemal Atatürk, Kemal’in Arapça olduğunu ileri sürmüş Türkçe’de Kemal diye bir söz bulunduğu ileri sürülmüş, Atatürk bu görüşü uygun bularak Kemal yerine Kamal olarak yazmaya başlamıştı. Sonraları bırakılarak yine Kemal yazılmaya başlanmıştı... (Alıntıdır)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: mustafa baykara (9660) - Mart 25, 2011, 08:27:20
Elhamdülillah müslümanım,Türk'üm Atatürk'çüyüm Laik Türkiye Cumhururiyet inin bekçisiyim.Ne mutlu Türk üm diyene.Ne mutlu sözde değil özde Atatürk çü olana onun izinden gidene.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: A.Ozan Sahin (17708) - Mart 30, 2011, 20:15:02
Ulu Önderimi saygıyla anıyorum.
Ne Mutlu Türküm diyene !
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Vedat Nurkan GÜLEN (11670) - Mart 30, 2011, 20:18:00
...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ahmet Ozkok (5317) - Mart 30, 2011, 23:18:02
  Dinleyiniz ve izleyiniz.

 Atatürk'ün Amerikaya Seslenişi (http://www.youtube.com/watch?v=HmbEOO-We54#)

ABD elcisinin hareketleri dikkatimi cekmisti ilk izledigimde de. Simdi de ayni hareketler dikkatimi cekti.
Ataturk'un karsisinda nasil boyle durabiliyor? Dengesiz gibi geldi bana. 2:06'dan itibaren.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ayberk Çetin (16209) - Mart 31, 2011, 12:17:28
Milletimizin şu zor günlerinde seni daha da özlüyorum ATAM. Olsaydın keşke de milletler; Lider ve ülke görseydi :(
Atam gençlik amewrika kültürüne hayran. Orta yaşlılar ne desen kabul ediyor.. Yaşlılar çaresiz seslerini duyuramıyorlar bile. Söylencek çok şey var ATAM ama senin moralin bozulmasın diye yazmıyorum.. Şehitlerimize selam söyle benden ve vatanseverlerden.. Ruhunuz Şad Olsun...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Mart 31, 2011, 12:33:23
  Ahmet, o dönemde Abd.'ye kafa tutabilmiş bir ülke yoktu, onun şokunda o elçi. Abd.'nin yükselme dönemi idi o sıralar.

  Sarı Zeybek & Mustafa Kemal Atatürk (http://www.youtube.com/watch?v=fLNl8QEOkrU#)

Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Murat Küden (2) - Nisan 28, 2011, 12:39:13
Bu konu bir tanima ve tanitma konusudur. Atatürk ile ilgili tartisma konusu veya bir propaganda konusu degildir.

Secim tansiyonunu buraya tasimanin bir anlami yok. Eger varsa demek istediginiz bir sey, gider sandiga söylersiniz.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: A.Ozan Sahin (17708) - Nisan 30, 2011, 15:33:26
''Dersimiz Atatürk''.Herkesin vaktinden bir parça ayırıp izlemesi gereken anlamlı bir belgesel.
Dersimiz.Ataturk-part1.00.avi (http://www.youtube.com/watch?v=aOqdttJ4z2A#)

Dersimiz.Ataturk-part2.00.avi (http://www.youtube.com/watch?v=SYC6QAiufqw#)

Dersimiz.Ataturk-part3.00.avi (http://www.youtube.com/watch?v=tuREvGwg3K8#)

Dersimiz.Ataturk-part4.00.avi (http://www.youtube.com/watch?v=qwrasYTBuAw#)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: A.Ozan Sahin (17708) - Nisan 30, 2011, 15:45:19
Dersimiz.Ataturk-part5.00.avi (http://www.youtube.com/watch?v=ztCiQvM1vRA#)

Dersimiz.Ataturk-part6.00.avi (http://www.youtube.com/watch?v=Sm7BwETOVM8#)

Dersimiz.Ataturk-part7.00.avi (http://www.youtube.com/watch?v=AJQ2qTGRhG0#)

Dersimiz.Ataturk-part8.00.avi (http://www.youtube.com/watch?v=YkfPEHbbnkQ#)

Dersimiz.Ataturk-part9.00.avi (http://www.youtube.com/watch?v=vrFYkqz3jGw#)

Dipnot; Her mesaj başına max 4 er video link sınırı olduğu için ,en son bölüm olan video'yu linkte tıklayarak izleyebilirsiniz.

Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ercüment Enes KOLUMAN (12542) - Haziran 19, 2011, 11:32:18
80 yıl önce sansürlenen Ata’nın mektubu bulundu
Araştırmacı-Yazar Atilla Oral’ın yeni çıkan “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu” adlı kitabında Atatürk’ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu’na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmamış 21 sayfalık mektubun orijinali yer alıyor
19 Haziran 2011 Pazar, 10:24:45

 
Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu
GAZETE HABERTÜRK / BÜLENT GÜNAL

Atatürk’ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu’na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmayan mektubu bulundu! Araştırmacı-Yazar Atilla Oral’ın “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu’’ adlı kitabında bu şaşırtıcı gerçeğin detayları ve Atatürk’ün sert bir dille kaleme aldığı 16-17 Ağustos 1931 tarihli 21 sayfalık mektubun tam metni ilk kez yayınlandı. Oral, Atatürk’ün Yalova’dan yazdığı mektubun 80 yıl boyunca gizlendiğini, bazı bölümlerinin tahrif edildiğini söyledi:


“Mektubun sadece birkaç satırı Türk Tarih Kurumu’nca yayınlandı. O satırlar arasında Atatürk’ün ünlü, ‘Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir! Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Siz buna razı mısınız?’ cümlesi de yer alıyor. ‘Siz buna razı mısınız?’ cümlesi bile sansürlenip kesildikten sonra Atatürk’ün bu ünlü sözü Türk Tarih Kurumu’nun merkez binasında mermer levhalara kazındı.’’

ATATÜRK ÇOK KIZMIŞ
Oral kitabında mektupla ilgili şu bilgileri veriyor: “(...) Konu ders kitaplarının hazırlanması ile ilgili. Atatürk tarih yazımı için ‘Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni görevlendiriyor. Cemiyet, liselerde okutulacak tarih kitaplarının yazımına başlıyor. ‘İslam Tarihi’ ve ‘Türklerin İslam’daki Yeri’ ile ilgili bölümü ise Mısır’daki ünlü El Ezher Camii ve Üniversitesi mezunu Zakir Kadiri hazırlıyor. Atatürk, Arap milliyetçiliğini ön planda tutan bu bölümlere itiraz ediyor, bazı düzeltmelerin yapılmasını istiyor. Ancak düzeltmeler istediği gibi yapılmayınca adeta ateş püskürüyor.”

MEKTUPTA NELER YAZIYORDU?
“Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanlar (...) Bir hırka ve bir hurma hikâyesi artık bir insanlık erdemi olarak gösterilmek felsefesi esas tutularak tarih yazılmamalıdır. Bunun gibi Arap ordularının birçok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiği bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığını araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır. Şüphesiz Türkler çok kahraman evlatlar (...) ilim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuçta Arap imparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde birinci derecede güç ve hâkimiyet sahibi olmuşlardır. En nihayet Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir.’’

'NOTLARI DÜZELTİRKEN...'
“Teyfik Beyefendi! (Dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu) Zakir Kadiri’nin ahmakçasına notlarını düzeltirken bu noktalara dikkat buyurunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir. İlim alanında şüpheli olmak, Mısır’ın Camii Ezher’i mezunlarına inanmaktan daha iyidir.’’

ÇÖPTE BULUNDU İDDİASI
Oral, mektubun bulunuş hikâyesini şöyle anlatıyor:

“Beyoğlu Hazzopulo Pasajı’nda düzenlenen kitap ve fotoğraf müzayedelerinin birinde Türk Tarih Kurumu eski Genel Sekreteri Uluğ İğdemir’e ait çeşitli belgeler satışa çıktı. Bu belgeler içinde Atatürk’ün el yazısı mektup sayfalarının yıllar önce çoğaltılmış eski kopyaları da vardı. Belgeleri satın aldım. Dokümanları müzayedeye getiren sahaf arkadaşım belgelerin çöpten çıktığını söyledi.’’

ZAKİR KADİRİ KİMDİR?
Aslen Türkistanlı olan Zakir Kadiri Ugan 1878 yılında dünyaya geldi. Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nde eğitim gördü. Ders kitapları için hazırladığı İslam tarihi ve Türklerin İslam’daki Yeri konularını, Camii Ezher Medresesi şeyhlerinin kabul ettiği Arap milliyetçiliği düşüncesine göre yazınca Atatürk’ü çileden çıkardı.

(http://im.haberturk.com/2011/06/19/641005_detay.jpg?1308469041)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 10, 2011, 09:05:03
  Bu milleti, vatanını, özgürlüğü, insanlığı ve barışı seven herkes sana minnettardır, rahat uyu Atatürk'üm.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Mehmet KAN (8617) - Kasım 10, 2011, 09:27:57
GENÇLİĞİN ATATÜRK'E CEVABI

Ey Büyük Ata,
Varlığımızın en kutsal temeli olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetinin sonsuz bekçisiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun güçlü temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilinçlidir. En kıymetli emanetimiz olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır. Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençliği, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve milletin selameti için her zorluğa iman dolu göğsümüzü germek, gerçek amacımızı olacaktır.

Ey Türk'ün büyük Ata'sı !
İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.

Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.

Türk Gençliği
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Silinen Üye (13873) - Kasım 10, 2011, 09:41:36
  Bu milleti, vatanını, özgürlüğü, insanlığı ve barışı seven herkes sana minnettardır, rahat uyu Atatürk'üm.
++
söylenecek çok söz var ama yukardaki söz kısa ve anlamlı olmuş, katılıyorum.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Levent Karagöz (8830) - Kasım 10, 2011, 10:50:24
Saygıyla anıyoruz.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Murat Küden (2) - Kasım 10, 2011, 10:55:39
Ruhu sad olsun.

Umarim onun düslerine yarasir bir gelecegi bu ülkenin fertlerine armagan edebiliriz.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ayberk Çetin (16209) - Kasım 10, 2011, 17:22:33
Her 10 Kasım'da Atatürk'ün bu ülkeye kattıkları düşünülerek, fikri, vizyonu anılır, bedeni değil. bunu bilmeyen embesillerin ATAMIZI anlayamaması normaldir ki çünkü düşünemezler. Eğer düşünebilselerdi, mukayese edebilselerdi onun ne kadar çağının ilerisinde olduğunu anlayabilirlerdi.

Özledik, çok özlüyoruz, her geçen gün artan bir özlem ile özleyeceğiz be ATA'M.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sinan UYSAL (12171) - Kasım 16, 2011, 01:48:02

CEHALETTE BOĞULUP SITMADAN ÖLMEDİYSEK EĞER; BUNU ONA BORÇLUYUZ “Atatürk ve Cumhuriyet Mucizesinin Bilançosu”
 
10 Kasım 2011

“Düşünüş biçimi zayıf, çürük yanlış sefih olan
 
bir sosyal topluluğun bütün çabası boşunadır.

İtiraf etmek zorundayız ki bütün İslam
 
dünyasının sosyal toplumlarında hep yanlış

düşünce biçimleri egemen olduğu için doğudan
 
batıya kadar İslam memleketleri düşmanların
 
ayakları altında çiğnenmiş ve düşmanların esaret

zincirine girmiştir.”
 
Atatürk-20 Mart 1923-Konya
 
Bugün Cumhuriyetimizin 88. yıldönümü. Türk insanının padişahın kullarından özgür bireyler haline getirilmesinin, kadının köle durumundan kurtarılıp erkekle eşit kılınmasının, aşağılanan, dışlanan Türklere kimliklerinin ve kişiliklerinin yeniden hatırlatılmasının, akıl ve bilimin gücünün vurgulanmasının, kısaca bu milletin yeniden insan onuruna yakışır biçimde yaşamaya başlamasının 88. yıldönümü.
 
Kutlu olsun!
 
Cumhuriyet Devrimi (Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki yenilikler) Atatürk’ün kafasında ilk gençlikten beri biçimlenen, tecrübeyle, bilgiyle harmanlanan, zaman içinde olgunlaşan ve yeri ve zamanı geldikçe aşama aşama düşünceden uygulamaya geçirilen bir uygarlık projesidir.
 
Atatürk, 1918’de I. Dünya Savaşı’ndan 550.000 kayıpla çıkan, Mondros Ateşkes Antlaşması’yla orduları dağıtılan, ağır silahları elinden alınan, tünelleri, demiryolları, tersaneleri, yer altı ve yer üstü zenginlikleri, telgraf hatları ele geçirilen, bu da yetmezmiş gibi elindeki son toprakları da emperyalistlerce işgal edilen, kapitülasyonlar altında ezilen, sanayileşmemiş, aşiret ve tarikat kıskacında, aydınlanmamış, geri kalmış yıkık ve perişan bir ülkeyi önce bağımız sonra çağdaş bir ülke haline getirmeyi başarmıştır.
 
Yoksul, perişan, cahil, yılgın, moralsiz ve emperyalizmle kuşatılmış ve kışkırtılmış bir topluluktan önce bir “birlik”, sonra bir “ordu” sonra da bir “millet” yaratmıştır.
 
Atatürk, emperyalist ve kapitalist Avrupa’ya, “Biz tüm ulus olarak bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı bütün ulusça savaşan insanlarız” diyerek baş kaldırmış ve kazanmıştır.
 
Böylece dünyada ilk kez bir adam ve o adama inana bir millet, eli kanlı emperyalizmi dize getirmiştir.
 
Bu büyük başarı Atatürk’ü ve Türk milletini ezilen-sömürülen Doğu’nun bağımsızlık sembolü haline getirmiştir. İslam dünyasına göre o, Hıristiyan emperyalizmini dize getiren “ALLAH’IN KILICIDIR”
 
Prof. Arnold Tyonbee, bu gerçeği şöyle ifade etmiştir: “Türk ulusu kendisi için savaşırken aynı zamanda yoksul ülkelerin de savaşını vermiştir. Kendisine karşı kabaran sel sularını Ankara kapılarında durdurarak İzmir’e, Trakya’ya, İstanbul’a doğru süren Türklerin başlattığı yeni akım belki de Irak, Suriye, Filistin, Mısır, Tunus, Cezayir ve Hindistan’a dek etkisini sürdürecek ve bu ülkeleri kaplayan Batı selini sürükleyip götürecektir.”
 
Atatürk, emperyalizmin ezberini bozan ilk ve tek doğuludur: Önce yetersiz insan gücü, yetersiz silah ve cephane, yetersiz bilgi, yetersiz para ve yetersiz moral gücüyle sanayileşmiş, bilgili, zengin ve şımarık emperyalizmi yenmiş; sonra da ortaçağ kalıntısı, geri kalmış, yoksul, bağımlı, bilgisiz ve sağlıksız bir “ümmet” imparatorluğundan çağdaş bir “ulus” yaratmıştır.

Atatürk, hiç abartısız önce bir vatan, sonra bir millet sonra da bu vatanda bağımsız yaşayacak millete çağdaş (uygar) bir gelecek hazırlamıştır.

Dünyanın hiçbir döneminde ve hiçbir yerinde bir millet için bu kadar çok şey yapan başka bir lider daha yoktur.
 
Özetlemek gerekirse Atatürk bu milleti iki kere kurtarmıştır: İlk kurtuluş; akılla-silahla-imanla-cesaretle- kazandığı Kurtuluş Savaşı, ikinci kurtuluş ise; akılla-kalemle-bilgiyle-azimle kazandığı Uygarlık Savaşı’dır
 
Elimizde Yokluk ve Yoksulluk Var İsmet.

Atatürk, cumhuriyetin ilanından bir gün sonra 30 Ekim 1923’te İsmet Paşa’yı köşke davet ederek, ona ülkenin içinde bulunduğu durumu, Osmanlı’dan devralınan mirası anlatmıştır. Atatürk sözlerine, “Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz…” diye başlamıştır.
 
Atatürk çok haklıdır….
 
Osmanlı’dan Cumhuriyete kalan miras, işgal altında bir vatan, bolca dış borç, yoksulluk, yoksunluk ve bir de bağnazlıktır.
 
İşte genç Türkiye Cumhuriyeti’ne 1923 yılı itibariyle Osmanlı’dan kalan miras:
 
« Nüfusun % 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bir bölümü yerleşik değil göçebe. 40 bin köyün 37 bininde ne okul var, ne posta ne de dükkan. 40 bin köyde yaklaşık 11 milyon insan yaşıyor. Bu insanların ancak % 2’si okur-yazar. 35.000 köyde okul yok. 1922 istatistiklerine göre 1950 köyde sığır vebası var.
 
« Düşmanların tümüyle yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmak gerekiyor.
 
« Dört mevsim kullanılabilir karayolu yok denecek kadar az. Kışın batağa dönüştüğü için geçilmesi çok zor.
 
« 4.000 km kadar demiryolu var Anadolu’da. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz bir demiryolu ağı. Vatanın bütünlüğünü sağlamak için ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamak lazım.
 
« Denizciliğimiz acınacak durumda. Donanma, II. Abdülhamit döneminde Haliç’te çürütülmüş.
 
« Köylü topraksız. Sabanı ve öküzü bile yok. Doğu’da, Cumhuriyetle de insanlıkla da bağdaşmayan aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni var.

« Her yerde tefeciler, spekülatörler, savaş zenginleri halkı eziyor.
 
« Çok az tarım mühendisi var. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getiriyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.
 
« Tüm Türkiye’de sadece 337 doktor var. 150 kadar ilçede doktor yok. Doktor başına 30.000 kişi düşüyor. Sağlık memuru sayısı 434. Pek az şehirde eczane var. Türkiye’deki toplam eczacı sayısı 60.
 
« Salgın hastalıklar insanımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta denebilir. Bebek ölüm oranı % 60’ı geçiyor. Ebe sayısı çok az. 40 bin köye karşılık diplomalı ebe sayımız 136.
 
« Telefon, motor ve makine yok denecek kadar az. Teknolojiden yoksun bir ülkeyiz. Radyo ve sinema yok…
 
« Ekonomik hayatımız da içler acısı bir halde. Kapitülasyonlar belimizi bükmüş, tarım ilkel yöntemlerle yapıldığı için ve topraklar bilinçsiz kullanıldığı için üretim çok az.
 
« Bütün sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Şeker, un ve hatta kiremiti bile ithal etmek durumundayız. Avrupa’nın her çeşit malı için açık pazar halindeyiz.
 
« Toplam sanayi kuruluşumuz 282. Ağırlığı gıda, dokuma ve deri sanayi oluşturuyor. Bu kuruluşlardaki sermaye ve emeğin sadece % 15’i Türklerin. Geri kalanlar yabancı ve azınlıkların. Madenler, limanlar ve demiryolları yabancıların elinde.
 
« Osmanlı’dan bize kalan sadece dört fabrika var: Hereke İpek Dokuma, Feshane Yün İplik, Bakırköy Bez ve Beykoz Deri fabrikaları.
 
« Sanayi gelişmemiş, iktisatçımız da çok az. Çoğu bilip okuduğu kavramların dışına çıkamıyor. Mühendisimiz olmadığı gibi ara elemanımız da yok.
 
« Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı kentlerde var.
 
« Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı 400.000’i geçmiş. Göçmenlere ordunun yiyecek stoklarından yardım ediliyor.
 
« Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi ise hiç çözülmemiş bir sorun olarak duruyor. Erkeklerin % 7’si, kadınların %04’ü okuma yazma biliyor. Kürtler arasında okuma yazma oranı %01 bile değil.
 
« Tüm ülkede 337.618 ilkokul öğrencisi var. Bu zorunlu öğrenim görmesi gereken çocuğun sadece dörtte biri. Ülkede toplam 4.770 ilkokul bulunuyor. Tüm ülkede sadece 153 ortaokul ve lise var. Ortaokullarda sadece 543, liselerde 230 kız öğrenci okuyor. Öğretmenlerin üçte biri öğretmenlik eğitimi görmemiş. Bizim okullarımızın azlığına ve niteliksizliğine karşın yabancıların çok sayıda nitelikli okulu var.
 
« Medreseler askerden kaçma yeri ve bağnazlık yuvası durumunda. Hurafeleri din diye öğreten ve öğrencilere “salavatı tefriciye” çektiren bir anlayış egemen. Medreselerde Türkçe yasak.
 
« Ülkede sadece bir üniversite var. O da yüksek Medrese düzeyinde eğitim veriyor. Çağın gelişmelerine kapalı. Akıl ve bilim çoktandır unutulmuş.
 
« Halk kitap okumuyor. 1729’dan 1830 yılına kadar 100 yıl içinde Osmanlı’da basılan toplam kitap sayısı sadece 180. Aynı sürede Batı’da basılan kitap sayısı ise 90.000. Basının toplam tirajı 100.000’i geçmiyor. Gazeteler ve dergiler, sadece İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerde az sayıda okuyucu bulabiliyor.
 
« Kitap yok, kütüphane yok, müze yok, tiyatro yok, sinema yok, radyo yok; halkı aydınlatacak, bilinçlendirecek, eğitecek kurumlar yok. Halk adeta kendi kaderine ve cami imamının, tarikat şeyhinin, Medrese ehlinin bilgisine ve insafına terk edilmiş durumda.
 
« Halk müziğe, heykele, tiyatroya, sinemaya, baloya, sanata, spora çok uzak.
 
« Halkta tarih bilinci yok. Tarih denince peygamberlerin ve padişahların hayat öyküleri anlaşılıyor. Bir çok tarihi eserler yurt dışına kaçırılmış. Antik tarihten ve Arkeolojiden anlayan insan sayısı bir elin parmakları kadar.
 
« Türkçe ihmal edilmiş, sözcükler unutulmuş. Türkçe Türkçeliğini yitirdiği için dilin adına Osmanlıca denilmiş. 600 yıldan fazla bir zaman içindeki özensizlik nedeniyle Arapça-Farsça ve Fransızca Türkçeyi adeta istila etmiş. Dahası eklemeli ve sesli harf sayısı çok fazla bir dil olan Türkçe, Türkçeye hiç uymayan çekimli ve sesli harf sayısı çok az bir dil olan Arapçanın alfabesiyle yazılmaya çalışılıyor.
 
« Kadınlar ikinci sınıf, medeni, sosyal ve siyasal haklardan yoksun. Kadın erkek eşitliği yok. Bir gün kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olacakları, avukatlık, hakimlik, pilotluk, profesörlük, milletvekilliği, atletizm yapabileceklerini hayal bile etmek mümkün değil.
 
« Bir çok tarikat hayata yöne vermeye çalışıyor. Mezhep çatışmaları hat safhada. Falcılar, büyücüler, şeyhler, şıhlar ayrıcalıklı konumda. Din istismarı çok yaygın.
 
« 600 yıl boyunca Türkler ihmal edilmiş. Yönetim dönme devşirmelere bırakılmış. Türkler, devlet yönetiminden dışlanmış, sadece köylü, çiftçi ve asker olabilmiş. Bu nedenle de kimliğini, kişiliğini ve kendine güvenini kaybetmiş.

« Hukuk sistemi, yargı sistemi, anayasal düzen, hatta takvim, saat, ölçüler bile çağa uymayan bir durumda. Kılık kıyafet, “ne milli ne beynelmilel”, gülünç durumda…
 
« Biat kültürü hakim, 600 yıldan fazla devam eden saltanat sistemi içinde halkın kaderi hep padişahın iki dudağı arasında olmuş. Padişah “rai” (çoban) mantığıyla “reaya”(sürü) diye gördüğü halkı gütmüş. Saray, devlet adamları, din adamları, gayrimüslim zenginler ayrıcalıklı “havas” yani üstün sınıf, Müslüman Türk halkı ise alt tabaka, yani “avam” olarak görülmüş.
 
İşte Cumhuriyet mucizesi bu korkunç tabloyu çok kısa bir sürede tamamen tersine çevirmiştir. Bu yokluk, yoksulluk ve geri kalmışlık içinde Atatürk ve çevresindeki “devrimci kadro”, sadece 15 yıl gibi çok kısa bir sürede dünyaya parmak ısırtacak bir başarıya imza atmıştır.
 
Üstelik ATATÜRK Cumhuriyet mucizesine imza atarken, ilk on yıl içinde bir büyük isyan (Şeyh Sait İsyanı), irili ufaklı çatışmalar, iki kısmı seferberlik ve bir büyük dünya krizi yaşanmıştır. Kısıtlı bütçesine rağmen yabancılardan çok fazla borç almadan kalkınmayı başarmıştır. Cumhuriyet, İzmir İktisat Kongresi’yle başlayan kalkınma sürecinde denk bütçe, açık diplomasi, “yurtta barış dünyada barış” ilkeleriyle hareket etmiştir. Milletler Cemiyeti’ne ancak davet edilince girmiştir. Bu dönemde % 10 kalkınma hızı, %20 sanayileşme hızı yakalamıştır. Son beş yılda ise, bir büyük isyan (Dersim İsyanı) ve irili ufaklı çatışmalar, Hatay ve Boğazlar sorununa rağmen Devletçi ekonomiyle ve kalkınma planlarıyla fabrikalarını, demiryollarını, bankalarını kurmuş ve büyük bir hızla sanayileşmiştir. Halkçılık ilkesi doğrultusunda halkevleri, halkodaları, köy öğretmen okulları, köy okulları, millet mektepleri, enstitüleri, yüksek okulları ve üniversitesini kurarak halkı bilinçlendirmiştir. 15 yıl gibi kısa bir sürede, ortaçağ kalıntısı geri kalmış bağımlı bir toplumdan çağdaş bir ulus yaratılmıştır. Neresinden bakarsanız bakınız bunun adı Atatürk ve Cumhuriyet Mucizesi’dir.
 
İşte Atatürk ve Cumhuriyet mucizesinin kısa bir bilançosu:
 
« Kurtuluş Savaşı boyunca “milli egemenlik” ilkesi doğrultusunda hareket eden, emperyalist kuşatmayla çevrilmiş ve demokrasi geleneği olmayan bir ülkede “ille de meclis, önce meclis” diyerek milletin temsilcilerinden oluşan TBMM’yi açan, bütün bir ölüm kalım savaşını bu halk meclisiyle birlikte yürüten, daha sonra “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek 600 yıllık Osmanlı saltanatını yıkan, siyasal kültürü artırmak için bir siyasi parti kuran (CHP), Cumhuriyeti ilan eden, hilafeti kaldıran ve kadınlara seçme seçilme hakkı veren ve iktidarı denetlemek için bir parti daha kurup (SCF) demokrasinin alt yapısı hazırlayan Atatürk böylece, 600 yıldan fazla bir zamandır sultanlar-padişahlar-halifeler tarafından “rai” (çoban), “reaya” (sürü) mantığıyla güdülen bir “kul” kitlesinden, özgür iradesiyle kendi kaderini kendisi belirleyen “bireyler” yaratmıştır. Cumhuriyet sayesinde kul bireye, ümmet millete dönüşmüştür. Bu gerçek anlamda “devrimci” bir dönüşümdür. İslam dünyası bugün hala Atatürk’ün yüzyılın başında yaptığı bu dönüşümü yapamamanın sıkıntılarını çekmektedir. İki dünya savaşı arasında meclisleri açık olan ve bir şekilde demokratik işleyişe sahip olan ülke sayısı Avrupa’da 5 Amerika’da 5 olmak üzere toplam 10 ülkedir. Türkiye de bu ülkelerden biridir. Dünya’da, 1920’de sadece 35 anayasal ve seçilmiş hükümet varken, bu sayı 1938’de 17’ye düşmüştür. 1944’de ise tüm dünyadaki 64 ülkenin sadece 12’si meclise ve anayasal düzene sahip, demokrat olarak adlandırılabilecek ülkelerdir. Türkiye de bu ülkelerden biridir. Türkiye, KADINLARA SEÇME SEÇİLME HAKKI VERME konusunda İslam dünyasında “1.”, Avrupa’da “7.”, Dünya’da “12.” sıradadır. Demokrasi ve kadın hakları konusunda oldukça geri kalmış bir İslam ülkesi olan Türkiye’nin bu başarısı, kelimenin tam anlamıyla göz kamaştırıcıdır. Avrupa’da faşist diktatörlüklerin kol gezdiği bir ortamda Atatürk demokrasiyi, “İnsan ırkının ümidi” ve “daima yükselen bir deniz” olarak adlandırmış ve bu doğrultuda Türkiye’yi demokrasiye hazırlamıştır. Nitekim bu hazırlıklardan sonra Türkiye 1946’da çok partili hayata 1950’de de demokrasiye geçmiştir.
 
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sinan UYSAL (12171) - Kasım 16, 2011, 01:48:29
« Atatürk, 600 yıldır Türkleri “etrak-ı bi idrak” diye merkezden çevreye dışlayan, onları çiftçi-köylü ve asker yapan, devlet yönetimini tamamen Hıristiyan-Yahudi-dönme-devşirme-soylu unsurlara bırakan, Kürtleri kullanma karşılığında onların aşiretleşmelerine ve fedaileşmelerine izin veren zihniyete son verip Türkleri yüzyıllar sonra yeniden çevreden merkeze taşımıştır. Cumhuriyetle Türklere devlet kapıları yeniden açılmış, ülke yönetimi saltanat soylularının elinden alınarak halka verilmiştir Cumhuriyetle birlikte, yüzyıllar sonra ilk kez bu ülkede dönme-devşirme-saltanat soylusu olmayan sıradan halk kitleleri başbakan, cumhurbaşkanı ve bakan olabilmişlerdir. Yakın tarihimizde, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan gibi “halkın içinden gelmekle” övünen kişilerin ülke yönetiminde söz sahibi olmalarının tek nedeni Atatürk’ün ve Cumhuriyetin Osmanlı’nın dönme-devşirme-soylu saltanatına son vermiş olmasıdır. Ama Atatürk ve genç Cumhuriyet sayesinde bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı olan bu kişiler, Atatürk Cumhuriyeti’ni “jakoben” (tepeden inmeci) ve “seçkinci” olarak adlandırmışlar, kendilerini Osmanlı sultanlarıyla özdeşleştirmişlerdir. Akıl tutulması bu olsa gerekir. Türk Tarih Kurumu’nu, Türk Dil Kurumu’nu, Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ni kurmuş, Türk Tarih Tezi’ni ve Türk Dil Tezi’ni geliştirip Türkçenin yapısına uygun Yeni Türk Harflerini (Göktürk- Etrüsk- Latin Harfleri) kabul etmiş, Türk ağızlarında tarama ve derleme çalışmalarıyla unutulmaya yüz tutmuş Türk dilini yeniden açığa çıkarmış, böylece Osmanlı’da tarihini, dilini, dolayısıyla kimliğini ve kişiliğini kaybetme noktasına gelen Türklere yeniden dilini, tarihini; kısaca milli kimliğini anımsatmıştır.“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” diyerek de Türkiye’deki herkesi, ırkına, cinsine, dinine bakmaksızın “Türk milleti” diye adlandırmıştır.
 
« Atatürk, 1928’de Yeni Türk Harflerinin kabul edilmesinin ardından Millet Mekteplerini açtırmıştır. Ülke genelinde toplam 54.050 Millet Mektebi açılmıştır. Bunun 18.589’u şehirlerde, 35.46’sı köylerdedir. Bu okullarda toplam 46.000 öğretmen görev almıştır. 1929-1934 arasındaki 5 yıl içinde Millet Mekteplerine devam eden 2.305.924 kişiden 1.124.926 kişi yeni yazıyı öğrenip diploma almıştır. Millet Mektepleri’nde 1929-1936 tarihleri arasında ise 2.546.051 kişi yeni yazıyı öğrenerek diploma almıştır. Millet Mekteplerinde hiç okuma yazma bilmeyen 458.000 köylü kadından 152.968’ine okur-yazarlık belgesi verilmiştir. Türkiye’de 1927 yılında okuma-yazma oranı erkeklerde % 7 kadınlarda % 04 iken, Harf devriminden 7 yıl sonra, 1935 nüfus sayımına göre (toplam 17 milyon) okur-yazarlık oranı % 19.2’ye yükselmiştir. Bu oran, Harf devrimi öncesinin neredeyse iki katıdır. Okuma-yazma oranı sürekli artarak 1940-41’de % 22,4’e yükselmiştir. Neresinden bakılırsa bakılsın bu artış bir dünya rekorudur. Köy eğitmenleri projesiyle Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar genç ve idealist öğretmenler gönderilmiş, bu öğretmenler köylülerle birlikte kurdukları okullarda köy halkına hem okuma-yazma öğretmiş, hem bilim, sanat, kültür, konularında temel bilgiler vermiş, hem de tarım, hayvancılık, bağcılık ve bahçecilik, el sanatları gibi konularda halkı eğitmiştir. 1940’ların ortalarına kadar 7000 köye okul götürülmüştür. Atatürk döneminde okul ve öğrenci sayılarında büyük bir artış görülmüştür. 1924-1936 yılları arasında ki 12 yılda ilkokul sayısı % 25’lik bir artışla 4.894’ten 6.112’ye çıkmış; 1936-1946 yılları arasındaki 10 yılda ise bu sayı % 146’lık bir artışla 6.112’den 15.009’a çıkmıştır. Öğrenci sayısındaki artış ise ilk dönemde % 92, ikinci dönemde ise % 114’tür. İsmail Hakkı Tonguç’un verdiği bilgilere göre bu ikinci dönemde asıl artış köylerde olmuştur. Bu dönemde okul sayısındaki artış % 185, öğrenci sayısındaki artış ise % 119’dur.
 
« Atatürk, tekkeleri, zaviyeleri ve türbeleri kapatarak, tarikatlara son vererek, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve din istismarıyla mücadele ederek, hurafelerin bataklığında debelenen bir topluma “gerçek dini” göstermek için çok ciddi adımlar atmıştır. Softalıkla, yobazlıkla mücadele etmiştir. Dine ve dindara değil, dinciye ve din oyunu aktörlerine karşı gelmiştir. Halkın dini gerçekleri hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan anlaması için kutsal kitap Kuran-ı Kerim’i ve sağlam hadis kaynaklarını Türkçeye tercüme ettirmiştir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kuran tefsir ve tercümesini ve Buhari’nin Hadis Kaynağını on binlerce takım bastırarak ülkenin dört bir yanına ücretsiz olarak dağıttırmıştır. 1924 yılından 1950 yılına kadar 352.000 takım dini kitap bastırılmış ve yurdun en ücra köşelerine kadar dağıtılmıştır. Bu kitapların dağılımı şöyledir: 45.000 adet Kuran-ı Kerim tercüme ve tefsiri (19’ar cilt), 60.000 adet Buhari Hadisleri tercüme ve izahı (12’şer cilt), 247.000 adet din kültürü eserleri… Şeri bir imparatorluk olarak bilinen Osmanlı’da 1400 ile 1730 yılları arasında, yani yaklaşık 300 yıllık bir dönemde telif olarak 14 tefsir, 48 fıkıh, 25 akit ve kelam, 11 ahlak, 44 değişik konular ve sadece 1 tane de hadisle ilgili kitap yazılmıştır. Yani Osmanlı’da yaklaşık 300 yıl boyunca din içerikli toplam 143 eser yazılmıştır. Görüldüğü gibi kimilerince “dinsizlikle” suçlanan genç Cumhuriyet’in dini konularda ortaya koyduğu eser sayısı “dindar” diye adlandırılan Osmanlı’da 300 yılda ortaya koyulan eser sayısından katbekat fazladır: 300 yılda sadece 143 dini esere karşılık, 25 yılda 352.000 takım dini eser… Kimin daha dindar olduğuna siz karar verin!…
 
« Atatürk, dünya işlerini dinsel ilkelere göre değil, çağdaş hukuka, akıl ve bilim ilkelerine göre halletmek için şeri hukuka son vermiş, din adamlarıyla devlet adamlarının yetki ve sorumluluk alanlarını ayrıştırmıştır. Bir taraftan dinle dünya işlerini birbirinden ayırırken, diğer taraftan “Kimsenin inanışına engel olunamaz… Biz düşünceye ve inanışa saygılıyız…” diyerek inanç ve ibadet özgürlüğünü anayasal güvence altına almıştır. Tarikatların, cemaatlerin, din istismarcılarının dini kendi kontrollerine almalarını engellemek için Diyanet İşleri Başkanlığı kurmuştur. Türk çocuğunun dinini-diyanetini doğru bir şekilde öğrenmesi için çalışmalar yaptırmış, köy okullarında din dersleri devam etmiş, bu derslerde 3. ve 4. sınıflarda “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” adlı ders kitapları okutulmuştur. Atatürk, okullarda okutulan ve bazı bölümlerini bizzat kaleme aldığı Medeni Bilgiler ve Tarih II kitaplarında, “dinler” ve “İslam tarihi” konusunda eleştirel bir yaklaşım ortaya koyarak gençlerin “din” konusuna bile “akılcı” ve “eleştirel” bir gözle yaklaşmalarına zemin hazırlamıştır. 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na göre İstanbul Darülfünun’u bünyesinde bir İlahiyat Fakültesi kurulmasına karar vermiştir. Üniversite Reformu’ndan sonra bu kurum Yüksek İslam Enstitüsü’ne dönüştürülmüştür. Camiler açık olmuş, ezanlar susmamış, ibadet devam etmiş, dini bayramlar bütün coşkusuyla kutlanmıştır. Dahası, camisi olmayan veya Kurtuluş Savaşı yıllarında camisi yıkılan köylere ve kentlere bizzat Atatürk cami yaptırmıştır. Örneğin, Eskişehir’in Mihalıççık köyündeki tarihi bir cami, Atatürk’ün verdiği 5000 lirayla yeniden yaptırılmıştır.
 
« Atatürk, Müslüman Türk milletini dünyanın gözü önünde gülünç duruma düşüren ve Batı’nın Türklere yönelik aşağılamalarına “görsel meşruiyet” kazandıran, çağın ve hayatın gerisinde kalmış, Türk kültürüyle uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan garip kılık kıyafeti çıkarttırarak, bütün medeni dünyada kullanılan çağdaş kılık kıyafeti giydirmiştir. Atatürk, “Şapka giydirdim ki, başa giyilen şeyle din değiştirilmeyeceğini anlasınlar…” diyerek şapka devriminin bir gardırop meselesi değil bir zihniyet meselesi olduğunu anlatmak istemiştir. Türkiye’de tek bir Allah’ın kulu şapka giymediği için idam edilmemiş ve cezalandırılmamıştır. İstiklal Mahkemesi, şapka devrimine karşı kışkırtıcılık yapan, halkı isyana teşvik eden sadece 27 karşı devrimciye idam kararı vermiştir. “Tük kadını tefritten ve ifrattan kaçınmalıdır” diyen Atatürk, kadınların kılık kıyafeti konusunda hiçbir yasal yaptırıma gitmemiştir. Yalnızca kadınların bilinçlendirilmesi ve yerel yönetimlerin bu konudaki tavsiye niteliğindeki kararlarıyla yetinmiştir. CHP’nin kadınların çarşaflarını, peçelerini, başörtülerini zorla çıkarttırdığı kocaman bir Cumhuriyet tarihi yalanıdır.
 
« Atatürk, çağdaş dünyayla ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkileri arttırmak için çağdaş dünyanın kullandığı alfabe, takvim, saat, ölçü, hafta sonu tatilini kabul etmiştir. Böylece içe kapalı Türkiye, özellikle ticarete, kültürde ve siyasette çağdaş dünyaya açılmıştır. Bu bakımdan Atatürk Cumhuriyeti’nin “statükocu”, “içe kapalı” olduğu iddiası kocaman bir Cumhuriyet tarihi yalanıdır.
 
« Atatürk, çağın şartlarına ve hayatın gerçeklerine uymayan, modası geçmiş eski hukuk sistemini büyük oranda değiştirerek çağdaş dünyanın kullandığı zamana ve hayata uygun hukuk sistemini kabul etmiştir. Böylece kadın haklarını sınırlandıran Mecelle’nin yerine Türk aile yapısına uygun İsviçre Medeni Kanunu kabul edilmiş, bu kanunla Türk kadınlarına sosyal, kültürel ve ekonomik haklar tanınmış; çok kadınla evlilik yasaklanmış, resmi nikah zorunlu hale gelmiş, kadının kocasını boşamasının ve kız çocuklara miras bırakılmasının önü açılmış, kadının çalışmasını ve sosyal hayata katılmasını engelleyen ortaçağ kalıntısı zihniyete büyük bir darbe vurulmuştur. Türk Ceza Kanunu İtalya’dan alınmıştır. Ancak, bu kanun bazılarının iddia ettiği gibi Faşist Musolini’nin ceza kanununun çevirisi değildir, bizim aldığımız ceza kanunu 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu’nun çevirisidir. O dönemde dünyadaki en ileri ceza kanunu budur. Her alanda çağdaş hukuka geçilip eski hukuk kökünden sökülüp atılarak Osmanlı’daki hukuk karmaşasına son verilmiştir. Ankara Hukuk Mektebi açılarak çağdaş Türk hukukçuları yetiştirilmiştir.
 
« Atatürk, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla yamalı bohça görünümündeki çok başlı eğitim sistemine son vererek eğitim öğretimi birleştirmiştir. Böylece çağın gerisinde kalan, uzun bir dönemdir kapılarını akıl ve bilime kapatan Medreseler kapatılmıştır. Türkiye’deki yabancı okullar kapatılmış, azınlık okulları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak denetlenmiş, bu okullarda Türkçenin okutulması zorunlu kılınmıştır. Böylece, yabancı okullar (misyoner okulları), azınlık okulları, 19. yüzyılda açılan çağdaş okullar ve eski usul eğitim ve öğretim veren mektep ve medreseler arasında bocalayan gençlerin çağdaş, milli ve laik bir eğitim alabilmelerinin yolu açılmıştır.

« Atatürk, bilgi üretemeyen, harf devrimi yapıldığında “Latin harfleriyle yazacağıma kalemimi kırarım” diyen, “Okul bahçesinde fotoğraf çektirmenin günah olduğunu” söyleyen hocaların görev yaptığı yüksek medrese görünümündeki Darülfünun’u kapatarak Nazi baskısından kaçan bilim insanlarının da istihdam edildiği İstanbul Üniversitesi’ni açtırmıştır. İstanbul Üniversitesi, 1930’lu yılların dünyasındaki en önemli üniversitelerden biridir. İstanbul Üniversitesi’nde görev alan yabancı bilim insanları arasında kendi alanlarında dünyaca ünlü çok sayıda bilim insanı vardır: İktisat profesörleri W. Röpke, A. Rüstow, G. Kessler, F. Neumark; kimya profesörleri F. Arndt, F. Haurowitz, E. M. Alsleben; tıp profesörleri P. Schwartz, R. Nissen, A. Eckstein; müzik profesörleri P. Hindemith, C. Ebert, E. Zuckmayer; hukuk profesörü E.Hirsh; kent bilimci Prof. E. Reuter… bunlardan sadece birkaçıdır. Dünyanın en önemli fizikçileri, matematikçileri, müzikologları, Sümerologları, Hititologları, antropologları İstanbul Üniversitesi’nde istihdam edilmiştir.
 
« Atatürk, Türkiye’nin dört bir yanında Halkevleri-Halkodaları açtırarak, yüzyıllardır cahil bırakılmış, eğitimle, sanatla, kültürle, bilimle bütün bağları koparılmış Anadolu insanı her konuda aydınlatmaya çalışmıştır. Anadolu’nun en ücra köşesine kadar yayılan Halkevleri-Halkodaları uygulaması, Türkiye’de gerçek anlamda bir Anadolu Rönesansı başlatmıştır. Halkevleri-Halkodaları sayesinde Anadolu insanı eğitimle, sanatla, bilimle, kültürle, sporla tanışmıştır. Batı’dan yaklaşık 400 yıl kadar sonra Anadolu insanı ilk kez okuma-yazma öğrenmiş, tiyatro izlemiş, müzik dinlemiş, kitap okumuş, sergi gezmiş, heykel ve resim görmüş, dans etmiş, spor yapmış, kadınlı erkekli toplantılara katılmış, birlikte öğrenmiş ve birlikte eğlenmiştir. Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar ulaşan Halkevleri, çölde bir vaha misali Anadolu bozkırına can vermiştir. 1932’de 24 Halkevi ve 34.000 üyesi vardır. Aradan geçen altı yıl sonra, 1938’de ise bu rakam 209 Halkevine ve erkek-kadın 100.000’den fazla üyeye ulaşmıştır. 1936 yılında 103 Halkevi çatısı altında çeşitli etkinliklere katılan insan sayısı 2 milyon 100 bin’dir.
 
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sinan UYSAL (12171) - Kasım 16, 2011, 01:50:18
« Atatürk aşiret ve tarikat kıskacındaki Doğu halkını rahatlatmak için toprak reformu yapmak istemiş, bu yönde ilk adımları da atmıştır. 1934 yılında çıkartılan İskan Kanunu’yla yoksul köylüye toprak dağıtılmıştır. Genç Cumhuriyet 1923-1938 arasında toplam, 246.431 aileye toplam 9.983.750 dekar toprak dağıtmıştır. Atatürk’ün, Doğu’daki ağa-şeyh-aşiret-tarikat yapılanmasını yok ederek halkı özgürleştirmek için attığı bu önemli adım, emperyalizmin kontrolünde halkı sömüren feodallerin tepkisiyle karşılaşmış ve Doğu Anadolu’da genç Cumhuriyete karşı Ağrı ve Dersim isyanları patlak vermiştir.
 
« Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından 17 Şubat 1923’teki İzmir İktisat Kongresi’yle Türkiye’nin ekonomik kalkınmasını başlatmıştır. 1923-1929 arasındaki liberal ekonomi denemesi 1929’daki dünya ekonomik krizinin ardından terk edilerek 1930-1938 arasında Planlı Devletçilik (Karma Ekonomi) benimsenmiştir. 1927’deki Teşvik-i Sanayi Kanunu ve 1929’daki gümrük tariflerinin kontrolüyle canlanan ekonomi, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın ardından başlayan ağır sanayi hamlesiyle dosta düşmana parmak ısırtacak bir başarı elde etmiştir. Osmanlı’dan sadece 4 fabrika miras kalan genç Cumhuriyet, 1926-1938 arasında Türkiye’nin değişik bölgelerinde 28 fabrika kurmuştur. Bu fabrikalarda işçi hakları en üst düzeyde tutulmuş, işçiler ve yöre halkı için sosyal imkanlar sağlanmıştır. Bu fabrikalar aynı zamanda birer kültür kumudur. 1929-1938 arasında ağır sanayi üretimi % 152 artarken toplam sanayi üretimi % 80 artış göstermiştir. Artış kömürde % 100, kromda % 600, diğer madenlerde % 200 olurken, demir üretimi sıfırdan 180.000 tana çıkmış, şeker üretimi 200 misli artmıştır, 1930 yılında Türk Parası’nın Kıymetini Koruma Kanunu ve yine aynı yıl Merkez Bankası’nın kuruluşu çerçevesinde, TL’nin sterlin, ABD doları ve İtalyan lireti karşısındaki değeri yükselmiştir. Ulusal bankaların sayısı giderek artmıştır. Ülke genelinde 1924′de 19 ulusal banka varken (15’i yabancıların) 1938′de bu sayı 39′a yükselmiştir (9’u yabancıların). 1923 yılında İthalat ihracat arasındaki fark (-60) iken, başarılı ekonomik politikalar sonunda 1938’de bu fark (-5)’e düşmüştür. 1929 dünya ekonomik krizine rağmen 1924-1938 arasındaki büyüme hızı % 10’un altına düşmemiştir. Enflasyonsuz büyüme gerçekleştirilmiş, GSMH 3 katına, kişi başına milli gelir 2 katına çıkmıştır. 1923-1938 arasında 11 yıl boyunca gelir gider eşitliği sağlanmış (denk bütçe), 3 yıl gelir giderden fazla olmuştur. 1938’e gelindiğinde Merkez Bankası’nda 36 milyon dolar döviz, 26 ton altın vardır. Artık şeker, çimento, kereste ve deri ürünlerinde milli ihtiyacın tamamı, yünlü dokumada % 83’ü, pamuklu dokumada % 43’ü, kağıtta % 32’si, camda ve cam eşyada % 63’ü milli üretimle karşılanmaktadır. 1938’de devletin Osmanlı borçlarından başka borcu yoktur.
 
« Atatürk, ülkenin dört biryanını demiryolu ağlarıyla birbirine bağlamıştır. Osmanlı’dan Cumhuriyete, yabancıların kontrolündeki 4.112 km demiryolu miras kalmıştır. 1928-1938 arasında bu demiryollarının 3.387 kilometrekaresi satın alınarak milleştirilmiştir. 1923’de 4.112 kilometre olan demiryolu uzunluğu, 1938’de 7. 132 kilometreye ulaşmıştır. Yani Osmanlı’nın son 150 yılında üstelik tamamen yabancılara yaptırıp işlettiği demiryoluna yakın uzunlukta bir demiryolu ağını genç Cumhuriyet 10 yılda kendi imkanlarıyla yapmıştır. Üstelik Cumhuriyetin demiryolları, ülkenin doğusuyla batısını, kuzeyiyle güneyini eksiksiz birbirine bağlayan çok daha işlevsel niteliktedir. 1938’den günümüze kadar geçen 73 yılda yaklaşık, 1500 kilometre demiryolu yapıldığı göz önüne alınırsa, Atatürk Cumhuriyeti’nin demiryolu konusundaki başarısı çok daha iyi anlaşılacaktır. Atatürk, yol olmadığı için adeta kaderine terk edilmiş durumdaki köyleri merkeze bağlamak amacıyla köy yollarının yapımına ve onarımına büyük önem vermiştir. Bu doğrultuda çok kısa bir zamanda adeta bir dünya rekoru kırılmış ve 1923-1926 yılı arasında 27.850 km köy yolu açılmış onarılmış ve düzeltilmiştir.
 
« Atatürk, 1926 yılında Teyyare ve Motor Türk Aş’yi kurdurmuştur. 1928’de Kayseri’de bir Uçak Fabrikası kurularak üretme başlamıştır. Fabrika, Alman Junkers firmasıyla birlikte 1938 yılına kadar 15 adet Junkers A 20 Uçağı, 15 adet ABD Havk Muharebe Uçağı, 15 adet Gotha İrtibat Uçağı üretmiştir. Kayseri Uçak Fabrikası’nda toplam 112 uçak üretilmiştir. Fabrika yurt dışından bile uçak siparişi almıştır. Fabrika, 1939 yılından itibaren uçak üretimine son vererek sadece Hava Kuvvetleri’ne ait uçakların bakım ve onarım işlerini yapmaya başlamıştır. 1925 yılında Vecihi Hürkuş, her şeyi ile yüzde yüz ilk Türk uçağını yapmıştır. 1936 yılında Nuri Demirağ, İstanbul Uçak Fabrikası’nı kurmuştur. Nu 37 koduyla uçak üretimine başlamıştır. Bu uçaklardan 24 adet üretilmiştir.
 
« Atatürk, Türk insanının belini büken amansız hastalıkların kökünü kazımıştır. Sağlık bakanlığına bağlı bir avuç idealist Cumhuriyet doktoru, sıtma, verem, tifüs, frengi, cüzzam ve trahom gibi salgın hastalıklarla mücadele etmiş ve bu hasatlıkları büyük oranda etkisiz hale getirmiştir. 1924 yılında 150 ilçede Muayene ve Tedavievi açılmıştır. Hastane sayısı 1940’ta 198’e ulaşmıştır. 1926’da Manisa ve Elazığ’da Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastaneleri, Ankara ve Konya’da Doğum ve Çocuk Bakımevleri açılmıştır Adana, Malatya, Antep, Kilis, Besni de Trohom Savaş Hastaneleri açılmıştır. Adana, Gaziantep, Malatya, Urfa ve Maraş’taki mücadele sırasında toplam 120 yataklı trahom hastaneleri kurulmuş ve yalnızca 1934 yılında müracaat eden 87.000 kişiden 2.215’i tedavi, 4.318’i ameliyat edilmiştir. 1925-1931 arasında ülke genelinde 40.000 trohomlu tedavi edilmiştir. Adana’da Sıtma Enstitüsü hizmete girmiştir. Değişik bölgelerde 11 Sıtma Dispanseri kurulmuştur. 1931 yılına kadar 2 milyon hasta tedavi edilmiştir. 1924-1938 arasında 17 milyon sıtmalı kontrolden geçirilmiştir, 5 milyonu tedavi edilmiştir, 350 kilometrekare bataklık kurutulmuştur. 1000 km kanal açılmıştır. çıkmıştır. Sıtmayla mücadele konusundaki bu büyük başarının dünyada eşi benzeri yoktur. 1922’de 22 olan Kızılay Dispanseri sayısı 1932’de 339’a, yatak sayısı ise 189’dan 1318’e çıkmıştır. 1960 yılına gelindiğine ülke genelinde doktor sayısı 9.826’ya, hemşire sayısı 2420’ye, ebe sayısı 3126’ya çıkmıştır. 1922’de 1.950 köyde sığır vebası vardı. 1932’de sığır vebası tamamen önlenmiştir.
 
« Atatürk, Türk insanına sanatı, sanatçıyı, tarihi, kültürü, sporu, çevreyi sevdirmiştir. Halkevleri aracılığıyla resim, heykel, müzik, tiyatro, sinema gibi sanatların Anadolu’nun dört bir yanına yayılmasını sağlamıştır. Yetenekli gençleri Avrupa’ya resim, müzik öğrenimi için göndermiştir Böylece Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Adnan Saygun gibi kompozitörler; Çallı İbrahim, Namık İsmail gibi ressamlar yetişmiştir. 1937’de Türkiye’deki ilk resim galerisini, Resim ve Heykel Müzesi’ni açmış, İbrahim Çallı başta olmak üzere dönemin Türk ressamlarıyla ilgilenmiş, İlk Türk operasının (Özsoy) hazırlanması için ünlü müzisyen Adnan Saygun’u görevlendirmiş, Cemal Reşit Rey’e de ilk konservatuarı kurdurmuştur. Türk müziğinin araştırılmasını sağlamış, çok sesli müziğin tanınıp dinlenmesi için mücadele etmiştir. Kulakları çok sesli Alafranga müziğe alıştırmak için bir süre çok sevdiği Alaturka müziği yasaklamıştır. Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’nı kurdurmuştur. Şehir tiyatrolarının yurdun en ücra köşelerine kadar turneler düzenleyerek halka temsiller vermesini sağlamıştır. Eski Türk oyunlarının yeniden hatırlanmasını ve oynanmasını istemiştir. Mevlana, Yunus Emre, Karacaoğlan’ın hatırlanmasını ve anılmasını; Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Mimar Sinan, Piri Reis gibi Türk büyükleri hakkında bilimsel araştırmaların yapılmasını ve bu kişilerin heykellerinin dikilmesini istemiştir. Nitekim Piri Reis hakkındaki ilk bilimsel araştırmalardan birini Manevi kızlarından tarihçi Afet İnan’a yaptırmıştır. Arkeolojiye, eski eserlere ve müzelere önem vermiş, Anadolu’nun köklü tarihinin sergilendiği müzeler açtırmıştır. Radyo yayınlarını başlatmış, sinemanın yayılmasına önayak olmuştur. Güreş, atletizm, havacılık, yüzme sporlarının gelişmesini, dahası bu branşlarda Türk kadın sporcuların yetişmesini sağlamıştır. Ankara’da Millet Bahçesi’nde bir Milli Sinema kurumuş orada halka açık filimler gösterilmiştir. Bireysel olarak da sinemayla ilgilenmiş, fırsat buldukça film izlemiş ve dahası, Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bir film senaryosu yazmıştır. Atatürk, başta Ankara Orman çiftliği olmak üzere Türkiye’nin değişik yerlerinde kurduğu “örnek çiftliklerle” modern tarım-ileri hayvancılık yapılan ve biyoyakıt kullanılan çevreci bir Türkiye yaratmak istemiştir. Orman Çiftliği’ne 3 yılda 150 bin, Yalova-Termal arasındaki yola ise 2250 ağaç diktirmiştir. Yalova’da bir çınar ağacağının dalını korumak için ağacın hemen yanındaki köşkünü altına ray döşeterek birkaç metre yana kaydırmıştır. O günden sonra o köşke “yürüyen köşk” adı verilmiştir.
 
İşte Atatürk’ün aklıyla, iradesiyle yarattığı Cumhuriyet mucizesinin çok kısa bir bilançosu…
 
İşte günümüzde kimilerince küçümsenmeye, sıradanlaştırılmaya, unutturulmaya çalışılan Atatürk gerçeği, Atatürk mucizesi…
 
Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin haksız mıyım?“Cehalette boğulup sıtmadan ölmediysek eğer bunu O’na borçluyuz.” derken haksız mıyım?…,
 

Sinan MEYDAN
 Tarihçi,Yazar
 
her zaman aklımızda ve kalbimizde olan atamızı bir kez daha analım.
 
Nur içinde yatsın, ruhu şad olsun.

Atamıza dil uzatmaya kalkanlar vicdansız, vefasız, kişiliksiz ve para için

beynini başka yerlere kiralayan zavallılardır.Bu zavallılar menfaat karşılığında
 
kendi öz ana ve babasınıda kötüleyebilirler. Onun için bu zavallıları dikkate
 
bile almamak lazım...

Atam Ne Yapmış ki..!!!!!!!!!
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sercan Karabulut (12685) - Nisan 04, 2012, 14:34:34
Bazen hatırlamak iyidir, iyi hissettirir.

Canım Atam.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Çetin KOCA (20007) - Nisan 04, 2012, 23:43:08
Bazen hatırlamak iyidir, iyi hissettirir.

Canım Atam.
:alkis:
+1
Sık sık hatırlamak daha iyidir  :alkis:
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sercan Karabulut (12685) - Nisan 05, 2012, 10:46:29
:alkis:
+1
Sık sık hatırlamak daha iyidir  :alkis:

Çok şükür ki ben sık sık hatırlıyorum abicim ama hatırlamayanlara bi hatırlatma benimkisi.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sercan Karabulut (12685) - Haziran 14, 2012, 23:20:43
Hatırlatma
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kemal Aksüyek (857) - Temmuz 23, 2012, 16:29:07
Hatırlat
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sercan Karabulut (12685) - Temmuz 23, 2012, 21:28:13
Evet Dostlaar Yüce Atamızın çeşitli Fotoğraflarını paylaşabiliriz.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Silinen Üye (13873) - Temmuz 24, 2012, 22:05:21
Edip Akbayram - Sarı Saçlım Mavi Gözlüm (http://www.youtube.com/watch?v=kX_-qUnNvjA#ws)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Levent Karagöz (8830) - Ekim 23, 2012, 09:16:26
Memleket için üzücü gelişmeler:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/21755621.asp (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/21755621.asp)

BAĞDAT CADDESİ'NDE BAYRAK KRİZİ

Öte yandan Kadıköy Belediyesi’nin caddeye bayrak, Atatürk posteri ve Kadıköy Belediyesi’nin amblemini asma çalışmaları İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) görevlileri tarafından engellenince ekipler karşı karşıya geldi. Kadıköy Belediyesi’nin konuyu sosyal medyada paylaşmasının ardından gelen tepkiler üzerine Büyükşehir Belediyesi’nin engellemeyi kaldırdığı bildirildi.   

Kadıköy Belediyesi’nden yapılan açıklamada her yıl Cumhuriyet Bayramı öncesi başta Bağdat Caddesi olmak üzere ana arterler ve bazı bölgelerin Türk Bayrağı, Atatürk Posteri ve Kadıköy Belediyesi amblemi ile süslendiği belirtilerek: “Bağdat caddesi, Büyükşehir belediyesinin sorumluluğunda. Bu nedenle Büyükşehir belediyesi oradaki direkleri ve caddeyi süslememizde her yıl sorun çıkarıyor. Süsleme ve bayraklama çalışmalarına engel oluyor. 2009’da da caddenin elektrikleri kesilmişti.
 
Bu yılda gece ekiplerimiz çalışma yaparken, yani Atatürk posterleri asarken ekipler engellemek istedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu yıl caddeye sadece Türk Bayrağı ve kendi bayraklarını asmış. Kadıköylüler buna tepki gösterdi. Bize ‘Atatürk posterleri’ de asılsın isteği geldi.Çünkü Büyükşehir Atatürk posterleri asmadı. Ekiplerimiz Atatürk posterleri asarken, müdahale edildi. Sosyal medyada gündeme gelince halk büyük tepki gösterdi ve bize destek verdi” denildi.

Sosyal medyadaki tepkiler üzerine Kadıköy Belediyesi’nin süsleme yapmasına izin verildiği ifade edildi.

Bu yıl ki 29 Ekim kutlamalarına CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katılacağı bildirildi. Caddede 29 Ekim günü iki ayrı kutlamayapılacak, ilki sabah resmi tören, ikincisi büyük katılımımın beklendiği ‘Cumhuriyet’e bağlılık yürüyüşü’.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sercan Karabulut (12685) - Ekim 29, 2012, 14:07:43
Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Yağız Volkan (8886) - Ekim 29, 2012, 15:21:23
bugün yapılanlar hiçbir bahaneye bağlanamaz.yaazıktır günahtır bu vatana bu millete en çokta Atatürk'e nice savaşlar sonunda kazanılmışzaferlerle cumhuriyet'i ilan etmişler ve şimdi sen bu milletin özgürlüğünü kutlamasına pranga vuruyosun.olacak işmi akıl alacak bişey değil.fakat bu ülke bunu sana ödetir.eskiden kesin ödetir derdim derdim fakat şu an ne yazıkki ödetmesini temenni ediyorum umuyorum diyebiliyorum.2 kg pirince kömüre erzağa bu ülkeyi satmayacak kişiler vardır yürekli insanlar hala vardır inanıyorum
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Tuncay Ceyhan (21437) - Ekim 29, 2012, 15:27:14
23 nisan,19 mayıs,30 ağustos ve 29 ekim hepsinde bi bahane bi neden bi yasaklama amaç belli.Ne Mutlu Türküm diyene..
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Levent Karagöz (8830) - Ekim 29, 2012, 17:44:17
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN !!!
UMARIM BU FORUMDAKİ ARKADAŞLAR CUMHURİYET BAYRAMINI UNUTMAMIŞTIR!!
UMARIM FORUM ÜYELERİ TATİL DÖNÜŞÜNDELERDİR VE BİLGİSAYAR KULLANMA
DURUMLARI YOKTU VE BU KONUYA KİMSE YAZAMADI.
  !!!

(http://g1210.hizliresim.com/12/x/ff29g.jpg)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sercan Karabulut (12685) - Kasım 09, 2012, 23:58:50
Yarın Saatinde ATAmıza olan saygımızı sevgimizi göstereceğiz Milletçe.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sercan Karabulut (12685) - Kasım 20, 2012, 12:29:48
İşte böyle bir şey...

(http://img195.imageshack.us/img195/374/atamizkarlaruzerinde.jpg) (http://imageshack.us/photo/my-images/195/atamizkarlaruzerinde.jpg/)

Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Sercan Karabulut (12685) - Mayıs 14, 2013, 21:38:40
:) AtaTÜRKİYE
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Haziran 02, 2013, 01:54:19
Bundan yaklaşık yüz yıl önce de insanlar dalmış, kimileri uyumuştu. Emperyalistlere karşı uzun zaman sonra ilk defa Çanakkale ile ve Ulu Önder Mustafa Kemal'in dehası ile başarı kazanılmıştı. Uzun zaman sonra bu millete Atatürk o ruhu tekrar hatırlatmış ve silkinmesini sağlamıştı. Sonrasında, bu halkın uyanık kalmasını da öğütlemişti(NUTUK). Bugünlerde bunları görebilmiş olmak, vatanına sahip çıkan insanlar olduğunu bilmek güzel, hiç bir akım, siyaset, vs etkisi altında olmadan, sadece vatan sevgisi, barış isteği ile.
Tabiki de Atatürk'ü kıskananlar, o yenilgiyi hazmedemeyenler olacak, ama Aklını işleten, Barışa yönelik işler yapan, Vatanını seven insanlar olduğunu bilmek, görmek, onlar ile tanışmak güzel.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kadir Sahin (22254) - Haziran 02, 2013, 07:36:00
Bundan yaklaşık yüz yıl önce de insanlar dalmış, kimileri uyumuştu. Emperyalistlere karşı uzun zaman sonra ilk defa Çanakkale ile ve Ulu Önder Mustafa Kemal'in dehası ile başarı kazanılmıştı. Uzun zaman sonra bu millete Atatürk o ruhu tekrar hatırlatmış ve silkinmesini sağlamıştı. Sonrasında, bu halkın uyanık kalmasını da öğütlemişti(NUTUK). Bugünlerde bunları görebilmiş olmak, vatanına sahip çıkan insanlar olduğunu bilmek güzel, hiç bir akım, siyaset, vs etkisi altında olmadan, sadece vatan sevgisi, barış isteği ile.
Tabiki de Atatürk'ü kıskananlar, o yenilgiyi hazmedemeyenler olacak, ama Aklını işleten, Barışa yönelik işler yapan, Vatanını seven insanlar olduğunu bilmek, görmek, onlar ile tanışmak güzel.
Her toplumda her millette ve her devirde iyilerle kotuler, kahramanlarla korkaklar, aklarla karalar .... v.b. olacaktir. Sukurki bizde hep artilar daha fazla olmustur.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Aydın (11165) - Ekim 29, 2013, 09:07:47
cumhuriyet 90 yaşında, hepimizin bayramı kutlu olsun. sahip olduğumuz değerleri elimizden geldiğince korumaya çalışalım, manevi değerlerimizin sömürülüp şehitlerimizin kanıyla sulanmış bu toprakların dış mihrakların eline geçmesine izin vermeyelim.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Selim Melen (9225) - Ekim 29, 2013, 09:16:21
En büyük bayramımız herkese kutlu olsun.
Nice 90 yıllara.......
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kudret Ayyıldır (23994) - Ekim 29, 2013, 09:32:45
(http://n1310.hizliresim.com/1g/x/u0xns.jpg) (http://bit.ly/c25MCx)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Levent Karagöz (8830) - Ekim 29, 2013, 10:59:19
(http://g1210.hizliresim.com/12/x/ff29g.jpg)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Bekir Karagöz (22533) - Ekim 29, 2013, 12:32:36
(http://p1310.hizliresim.com/1g/x/u12wp.gif) (http://bit.ly/c25MCx)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ilke Arslan (19216) - Ekim 29, 2013, 12:35:54
[attach=1]
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Kadir Sahin (22254) - Ekim 29, 2013, 19:45:29
nice 90lari tuketmek dilegiyle....
Başlık: Atamızı Saygıyla Anıyoruz..
Gönderen: Aytaç Hut (27127) - Kasım 10, 2013, 01:34:09
Hiç bir zaman unutmayacağız...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ilke Arslan (19216) - Kasım 10, 2013, 07:01:17
Actigin yolda, gosterdigin hedefe durmadan yuruyecegime ant icerim.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Levent Karagöz (8830) - Kasım 10, 2013, 09:57:13
Saygı ile anıyoruz.
(http://3.bp.blogspot.com/-vN6YcSXg_MQ/Ul_QQ2_CEeI/AAAAAAAADZA/6CJ3XBIDWQc/s1600/10-kasim-resimleri-3.gif)
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ayberk Çetin (16209) - Kasım 10, 2013, 10:54:20
Söylerken dinlerken hala tüylerim diken diken oluyor ve olmayada devam edecek.

Büyük Dünya lideri. Bedenen ayrılsan da aramızdan ATAM, '' Senin Sonsuzluğun Bizleriz ''


ATATÜRK ÖLMEDİ (http://www.youtube.com/watch?v=NJTYNu51vH0#)


Atatürk ölmedi,
Yüreğimde yaşıyor,
uygarlık savaşında
bayrağı o taşıyor,
her gücü o aşıyor.

türklüğü güç veren devrimler senin,
yurduma çizdiğin aydın yol senin,
gençlik senin,
sen gençliğimsin,
ölmedin ölemessin,
ölmedin ölemessin.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Mustafa Emre Kibar(19338) - Kasım 10, 2013, 11:23:20
Atamızı özlemle aniyoruz.

İsmini her yerden kaldırın . 
Düşmansınız ona çünkü . 
Tarihten de silemezsiniz ya!
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Vildan Ilarslan (32414) - Kasım 08, 2014, 11:33:12
merhaba,


Atamızın silüetini yapıştırmak istiyorum aracımın arkasına, birçok kişinin yaptığı gibi.

ama artık korkuyorum maalesef birsürü hain olduğu için ülkemizde, aracıma zarar verirler diye.

bunları düşüncek hale geldik ne yazıık ki. !!!
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ayberk Çetin (16209) - Kasım 08, 2014, 13:53:06
ATAM sana canım feda.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Oktay ÖZCAN (32426) - Kasım 08, 2014, 17:51:00
vakit buldukça hepsini tek tek okuyacağım emeğine sağık
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 09, 2014, 09:41:21
merhaba,


Atamızın silüetini yapıştırmak istiyorum aracımın arkasına, birçok kişinin yaptığı gibi.

ama artık korkuyorum maalesef birsürü hain olduğu için ülkemizde, aracıma zarar verirler diye.

bunları düşüncek hale geldik ne yazıık ki. !!!

Böyle düşünen çok kişi var. Diğer yandan zarar vermeyi düşünenlerin insanlığa, ailesine vs hiç bir faydası olamaz!. Belki bir faydaları olur ama o zaman da o ağaçların meyveleri falan yenmez. ;)

Bu arada yarın 10 Kasım, insanlığı, vatanını, özgürlüğü, bu milleti sevenlerin hüzün günü.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Oktay ÖZCAN (32426) - Kasım 09, 2014, 15:09:00
Yarın Saatinde ATAmıza olan saygımızı sevgimizi göstereceğiz Milletçe.
 

yarın yine aynı tarih aynı saat :(


bu arada birşey eklemek istiyorum. Atatürk hiç bir zaman yurt dışına çıkmamıştır. Bütün devlet büyükleri ve idareciler herkes onun makamına gelmiştir...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Yasin Yılmaz Fidan (23089) - Kasım 09, 2014, 17:06:20
Atatürk'ün bize bıraktığı emanete daha çok sahip çıkmamız gereken bir zamandayız. Sembolik hareketlerden çok icraat yapmalıyız değerli TCT ailem.

merhaba,


Atamızın silüetini yapıştırmak istiyorum aracımın arkasına, birçok kişinin yaptığı gibi.

ama artık korkuyorum maalesef birsürü hain olduğu için ülkemizde, aracıma zarar verirler diye.

bunları düşüncek hale geldik ne yazıık ki. !!!

Vildan Hanım siz de korkmayın yapıştırın. Unutmayın ki bizler bu şekilde kendimizi kısıtladıkça diğerleri daha fazla baskın hale geliyor.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Onur Turan (25078) - Kasım 09, 2014, 20:35:34
Öksüz kaldığımızın yıl dönümü [emoji17]

Kim derdi ki Türk öksüz kalacak?

Kim derdi ki öz yurdu yaban olacak?

Kim derdi ki Atama yan bakılacak?

Nazlı hilal solacak yıldız kan ağlayacak?

Bir daha gel Samsundan Sarı Saçlım Mavi Gözlüm Nerde Nerde Nerdesin Dost?


Atam ruhun şad mekanın Cennet kabrin nur olsun.

Türk' ün başı sağolsun.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Vildan Ilarslan (32414) - Kasım 10, 2014, 08:24:41
teşekkür ederim @hakan @yasin

bu gün matem günümüz. ruhu şad olsun Ata'mızın, mezarında rahat uyusun..
Türk gençliğine bıraktığı Cumhuriyeti görseydi rahat uyuyamazdı..
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Murat Köse (28015) - Kasım 10, 2014, 08:50:43
Allah ondan razı olsun. Allah rahmet eylesin.  :saygi: :saygi: :saygi:
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Eren Acar (23655) - Kasım 10, 2014, 08:53:11
Nur içinde yatsın.Bize bu güzel ülkeyi bıraktığı için minettarız
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Mustafa Emre Kibar(19338) - Kasım 10, 2014, 08:59:07
Atamizi saygi ve ozlemle aniyoruz.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Bülent Sertkol (1829) - Kasım 10, 2014, 08:59:13
Asaletin yeter ATA'm..
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ilke Arslan (19216) - Kasım 10, 2014, 09:07:05
 ...
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Cavit YORDAM (26016) - Kasım 10, 2014, 09:19:41
Ne mutlu türküm diyene.
Ne mutlu atamın izinden yürüyene
Atam sen çok yaşa ruhun şad olsun.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Murat Köse (28015) - Ağustos 30, 2016, 11:21:57
[attach=1]

Daha nice zaferlere  :tamam:
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Hakan Öztürk (3676) - Kasım 09, 2018, 19:52:56
Dünya, her geçen gün değerini daha iyi anlıyor.
(https://aquaflorya.com/data/blogz/75/prvw_sml_file.jpg)

Bilinmeyen Türkler - Heath W. Lowry
Bu kitabı da özellikle tavsiye ederim, kitabın var olması bile çok şey anlatmaktadır.

Atatürk'ün aldığı bir savaş yarası.
..."Mustafa Kemal ve arkadaşları, Trablusgarp’a giderken birçok maceralar yaşadılar. Mısır’da, tanınmamak için Arap kıyafetlerine hüründüler; fakat, Mustafa Kemal’in açık renginden ve askerce yürüyüşünden, bir sivil olmadığını anlamak zor değildi. İki defa tutuklanma tehlikesi geçirdiler. Mustafa Kemal’in becerikliliği ve yerine göre tavır koyma özellikleri sayesinde bunları atlattılar. Çöldeki tren istasyonuna ulaştıklarında, Mısırlı bir subay gelerek beş Türk subayını tutuklamak için emir aldığını söyledi. Mustafa Kemal, sadece Arap kıyafetlerine bürünmekle bu subayı atlatamayacaklarını anlayınca, ona gerçeği söyledi; güzel ve akıcı bir konuşma yaparak onun dinî duygularına hitap etti. Bundan çok etkilenen Mısırlı subay, uzlaşmaya razı oldu. Ertesi gün serbest bırakıldılar. Tren hattının gerisindeki kamptan at, deve, su, yiyecek gibi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, çöl ortasında, deve sırtında 1 hafta yol aldılar. Sınıra geldiklerini zannederek, üzerlerindeki Arap kıyafetlerini çıkarıp üniformalarını giydiler. Fakat, başlarında İngiliz ve Mısırlı subayların bulunduğu bir müfreze ile karşılaştılar. Mustafa Kemal, onları tehdit edici bir tavırla, “buranın Osmanlı toprağı” olduğunu söyledi. Onlar da, “kısa bir süre önce sınırın değiştiğini11 ve buranın Mısır toprağı olduğunu” ileri sürdüler. Mustafa Kemal, yine kafa tutarak, “ateş açtıracağını” söyledi. İngilizler, aradaki sayı farkına gülmekle beraber, çekildiler12. Nihayet, Mustafa Kemal ve arkadaşları, iki gün sonra Tobruk dışındaki Türk karargâhına ulaştılar13.Mustafa Kemal, Kasım ayı süresince Arap önderleriyle görüşmelerde bulundu. 3 Kasım 1911’de Harbiye Nazın Mahmut Şevket Paşa, Trablus Tümen Komutan’ına yazdığı bir mektupta, Mustafa Kemal’in bazı şeyhleri ve Sünusîleri teşkilâtlandırmak için Calu’ya gittiğini, buradan topladığı yerli kuvvetleri Bingazi ve Trablus’a sevk edeceğini bildiriyordu.14 Mustafa Kemal, Trablusgarp’ta şeyhler ve aşiret reisleriyle toplantılar yapıyor ve düzensiz kalabalığı teşkilâtlandırmaya çalışıyordu. Bunların bir kısmına din kardeşim diye hitap ediyor ve kâfirlere karşı savaşmaya çağırıyordu. Katılmak istemeyenlere daha değişik yöntemler kullanıyordu; meselâ, onları İtalyan casusu olmakla itham ediyor ona göre muamelede bulunacağını söylüyordu15. Burada görüldüğü gibi Mustafa Kemal, Sünusîleri ve yerli Arap kabilelerini teşkilâtlandırmak gibi çok önemli bir görevi yüklenmiş buluyordu. O’nun teşkilâtçılıktaki başarısı, Sünusîlerin ve diğer yerli Arap kabilelerinin, savaşın sonuna kadar Türkler’in yanında yer almalarıyla ortaya çıktı.Mustafa Kemal’in uzun süredir beklediği terfi, nihayet burada iken geldi. Genelkurmay 3. Şube’den, Enver Bey’e 30 Kasım 1911 tarihiyle gönderilen telgrafta, Erkânıharbiye Kolağası Mustafa Kemal Bey’in Binbaşılığa terfi ettirildiği bildiriliyordu16.Mustafa Kemal, 22 Aralık’ta Tobruk’ta başarılı muharebe yaptı17. 30 Aralık 1911’de Yüzbaşı Nuri Bey ve diğer arkadaşlarıyla birlikte Derne’ye geçti18. Mustafa Kemal, Derne’de önce Şark Kolu Komutanı oldu (1 Ocak 1912)19. Derne’de, 16 Ocak muharebesinde gözünden yaralandı20. Bir ay Hilâl-i Ahmer Hastahanesi’nde tedavi gördü; tamamen iyileşmeden hastahaneden çıktı. 4 Mart 1912’de yapılan genel savaş, çok zor şartlarda cereyan ettiğinden, gözündeki rahatsızlık tekrarladı; 15 gün yataktan kalkamadı. Mustafa Kemal, bu arada, 6 Mart 1912’de Derne Komutanı oldu21."

Kaynak: http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-10/mustafa-kemalin-ilk-savasi
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Tokay Ceritoğlu (40552) - Kasım 09, 2018, 23:05:17
Atatürk'ün yüzyılda bir gelen önderlerden olduğunu ifade eden ingiliz devlet adamı,savaşı bu yüzden kazanamadıklarını söyledi. yanılıyordu,çünkü böylesine çok yönlü insan belki 1000 yılda bir gelecek..
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Ümit ŞAHANTİMOR (39478) - Kasım 10, 2018, 07:15:16
Asrın lideri büyük devlet adamı yeri doldurulamayacak bir şahsiyet
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: ALİ ÖZDEN TAŞKIRAN (42810) - Kasım 10, 2018, 10:25:25
ATAM, bir Türk genci olarak 'Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.' sözünü benimsiyor ve şu dönemlerde ne yazık ki duyduğumuz biz gidersek Türkiye Cumhuriyeti yıkılır cümlesini sarf eden zihniyeti kabul etmiyor ve seni saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.
Başlık: Ynt: Atatürk Köşesi...
Gönderen: Mustafa Aktaş (26096) - Kasım 10, 2018, 11:12:52
İzindeyiz.